Bir araştırmaya göre vatandaş paraya ihtiyaç duyduğunda

eşi dostu, akrabası, arkadaşına başvurmak yerine bankaya koşuyormuş. Bankalara

olan kredi veya kredi kartı borcunun son 10 yıllık dönemde korkunç boyutta

artmasını açıklayan bir veri bu. Tabii, bir de vatandaşın geçinebilmek ve

ihtiyacını karşılayabilmek uğruna borçlanmak zorunda kaldığını resmi tabi.

Türkiye, bu akraba yerine bankadan borçlanma konusunda

Avrupa birincisiymiş. Avrupa da bireylerin yüzde 74 ü ailesinden borç istemenin

bankadan borç almaktan daha zor olduğunu düşünürken, bu oran Türkiye için yüzde

84 ü bulmuş.

Toplumumuzun, neoliberal politikalar eliyle bankalara

muhtaç hale getirilmesi yanında insani açıdan da birbirine karşı güvensiz

olması gibi bir durum görülüyor. Bireysellik arttıkça aileye de, eş dosta da,

arkadaşa da mesafe konuyor ve onların böylesi bir durumda yardımcı olmayacağı

düşüncesi yaygınlaşıyor. Hem nasıl olsa borç vermezler düşüncesi, hem de

borç verecek imkanları yok düşüncesi bir arada. İşin özeti, Türkiye de insanlar

bankalara mahkum olmuş durumda. Bu arada, akrabadan borç istemede son sırada

bulunan Türkiye deki bireyler, yüzde 53 lük kredi kartı borç oranıyla da

Avrupa nın açık ara zirvesine yerleşmiş.

Kredi ve kredi kartıyla yaşam, Türk insanının bir mecburiyetine

dönmüş durumda. Kredi kartıyla harcayacak, kredi kartına borçlanacak, en ufak

ihtiyacında bankadan kredi çekecek ve bankalar kazanacak! Reel geliri artmayan

vatandaş, -mış gibi yaparak zenginleştiğini sanacak ve harcayacak da

harcayacak. Tam bir gelir illüzyonu yani!

2004 sonunda 26.5 milyar lira olan hanehalkı borç

yükünün, 2014 Eylül ünde 345.5 milyar lirayı aşması gelinen noktayı gösteriyor.

Ancak asıl vahamet şu verilerde 2004 te hanehalkının borç yükü, tüketim

harcamalarının yüzde 6 sıydı. 10 yıllık süreçte, tüketmeyle büyüme

politikasının gereği olarak vatandaş hababam tüketime teşvik edildi,

borçlandırıldı ve tasarruf etmeyi unuturcasına harcadı. 2014 te hanehalkının

borç stoku, özel tüketimin yüzde 30 una yaklaştı. Vatandaş, öylesine bir borçlanma

sarmalına girdi ki, 2004 te 1 borçlanırken, 2014 te 5 borçlanır oldu.

Türkiye de, borcun borçla ödenmesi, borçlu bir yaşam

sürmek vs kanıksandı artık. Öyle ki, Hazine bile borç ödemek için iç

borçlanma stratejisi açıklıyor. Borç alınıyor, alınan borçla eski bir borç

ödeniyor ve yeni alınmış borç için de yeni bir strateji geliştirilip yeni

borçlanmalara başvuruluyor. Sonsuz bir sarmal, tam bir fasit daire! IMF ye

olan borcu ödedik afra tafrası, 10 yılda ödenen IMF borcu kadar paranın her yıl

faiz ödemesine gittiğini göstermiyor halka. Ortalama 50 milyar lira (ki 10

yılda ödenen IMF borcu 23 milyar dolar, aşağı yukarı 50 milyar lira) her yıl

faiz ödemesine gidiyorken, devlet borç ödemek için borçlanmayı sürdürüyor.

Borçlanma sarmalıyla faizci seviniyor, memleketin kıymetli kaynağı heba oluyor.

Birtakım oranlar verip kamunun borç yükünü azalttık

demek, borçlanmanın neticesi olan 50 milyar lira faizi ödemekle çelişiyor bir

kere. Kamu borç yükünün azaldığını farz etsek bile, vatandaşın borç yükü

istiap haddi ni aşıyor. Türkiye, insanların borç ödemek için kredi çektiği bir

ülkeye dönüşüyor, iyice borca batıyor.