ÖNEMLİ NOT:
11 Ekim 2016 tarihli yazımızla alakalı bazı yayın organlarında yayınlanan “SÜLEYMANCILARA BÜYÜK ŞOK” başlıklı haberin, yazımızın içeriği ve gazetemizle alakası yoktur.
Yazıların içeriğini okumadan paylaşılan her habere inanan kardeşlerimizi de teessüfle ikaz ediyoruz: “KİŞİYE HER DUYDUĞUNU SÖYLEMESİ GÜNAH OLARAK YETER.”
1. Bu yazımızda kurunun yanında yaşı da yakıyor veya bir genelleme yapıyor değiliz. Zira ilim ehli insanlar, bizim baş tacımız ve en büyük sermayemizdir. Fakat sahteyi ayırt etmez isek gerçek olanlar da kıymetlerini yitirirler. Peygamberimiz SAV bir hadis-i şerifinde “Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen, ya da ilmi seven ol. Sakın beşincisi olma, helak olursun.” buyurmuşlardır. Zira bilmeyen, bilene tabidir. Mezheplerin en temel çıkış noktası da bilene tabi olmak ve bildiği ile amel etmektir.
2. Âlim ve şeyh olmanın şartları aşağı yukarı bellidir. Aklında veya hafızasında kusur olan, bilgisi eksik olan, bildiği ile amel etmeyen, bildiğini söylemekten çekinen, şöhret veya başka menfaatler peşinde koşan; yani cimri tembel korkak ve kibirli olan kişilerden âlim olmaz. Ayrıca olayların ardını görebilme ve feraset sahibi olma da yine insanlara önderlik etmenin şartlarındandır.
3. İnsanlara önderlik etmek için illa onların en faziletlisi olmak gerekmez. Asgari şartları taşıyan ve kabiliyeti olan herkes, bu vazifeyi ifa edebilir.
4. Siyasi veya idari her türlü önderlik, namazdaki imamlığa benzer. Aslolan cemaattir ve namazdır. Şartları taşıyan herhangi bir kişi imamlık yapabilir. İmamlığa hazırlanan kişi, kendisinden daha ehil biri geldiğinde isterse ona devredebilir. Ama namaz kılmak veya kıldırmak için en ehil kimseyi beklemeye gerek yoktur. O an orda kim var ise, iş ona göre yürütülür.
5. Şu halde günümüzdeki kanaat önderlerinin ilk kusurları, bulundukları yere nasıl ve niçin geldikleri değil; ne yaptıkları ve niçin yaptıklarıdır.
6. Toplumda öne çıkan/çıkarılan insanların özel hayatları, onların hizmetlerini değerlendirmek için temel kriter değildir. Böyle kimseler, insanlara verdikleri hizmet ile değerlendirilmelidir. Aslolan insanlara dünya ve ahirette faydalı olacak hizmetler yapmaktır. Fakat buradaki temel hedef, sadece bir şeyler yapmak değil dünya ve ahirette fayda verecek bir şeyler yapmaktır.
7. Toplumda öne çıkan/çıkarılan insanların en genel sorunu, yanlarında akıllı/bilgili/şahsiyetli insanların bulunmamasıdır. Efendimiz SAV, vahiy alırdı ve buna rağmen ashabı ile istişare ederdi. İmam Azam RH, “benden sahih hadislere aykırı bir görüşe rastlarsanız, hadisler ile amel edin. Zira ben o hadisi görememiş olabilirim” buyurmuştur. Hz. Ebubekir ve Ömer RA, ilk hutbelerinde; “Allah ve Resulünün emirlerine uygun olmayan işlerimde bana itaat etmeyin ve beni de ikaz edin. Eğer dinin temel hükümlerine aykırı işlerde bana uyarsanız vebali boynunuzadır. Beni ikaz etmezseniz de ahrette iki elim yakanızdadır” buyurmuşlardır. Oysa bugün birçok lider/önder, her meseleyi bildiğini zannetmekte ve her alanda kimseye danışmadan beyanatlar vermektedir.
8. Yanlışlarını görmek ve düzeltmek fazilettir. Oysa bugün birçok önder, yanlışını kabul etmemekte ve yanlış yaptığını itiraf etmeyi gururuna/şöhretine aykırı görmektedir. Bu kimselerin yanındakiler de bilmeden veya kasıtlı olarak metbûlarının yaptığı her işi doğru görmekte ve doğru göstermek için çaba göstermektedirler.
9. Biz sadece, peygamberlerin günahsız olduklarına iman ederiz. Peygamberler AS vahiy tarafından düzeltildikleri için masumdurlar. Bunun dışında insanlar, psikolojik olarak, anne babası ya da sevdiği kişilerin günahsız olduğunu düşünebilirler. Veya daha doğru ifade ile biz, sevdiklerimizin kusurlarını görmemezlikten geliriz. Fakat bu, onların hatasız olduğu anlamına gelmez. Oysa bugün birçok tâbî (mürit veya taraftar), metbûlarının (önder, abi, lider, âlim veya şeyhlerinin) “bir konuda hata edeceğine veya herhangi bir meseleyi bilmeyeceğine” inanmak istemez. Tevil yoluna gider. Ancak zırva tevil götürmez.
10. Önder olmak isteyenlerin bir diğer kusuru, her alanda konuşmaya çalışmaları ve her alanda etkin olmak istemeleridir. Hafızlık eğitimi ile ilgilenmek isteyen bir grup, daha sonra tüm eğitim sistemine hükmetmeye çalışmakta; insanları manen eğitmeye çalışan kimseler, siyasi ve sosyal işlere de bulaşmaktadırlar. İnsanları manen kontrol etme isteği zamanla onların özel hayatlarını ve düşüncelerini de kontrol etme arzusuna dönüşmekte; hayır hizmetleri için bir araç olan mal ve mülkler, zamanla ticari faaliyete dönüşebilmektedir. Yani bir başka ifade ile insanları kendine hizmetçi etmek veya kendi yoluna çağırmak veyahut da onları yönetmeye çalışmak; bu tür faaliyetlerin temel amacı değildir.
11. Burada tâbîlerden kaynaklanan temel kusur ise; sorumluluktan kaçmak yani ilim ve terbiye gibi kendi görevlerini başkalarına havale ederek kısmen rahatlarının bozulmasını istememektir. Yani biz bilmek istemiyoruz, malumat sahibi olmak istiyoruz. Zira bilmek için gayret gerekir ve ayrıca bilmek, yapmayı gerektirir. Oysa birçoğumuzun esas gayesi, hayatımızı İslam’ın emrettiği şekilde değiştirmek değil; alıştığımız hayatı İslam’ın bir yerine monte etmeye çalışmaktır.
Mecmûu’z-zevâid, c.I., s.122.