Bir şehrin mahzeni, anahtarı, anısı, kuyusu garajlar.
Uzun zaman var ki otobüsle seyahat etmemişim.
En önden bilet alıp bir düğüne giderken baharın da
düğününü görmek istiyorum.
Bir Trakya otogarı değil de uluslararası arena gibi.
Bulgaristan yolcusu kalmasın.
Burgaz, Aytos, Partizani, Şumen, Razgrad, İsperih,
Dulova, Silistra, Varna, Dovric.
Çığırtkanlar sanki Üsküdar, Beykoz der gibi, Makedonya,
Üsküp, Tetova, Gostivar yolcularını çağırmakta.
5 tane pişmaniye 10 lira .
Sesi biraz daha Anadolu rengi.
Kutular, koliler, çantalar, valizler, çuvallar, yükler.
El arabasında sakat çocuğunu gezdiren kadına yardımlar
yapıldı.
Trakya insanı olabildiğince sessiz, terbiyeli.
Ne de olsa Avrupa toprağı.
Sevecen bir sevgi seli ile el sallamaktalar.
Kırmızı güller ve bahar güzeli ağaçlar eşlik ediyor
seyahatimize.
Dört numarada oturan yol arkadaşım, yaşlı bir hanım, çok
üzgün.
Bir ara ağladı.
Sonra çantasından küçük bir defter çıkardı.
Kalemi eline aldı, günün tarihini yazdı.
Bu gece, sensiz; çok zor geçecek cümlesini not etti.
Algılamada yanılma bizde de dağ gibi.
Bir kere kadın 75 80 yaşlarında.
Üstelik tam tesettürlü.
O, düzgün bir tahsili fısıldayan imla ile nasıl bu
cümleyi kurabildi.
Örtüye ve yaşa kalemi yakıştıramama yanlışlığına ben de
düşmüştüm işte.
Modern çağın Şebben i, beni de şaşırtmıştı.
Üzüntüsünü sorduğumda, konuşmaya mecali olmayan kısık bir
sesle anlatıyor.
Eşi rahatsızlanır, Çapa dan randevu alırlar, güle oynaya
gelirler ama kötü bir sürpriz onları beklemektedir.
Hemen yatış ister doktor, teşhis ürkütücüdür.
Kadın Trakya daki evine gidip eşyalarını alıp yarın sabah
dönecektir.
Onunla biz hiç ayrılmadık derken hıçkırıklara boğuldu.
Akşam vakti düğüne vardığımda, arkadaşımın oğlu sevinçten
uçuyordu.
Sevdiği kızla evleniyordu.
Ne ki gelinin suratı bir karış asıktı.
Oturduğum masa tesadüf, gelinin çok yakınında imiş.
Takı merasiminde gelin kendisine hayli ağır hediyeler
gelmesine rağmen suratını iyice astı.
Takılan kalın enli bilezikleri uzun uzun inceledi,
şüpheye düştü.
Elleri ile yokladı, dudak büküp süzdü, düşük ayarlı
olması ihtimali üzerinde durdu, enli olmasına rağmen çok ince buldu, kan
beynine çıktı suratını iyice astı.
Arkadaşım o gün zaten burunlarından getirdiğini anlattı.
Kuaförü beğenmemiş, düğün salonuna sinirlenmiş, tutulan
ev ve eşyalar konusunda büyük sorun yaşamışlar.
Sanki genç kız altınla evlendi o gece, sırtını damada
döndü, daha da gülmedi.
Kendisini de mutsuzluğu ile yedi bitirdi, ailelerini de,
düğün davetlilerini de.
Bu zalimden neler çekecek olan damada üzülerek son
otobüse yetiştim.
Yolda yaşlı kadını düşündüm.
Kim bilir ne yoksulluk çektiler eşi ile.
Ama mutlu oldular.
Zira hazinelerden kıymetli sevgileri vardı.
Belki yaşlı diye yakıştıramayabilir insanlar ama.
Öldükten sonra da devam edecek dağ gibi bir aşkı vardı.
Eşinden bir gün bile ayrı kalmaya dayanamayan o büyük
yürek için dualar ettim.
Aslında yazının başlığı gençlere olmalı idi.
Ne yazık ki zamane insanı aşkı, sevgiyi, şefkati pek de
tanımamakta.
Her şeyi menfaat, para, lüks yaşama endekslemiş.
Kendisini ve çevresini mutsuz etmek için elinden geleni
yapmakta.