Geçmişi özlemek ile zaman, mekân ve insanlar arasında güçlü bir bağ olduğunu düşünmeye başladım. İnsanların geçmişe neden özlem duyduğu üzerine biraz kafa yorunca işler daha da net bir hâl alıyor. Zihnimiz neden bugünü yaşama derdinden sıyrılıp geçmiş zamana özlem duyar ki. Asıl olan anı yaşamaktır diye söylenir, anlatılır ama bir şekilde geçmiş bizi içine çekme gücünden hiçbir şey kaybetmez. Geçmiş, aynı zamanda bitmiş olandır, var olan ise şimdiki zaman ama insan zihninin içinde yaşanan paralel hayata baktığınızda orada zaman kavramının çok daha farklı işlediğini görürsünüz. İnsan zihninde geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek birlikte yaşanır. Hatıralara dalıp gittiğinizde ya da hayaller kurmaya başladığınızda bu güçlü birlikteliğin farkına varmanız lazım.
Geçmiş, zaman, mekân ve insanlar demiştik. Bir de bu birlikteliği besleyen farklı detaylar vardır. Mesela müzik, koku, olaylar, hikâyeler. Çocukluk yıllarınızda sıklıkla dinlediğiniz müzik size zamanda yolculuk yaptırır. Çocukluk yıllarında köyde dinlediğiniz şarkıların ya da ortaokul yıllarında arkadaşlarınızla dinlediğiniz sanatçıların size bir şeyler hatırlatması lazım. Bazı zamanlarda bulunduğunuz ortamların kokusu size zamanda yolculuk yaptırır. Umreye gittiyseniz Kâbe’nin etrafına yayılan koku, köylerde yaşadıysanız harman yerlerinin yoğun saman kokusu, şehirlerde yaşadıysanız çocukluk yıllarınızın sokak simitçilerinin sıcak simit kokusu size zamanda yolculuk yaptırır. Ya insanlar, akrabalarınız, dostlarınız, anneniz, babanız, kardeşiniz ve belki de evladınız. Hele hele kaybettiklerimiz!
Çok sevdiğiniz bir yakınınızı kaybettiyseniz, her geçmişi düşlediğinizde bir yerlerde onun hatıraları ile karşılaşırsınız. O yaşanmışlıklar, ona duyduğunuz özlem size sürekli geçmişi düşünmeye zorlar. Bir şekilde her fırsatta geçmişi düşünmek istersiniz. Aslında artık geçmiş ile bugün arasında bir yerlerde sıkışmış olarak yaşıyorsunuz demektir. Yitirdiğiniz sevdiğinizle beraber olmanın tek yolu geçmişi düşünmektir artık. Aslında artık geçmişi düşünme bahanesi ile sevdiğinizle buluşmanın yolunu arıyorsunuz demektir. Bir bahane ile hatıraların arasına dalıp size acı veren ama bir o kadar da ihtiyacınız olan buluşmaya yol ararsınız. Rüyalar görmek istersiniz, olmaz ve siz yine düşünmeye başlarsınız. Öyle bir özlemdir ki o, sizi ellerinizden, ayaklarınızdan, zihninizden bağlamıştır ve kurtulmanız asla mümkün değildir.
İşte insan geçmişi neden arar, geçmişe neden özlem duyar, geçmiş hatıralarla yaşamaktan neden asla vazgeçemez sorularının cevabı buralarda gizlidir. Herkesin kendi içinde sessizce, kimseye belli etmeden feryat figan yaşadığı soyut bir zaman dilimi, soyut mekânlar bütünüdür bu. Günlük hayatın, işin gücün, koşturmacanın arasında ama her fırsatta kurşun gibi alnından vurur insanı. O an durakalırsınız ve hatıralar bir film şeridi gibi geçer gözünüzün önünden. Bazen, “Allah’ım bu yaşadıklarım, aklımdan geçenler hayal mi gerçek mi?” diye kendi kendinize sorar ve yine kısa bir süre sonra kendinize gelerek itiraf edersiniz. Evet, gerçek, her şey yaşandı ve bitti. İşte hayat böyledir. Bitmeyecekmiş gibi yaşanır ama aslında kısacıktır. Sadece gerçekler vardır zannedersiniz ama zihninizdeki acılar, hissettikleriniz gerçeklerden ağır basar. İnanamadıklarınız bir gün mutlaka başınıza gelir. Pek çok şeyi çok uzaktan seyrettiğinizi zannedersiniz ama aslında hepsi dizinizin dibinde, burnunuzun ucundadır. İnsan yaşadıkça öğreniyor.