Başlık böyle olsa da artık birlikte yaşamanın imkânsızlığı üzerine bütün hesaplar.

Daha çok kavga vermeye, daha çok kan akıtmaya, daha çok öldürme üzerine olunca pazarlıklar, bir kez daha iflahı kesilecek ülkemin ve halkımın. Kriz derinlerde, köklerini temizleyebilmek hiç de kolay gözükmemekte.

Bölgede kaynayan kazandaki katranın kızgınlığından ülkemizin kurtulması hiç mümkün gözükmemekte.

Pıtrak gibi türeyen örgütler, bir avuç militanın devlet ordularına karşı çıkması, sanal bir savaş oyununun gerçeğe dönüşmesi, iyice gırtlağımıza kadar gömüldüğümüz bataklık.

Dışarıdan destekli tahrikler, sonunda siyaseti tıkar, tıkalı damarın kesilip atılması operasyonu, her zaman iyi sonuç vermeyebilir. Damar tıkanır bazen tüm vücut zarar görür, memleketin topyekûn bedel ödeyeceği yeni oluşumlar, toplum bünyesini sarsmakta, genç kuşakların geleceğini de karartan bir sürece dönüşebilir.

Terör, darbe, kaos, etnik kavgalara, mezhepler savaşına sıkıştırılmak istenen Türkiye için yüz yıl önceki savaş bitmemiş gibi.

İçerdeki akımın dışarıdan müthiş bir destek aldığını artık mahallenin delisi bile fark etmekte.

Ne ki tıkalı damara devlet eliyle vurulan kırbaçlar da, sanki dışarıdan enjekte edilmekte.

Sanki yarasalar bu son vuruşlarla iyice havalara uçmakta, mazlum edebiyatı sazını ellerine geçirmenin sevincidir bu.

Her hapis hayatı, çıkanı daha çok allayıp pulladığı için bulunmaz nimet görülüyor. Robben Adası’ndaki hapishanenin Mandela’ yı devlet başkanlığına taşıması düşü tekrarlanıyor.

Romantik kartların en hafifidir bu, asıl korkuncu mazlum edebiyatının adanmış genç yürekleri dağla da sınırlı tutamayacağı, iç savaş gibi daha geniş katılımlı bir kardeş kavgasıdır.

Dışarıdaki şeytanların iştahla beklediği, “Irak’a barış götürme operasyonları”nın rotasının Türkiye’ye çevrilmesidir.  

Zira siyasal tutuklamalar başlar başlamaz, Alman bakan soluğu HDP saflarında aldı, Alman Cumhurbaşkanı tehditten geri durmadı, ABD çok kaygılandı. Daha önce partiler kapatılırken, liderler tutuklanırken, darbeler olurken, bombalar patlayıp yüzlerce masum insan ölürken; ABD ve Avrupa ne kaygılandı, ne üzüldü.             

Son olaylarda da her şeyin önceden tasarlandığı kanısı çoğumuzda hâkim, zira sözler ortada. 

HDP Eş Genel Başkanı S. Demirtaş: “Hiçbir arkadaşımız ifade vermek üzere mahkeme ve savcılıkların davetine gönüllü gitmeyecekler. İfademizi almak isteyenler bizi zorla götürecekler. Şimdiden hâkim ve savcılara söylüyorum şimdiden hazırlık yapsınlar. Biz hazırız. Bunlar artık siyasi krizdir. Tıpış tıpış kendi ayağımızla gitmeyeceğiz. Ya tutuklama ya yakalama ya da zorla getirilme.”

Tutuklanma gibi iç kaos çıkartma neticesi umulması, bu ifadede de açıkça belli olmakta.

Kandıra Hapishanesi, Robben Adası gibi allanıp pullanacaktır. Keşke terörle bu kadar içiçe olup, teröristi alnından öpecek, cenazelerini kaldıracak, terörü finanse edecek, “sokakları karıştırırız” emrini verecek kadar, siyaset teröre basamak yapılmasa idi.

Oysa birlikte yaşayabilirdik kardeşçe, tıpkı asırlarca yaşadığımız gibi. Salyaları akan kuduz bir nefret, kin, öfkenin ne işi vardı topraklarımızda, binlerce ölümün yasını yaşamayabilirdik.

Keşke içerdekilerden daha tehlikeli olan dış şeytanlara karşı birlikte omuz omuza durabilse idik, bizi birbirimize düşürmelerine fırsat vermese idik. Batılı dostlarının aklı ile hareket eden zavallı kardeşim benim.

Ölüm listelerini her uzattıklarında kafa sallayıp öz kardeşini yok ederken aslında kendisini de, tarihini de, medeniyetini de, ülkesini de,halkını da yok ettiğinin farkında olmayan.

Artık uyanmalı bu büyük oyunu bozmalısın, batılının bacdarı olmamalısın, birimiz düşersek ötekini de sürükleyecektir, hep birlikte uçurumdan yuvarlanacağız.

Yazık, ülkemizin ve halkımızın ağlayanı olmayacak bizlerden başka.