Türkiye, tarihinin belki de en kirli seçim sürecini yaşıyor. Her gün dozajı artan seviyesiz ve sorumsuz bir siyasi dil ve üsluba tanık oluyoruz. Seçimler sanki siyasi bir yarış veya rekabet değil de “düşmana karşı savaş” olarak takdim edilecek neredeyse. Bu halk, “küffara karşı” ifadesini de duydu bu seçim sürecinde.

Siyasi ikbal uğruna insanları kışkırtmak, kin ve nefretle doldurmak, birbirlerine karşı galeyana getirmek ne insani ne de dini açıdan hoş karşılanabilir mi? Bu yaklaşımı bu seçim sürecinde görüyoruz maalesef. Bu durumun vebalden kul hakkına kadar pek çok farklı boyutu da var halbuki. Halk, tercihini başka yönde yaparsa saygı duymak ve sonuçlarını kabullenmek bu kadar mı zor? Siyasi ikbal uğruna kullanılan bu sorumsuz ve seviyesiz dil, galeyana getirilmiş insanlar, dozajı artan irrite edici siyasi yaklaşım bu topluma hizmet etmiyor, zarar veriyor ve insanları da huzursuz ediyor. Bunu anlamak bu kadar zor olmamalı. Salt bir iktidar uğruna insanların hakkına görmek nasıl kabul edilebilir?

Bu arada, seçimlere saylı günler kala, tartışmaların ekseni siyasi içeriğe ve polemiklere kayıyor ama bu ülke insanının en birinci sorunu olan “geçim meselesi” hala aynı zorlukla sürüyor. Geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı cephesinde değişen bir şey yok, istatistiki olarak gerileyen ancak fiyat artışları açısından durulmayan enflasyon hala can yakıyor. Milyonlarca insanın tek derdi geçimlerini idame ettirebilmek, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek.. Sokaktaki adam, ailesinin boğazından geçecek olan rızkının peşinde ve en temel gıdalara bile erişmekte hala zorluk yaşıyorken, seçimin en önemli argümanı hala “kötü ekonomi” olarak gözüküyor.

Sandık da bunun belirleyicisi olacak, yanlış ve hatalı politikalar devam mı etsin, yoksa yaşanan bu korkunç fakirleşme sarmalından çıkaracak politikalara mı geçiş yapılsın? Siyaseti ve onun gereği olan rekabeti “savaş” atmosferine sokmak, büyük bir sorumsuzluk olduğu kadar ekonomideki büyük fiyaskoyu konuşturmamak ve sandıkta bunun sonuçlarından kaçınmak için olsa gerek.

Geçtiğimiz hafta TÜİK’in açıkladığı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’nın 2022 yılı sonuçları, yanlış ekonomi politikalarının toplumsal sonuçlarını ortaya koyuyor. Buna göre, en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay 2022’de 1,3 puan artarak yüzde 48’e yükselirken, en alt grubun payı yüzde 6’ya gerilemiş. En üstteki yüzde 10’luk kesim ile en alt yüzde 10’luk grup arasındaki fark ise 14,2 kata kadar yükselmiş. Son dönemde uygulanan ve faizciye, rantiyeye, parası olana daha fazla kazanç vaat eden Kur Korumalı Mevduat da zaten “fakirden alıp zengine vermekle” suçlanıyordu, ki gelir dağılımındaki bozulma da bunu doğruluyor.

Bu arada aynı araştırmada TÜİK, yıllık ortalama hane halkı kullanılabilir gelirini 2022 yılı için 98 bin 416 TL olarak hesaplamış. Yani aylık 8200 TL! Bu gelirdeki artış önceki yıla göre yüzde 28,3 olmuş ki, 2022’deki enflasyonun yüzde 64,27 olduğu düşünülünce ortalama hane halkı gelirinin reel olarak eridiği de TÜİK verilerinde görülüyor zaten. Toplumsal fakirleşme tam gaz sürerken, bunun seçim sandığına yansıması olmaması mümkün müdür?

TÜİK’in dün açıkladığı 2022 yılına ilişkin “Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri”ne göre ise sürekli yoksulluk oranı bir önceki yıla göre 0,2 puan artarak yüzde 14 oldu. Araştırmaya göre, bir önceki yıla göre konut alımı ve konut masrafları dışında borç veya taksit ödemesi olanların oranı yüzde 59,4 olurken; nüfusun yüzde 6,2’sine bu ödemeler yük getirmezken yüzde 17,7’sine çok yük getirdi.

Aynı araştırmaya göre, hanelerin yüzde 59,6’sı evden uzakta bir haftalık tatil masraflarını, yüzde 41,5’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını, yüzde 31,1’i beklenmedik harcamaları, yüzde 20,4’ü evin ısınma ihtiyacını, yüzde 65,4’ü eskimiş mobilyaların yenilenmesini ekonomik olarak karşılayamadığını beyan etti.

Bu sonuçlar, insanların maddi açıdan zorluk yaşadıklarını açıkça ortaya koyuyor. Temel belirleyicisinin ekonomi olacağı aşikar olan bu seçimde, ekonomi dışında her şeyin söz konusu edildiği bu kirli seçim sürecinin sonuna yaklaşılıyor çok şükür. “Boş tencere”nin iktidar değiştirip değiştiremeyeceğini göreceğiz yakında.