Yaratılmış varlıkların en değerlisi. Aziz ve mübarek.

İnsan, düşünen, akleden, anlayan, bilen ve bilinen. Her eylemi ve duruşu bilinç ile.

Değer verdiklerimizi gönlümüzde yüce tutarız, iyi bir yere koyarız. Kutlu kitabımızı evlerimizde başucumuzda, yüksek bir yerde, ayaklarımızı uzatmayacak bir konumda bulundururuz. Çünkü o bizim için azizdir. Hayatımızı, yolumuzu ve geleceğimizi belirleyen ve bizi var kılan.

Biz güzellikler dünyasında güzelliklerle olunca değer kazanırız. Bizi değerli kılan, insan olma erdeminin yanında insanı insan gibi ve hakikat ile olmasıdır. Bu dünyayı anlamlı kılacak olan da insan. Her şey insan üzere bina edilmiş ve insan içindir.

Duru ve arı olan şeyler azizizdir. Katışıksız olan su gibi. Su gibi aziz ol derken onun o saf hâline bir göndermedir.

Sular bulanınca aslını ve özünü yitirir. İnsan da böyledir su gibidir. Birbirinin özdeşidirler.

Suları bulandıran insan. İnsanı bulandıran da insan.

Bulanık ve kirli sular özünü yitirince tadı olmaz. Kaynağı belirsiz olan sular, nereden nasıl geldiğine bakılır. Katışan bir şey var mıdır, yok mudur? Bir su bulanınca ve ondan beslenilince bu, insanda da etkili olur. Hangi çeşmenin, kaynağın suyunun nasıl olduğunu insan bilir. Onlar de besleyici olur.

Manevî anlamda da aziz olanından beslenilince insan daha bir anlamlı olur. İnsanın kazancına, bakışına haram ve kirlilikler karışınca o insan kendinden ve özünden uzaklaşır.

İnsanın arınacağı ve kendini bulacağı, bulabileceği asıl yer kendi ruh dünyasıdır. İnsan olma erdeminin hakikatine vardığı an ve zamanıdır.

Hayatı ve dünyayı kirleten insan olunca bunun içinden çıkılması güçleşir. Güçlüklerin aşılabilmesi de insanın elinde. Ancak buna niyet ve azmetmek gerekir. Hiçbir şey kendiliğinden oluşmaz ve düzelmez. İnsanın en zayıf taraflarından biri kayıtsızlığı, ilgisizliği, sorumsuzluğudur. Sorumluluk ise bilinç gereğidir.

İnsanın ruh dünyasını arındırmak ancak İslâm hakikati ile olabilir. Bu, Allah’ın insana sunduğu, bağışladığı bir güzellik. İnsan güzelliklerin yoluna düşünce bir aşk sahibi olur. Bu aşk onun gözünü ve gönlünü açar. Ondan başka bir şeyi görmez. Hayatını ona adar. Zamanını güzellikler yoluna adar. Güzellikler ve iyilikler sunan Allah’ın hakikat yoluna düşer. Bu yol onu ne mahcup eder ne de üzer.

Aşk yolunun insanı, yolunun delisidir. İnancının ve davasının delisidir. Hakikat yolunun yolcusu olmasının kölesidir. İnsanı güzelleştiren güzellikleri ve arılığıdır.

Aziz insan aziz olunca güzeldir.

Hayatımızı su gibi aziz kılmanın, güzelliklerde olmanın dilek ve duası ve niyazı ve yakarısı bir çabadır. İnsanın en çok da gereksinim duyduğu bir hâl ve durum.

Bugün için içimizi ışıtacak bizi biz kılacak, güzellikler dünyasında tutacak olana ne çok gereksinimimiz var.

Birbirimize hayır ve güzellikler dileme, birbirimize ayna olma, güzelliklerimizi çoğaltma, dayanma, güç verme gibi.

Bugün için insanların gönüllerini kapatan, yolları tıkayan, gülümsemesini bile çok gören, güzel sözlerden kaçınanların dünyasındayız ne yazık ki. Bunlardan sakınalım derken sorumluluklardan kaçıyoruz bir bakıma. Bir cesaret ile en olmadık olanlara bile bir selam vermek, tebessüm etmek buz dağlarını eritir, ekşiyen ve asık yüzleri gülümsetir. Her şey bakışlara ve tebessümlere bağlı.

Zor bir dünyada, insanın ruhunu karartan ortamda yapılacak çok şey var. Her insanı iyisi ve kötüsüyle, günahı ve sevabıyla bilmek ve ona yaklaşmak. Aziz insanın damarını yakalamak çok da zor değil.