Tiyatronun temelinde şöyle bir mantık vardır: İzleyicinin uyaranlarını harekete geçirmek. İzleyici kitlenin alıcı antenleriyle oynamak. Bu da, izleyici kitlenin dikkatini sürekli ayakta tutmayı sağlıyor. Duyargalarıyla oynanan izleyici kitle, dikkatini olanca gücüyle oyuna veriyor. Oyun, izleyici kitlenin uyaranları üzerindeki bir noktadan etkili bir gerilim yaratarak gösterim şekline büründüğünden izleyici kitle, oyunun kuralından çok oyunun gösterim şekliyle oluşturulmuş olan görsel hareketleriyle etkileşime giriyor. Genel izleyici kitle, nereden hareketle ne gösterildiğine bakmıyor gösterileni gerçek gibi algılayarak gösterimin şiddetiyle oluşmuş olan olumlu ya da olumsuz tepkisini ortaya koyuyor. Tiyatrocunun tam da istediği budur. Popüler olmak bu şekilde meydana geliyor. Genel izleyici kitlenin uyaranları üzerindeki bir noktacığa dokunarak oradan naylon bir dünyanın kapıları aralanıyor. Bu hazır şekildeki mamulün üzerinden hercai duygular gösterim şekline sokularak hercai alıcılara aktarılıyor. Televizyonda gösterilen bir şeyin genel kitleyi etkilemesinin sebebi de budur. Genel kitlenin uyaranlarından bir noktayı oynayarak oradan harekete geçmesi sağlanıyor. Televizyon mantığında olduğu gibi gazete mantığında da bu var, karikatür mantığında da…
Charlie Hebdo dergisi bir karikatür dergisidir. Popüler olmanın naylon mantığıyla yayın yaptığı için ikide bir hakaret içerikli karikatür yayımlıyor. Sonuç ne oluyor Son baskısı dört milyon! Ülkemizdeki naylonların bu baskı sayısına salyaları aktığı için onlar da ilgili hakaret sayfalarını yayımlıyor. Sonuç aynı olmuyor ama! Çünkü naylon zaten naylonken bir de taklidi mi Bunu genel kitle bile yutmuyor. Mantığı ne olursa olsun popüler olmak ya da popüler kalmak olan hükümetimiz, hemen naylonlara soruşturma başlattırıyor. Hâlihazırdaki hükümetimiz her şeyin popüler olanını tercih ediyor. Paris’te yürünecek mi Yürüyelim! Paris’e sahip çıkmak için yürüyen hükümet, aynı hakaret yayını ülkemizde bir gazetede yer alınca soruşturma başlattırabiliyor. Bu olanlar çifte standart seviyesinde bile değil olsa olsa popüler kalmak şeklindedir.
Paris tiyatrosu olarak Paris’teki yürüyüş o kadar naylondu ki dünyanın tüm mazlum halkları acı acı güldü sadece. Çünkü gerçekten gülünecek kadar bile komik değildi. Komik değil gülünç bir yürüyüştü. Dünyayı sömüren egemenlerle aynı gülünçlükte yer alan bazı Müslümanlar kendi popüler duygusunu oluşturmaktan bile aciz. Şuraya gelmek istiyorum; Paris’te bir tiyatro oynandı ama Müslümanlar oyunun kuralına değil oyunun gösterim şekline bakıyorlar. Müslümanların alıcılarıyla oynanarak oluşturulan bir oyunda Müslümanlar, sadece oyunun gösterim şekliyle oluşturulmuş görsel hareketlerine inanıyorlar. Oyunun kuralı hakkında herhangi bir bilgileri ya da görgüleri yok. Tersi olmalı değil miydi Oyunun kuralını Müslümanlar koymalıydı! Nasıl mı
Oyunun kuralı basit; genel kitlenin alıcılarını harekete geçirip o alıcılardan bir noktacığa dokunarak genel kitle ile etkileşime geçmek. Daha açık mı ifade edelim; Müslümanlar toplumun dikkatini çekecek bir şekilde herhangi bir tabuya dokunan bir yayın yaptı mı, yapıyor mu Ülkemizde, çalışan kadın bir tabu haline geldi. Kadının çalışmasına karşı çıkan bir yayın var mı, yok. Örneğin bir kadın Sultanahmet’te bomba patlattı. Şöyle bir karikatür çizen karikatüristimiz var mı; o kadının karikatürünü çizip karikatürün hemen altına, “Çalışan kadın” yazabilecek bir yiğit var mı Kadının çalışmasını savunanlar bizim kültürümüze ait olmayan kapitalist sisteme inanmış kapitalistler değil mi Ama bunu yani kadının çalışmasını Müslümanlar baştan kabul ettiği için böyle bir karikatürü çizecek Müslüman maalesef yok. Paris tiyatrosunda genel izleyici koltuğunda oturuyoruz!
Genel izleyici koltuğundan ne zaman kalkacağız