Bugün geçtiğimiz hafta Lübnan’a yaptığımız gezi esnasında dikkatimizi çeken bazı hususlardan bahsetmek istiyorum.

Bilindiği gibi Lübnan özellikle de Beyrut din, ırk ve mezhep farklılıkları yönünden çok karışık bir coğrafyadır. Bu halk açısından böyle olduğu gibi yönetim açısından da böyledir. Sünni, Şii, Maruni, Alevi, Dürzi iç içe girmiş durumdadır. Her tarafta cami minaresi görebileceğiniz gibi, haç da görebilirsiniz. Doğrusu bu pek alışık olduğumuz bir şey değil.

Tabii bu ziyaretimiz ağırlıklı olarak Lübnan ulemasını ve İslami cemiyetleri ziyaretle geçti. Genel olarak dünya Müslümanlarının meselelerini konuşmakla beraber ağırlıklı olarak Lübnan’daki Müslümanların durumunu konuştuk. Dürzilerin bugünkü lideri Velid Canpolat’ın meşhur Osmanlı devlet adamı ve edibi aynı zamanda Osmanlı ve Abdulhamit dostu Şekip Arslan’ın kızının oğlu olduğunu öğrenince çok şaşırdım. Allah Teâlâ neslimizi muhafaza eylesin.

Ziyaretlerimize mutlak müctehid olan İmam Evzairahmetullahialeyh’in kabrini ziyaretle başladık. Beyrut’un en eski mahallerinden birisinde kendi adını taşıyan caminin yanında medfundur. Burası daha önce tamamen Sünni bölge olmasına rağmen şimdilerde Şiilerin hâkim olduğu bir bölge olmuş. Hemen yakının da bir de kilise var. Kilise arazisinden Şiilere bir yer verilmiş ve oraya bir Hüseyniye yapılmış.

Burada Şii grupların açık bir propagandası ve güç gösterisi ile karşılaşıyorsunuz. Bütün her tarafta Şii Emel Hareketi ve Hizbullah’ın (oradaki Müslümanlar bu hareketi tabii bu isimle değil başka çok ağır bir isimle isimlendiriyorlar) bayrakları ve liderlerinin posterleriyle donatılmış. Doğrusu bu iki Şii grubun bayraklarının dışında cadde ve sokaklarda hiçbir cemaatin bayrağına rastlamadık. Şiilerin bu denli öz güven içinde olmalarının arkasında İran ve Suriye’nin açık desteği yatmaktadır. Hatta İran Şii grupların dışında kendi politikalarına Sünniler içerisinde de destek bulmak için Sünnilerden oluşan bir grup da oluşturmuş. İran, Arap âleminde Şii yayılmacılığına ilk olarak Lübnan’dan başladı ve buradan Yemen’e kadar uzandı.

Maruni ve diğer Hıristiyanların destekçisi zaten her yerde ABD ve AB. Hatta Avrupa Birliği Lübnan’a bu dinler ve gruplar arasındaki diyaloğu sağlamak yani Hristiyanların menfaatini korumak için resmi görevliler atamış. Bu görevlilerden birisi olan ve Avrupa Birliği amblemli kartında ismi JordiCarrasso-Munoz yazan bir şahıs benim ziyarete gittiğim akşam Lübnan Âlimler Cemiyeti’nin merkezine tanışma amacıyla ziyarete gelmişti. Adamlar hiçbir işi tesadüfe bırakmıyor, plan ve program dâhilinde çalışıyorlar.

Suudi Arabistan’dan söz açıyoruz. Sünnilere sahip çıkıp çıkmadığını soruyoruz. Aldığımız cevap hiç de şaşırtıcı değil. Suud hükümeti Ehli Sünnet’in güçlenmesi için hiçbir şekilde yardım yapmıyor. Desteği bırak köstek oluyor. O, Lübnan’da devamlı olarak iktidarda olanlara yardım ettiğini söylüyorlar.

Özellikle son zamanlarda hiçbir suçu olmayan Selman Avde ve onunla beraber 20 kadar âlimin bir hiç uğruna tutuklanması ve Katar’la arasında oluşturduğu yapay kriz çok büyük nefret toplamış. Mısır yönetimine de aynı şekilde büyük bir kızgınlık var.

Lübnan ordusunun komutanı Maruni. Yardımcıları ise Şii. Anlatıldığını göre her meselede Şiiler ve Maruniler Ehli Sünnet’in aleyhine ittifak yapıyorlar. Askeri yargıçlar da ağırlıklı olarak bu şekilde. Üstelik askeri mahkemeler sivil insanları da yargılayabiliyor.

Lübnan’da Süleyman Demirel tarzı bir siyasetçi başbakan. İsmi Saad Hariri. Kendisinden önce de babası Refik Hariri başbakandı. Refik Hariri İran adresli bir suikastla ortadan kaldırılmıştı. Babasının yerine geçen oğul Hariri ise daha uzun yıllar bu makamda kalmak için çok yönlü dengeler kuruyor. Bunun için kendi kesesinden üç cami ile iki kilise yaptırmış.

Türkiye de olduğu gibi Beyrut’ta da camiler özellikle sabah namazlarında maalesef yalnız ve ıssız. El Hamra bölgesinde İki ayrı camide sabah namazı kıldım. Birisinde çeyrek saf, diğerinde bir buçuk saf cemaat vardı. Allah korusun ama durumumuz hiç iyiye gitmiyor.