Geçtiğimiz Pazar günü Bosna savaşı gazisi Bilge Kral Aliya’nın komutanlarından Albay Şerif Patkoviç ile beraberdik. Doğal olarak Bosna’yı, İslam dünyasının şu an içinde bulunduğu sıkıntılı süreci konuştuk. Albay’ın, Avrupa’nın göbeğinde Müslüman kimliği ile yaşam mücadelesi vermenin bedelini ödeyenlerden birisi olması elbette görüşmenin önemini arttırıyordu. Patkoviç şu an gazilerin sosyal haklarının korunması ve kamuoyuna karşı doğru bilgilendirme akışının sağlanması maksadıyla Bosna Altın Zambak Gaziler Derneği’nin başında bulunuyor.
Boşnaklar savaşı aslında kendileri için bir nimet olarak kabul ediyorlar. Bu ifadeyi birçok Bosnalıdan işitmişliğiniz vardır. Yugoslavya’nın tek tipçi yönetim anlayışı altında yaşarken, savaş ile birlikte kimliklerini tekrar hatırlamış oldular. Savaş başlar başlamaz kapı komşuları olan Sırpların, Hırvatların saldırıları ile birlikte kim olduklarını acı bir şekilde müşahede etmenin acısını yaşadılar.
Bosna’daki soykırımdan günümüze uzanan birçok mesaj var. Bugün İslam dünyası olarak etnik ve mezhepsel çatışma riski ile karşı karşıyayız. En büyük tehlike bu! Bosna savaşı aslında Müslümanların ortak düşmana karşı birlikte hareket edebildiklerine dair çok önemli bir örnek. Dünyanın dört bir tarafından farklı mezhep ve etnik kimliğe mensup Müslümanların Bosna’da birlikte verdikleri mücadeleden ders almamız şart. “Biz mezheplerin varlığını da savaş ile birlikte öğrendik” diyor Albay. “Evet, kimlik dejenerasyonu yaşıyorduk ama biz çok umursamasak da sonuç itibariyle Müslümanlardık” diye devam ediyor. Şu veya bu mezhebe mensup olmak ne demek, mezhepler arasındaki farklı yorumlar nelerdir sorularını, destek için Bosna’ya gelen Müslümanların varlığı ile fark ettiklerini söylüyor. Tabi bu durum kısa süreli bir şok yaşamalarına sebep olmuş. Sünni kimdir, Şia kime denir sorularına cevap bulmaları biraz zaman almış. Buna rağmen Türkiye’den, İran’dan, Suudi Arabistan’dan, Mısır’dan, Pakistan’dan, Afrika’dan, Uzakdoğu’dan destek için Bosna’ya gelen Müslümanların mezhepleri ve yorum farklılıklarını bir kenara bırakarak, Sırplara karşı birlikte mücadele etmelerinden çok etkilenmişler. İşte Bosna’dan alınması gereken ders budur. Bu ruh ile hareket edebilmek İslam toplumunun bir araya gelebileceğini de net bir şekilde gösteriyor. İslam Birliği idealinin gerçekleşebilmesi için son örnek olan Bosna’daki ruha yeniden ihtiyacımız var. Bugün Ortadoğu’da yaşananlar bir açıdan Bosna’daki bu birlikteliğe darbe vurma girişimidir. Sözde İslami tandanslı terör örgütlerinin Bosna savaşı sonrası, mantar gibi çoğalması bir tesadüf müdür, bunu da ayrıca düşünmemiz gerekir.
Bir arkadaşım bu tip terör örgütlerinin özellikle din ile yeni tanışan insanları tercih ettiğini söylemişti. Bunu da ifade ederken “bu insanlar sevmeyi öğrenemeden öldürmeyi öğreniyorlar” demişti. Avrupa’dan DAEŞ’e katılımlarla ilgili raporları mutlaka görenlerimiz vardır. Önceleri dinden uzak bir hayatı yaşarken, bu insanların örgütle irtibata geçtikten sonra birden vahşi bir kimliğe bürünmelerini doğru bir şekilde değerlendirebilmeliyiz. Bu durum bu örgütlerin özellikle her açıdan destek gördüğünü ve planlı bir şekilde araziye sürüldüklerini ortaya koyuyor. Bugün Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da, Libya’da, Yemen’de, Bahreyn’de yaşadıklarımız işte özel görevli! bu örgütlerin yaptıklarıyla doğrudan bağlantılıdır. Bütün bunlara karşı Bosna’yı hatırlamak yeterlidir. Orada omuz omuza verilen onur mücadelesi hepimiz için örnektir. Fitne ortamlarında yapılması gereken şey, yangına benzin değil su taşımak ve ortak değerlere atıf yapmaktır. Zehir kovası taşımanın kimseye faydası olmadığı gibi bu çatışmaların kazananı da olmaz. Herkesi Bosna’daki birlikteliği bir kere daha düşünmeye davet ediyorum.