Bu yıl iki milyona yakın Müslüman, hac görevini yaptılar ve ülkelerine hayırlı haberlerle döndüler.

Arafat’ta Rabbin huzurunda birlikte, aynı anda, vakfe/saygı, sevgi ve bağlılık duruşunda bulundular.

Tek yere taş attılar, şeytan taşlarken dünya genelinde şeytanlaşmış insanlara, birlikte atış yapmanın tatbikatını yaptılar.

Kâbe’nin etrafında farz olan tavafı yedi defa yaptılar, Haceru’l-esved’i selamladılar.

Yani Arafat’ta birliğin, Müzdelife’de atılacak yerin, Kâbe’de tutulacak yerin tek olduğunu tatbikatlı/uygulamalı olarak öğrendiler.

Orada dört mezhebin dışında olanlar da aynı ibadetleri birlikte yaptılar.

Atılacak yerle tutulacak yer aynı.

Bu ikisini de emreden Rabbimiz olduğuna göre Tevhid’de hepimiz birleşiyoruz.

Şimdi iki milyara yakın Müslümanların en önemli işi birliği sağlamaktır.

Birlik için aynı mekân veya aynı zaman yalnız hacda ve oruçta gerekir.

Japonya’daki Müslüman bizden önce sabah namazını evinde veya camide kılıvermesi, Türkiye’deki Müslüman, Amsterdam’daki Müslüman, Amerika’nın batısındaki Müslüman’la aynı zamanı kullanamazlar ama aynı gün, aynı rekatlı, aynı Fatiha’lı namazı kılarlar ve ezanlarında aynı kelimelerle birliğe davet ederler.

En önemlisi şehadet kelimesiyle Allah’tan başka yaratan, yaşatan, yöneten ve donatanın olmadığı vurgulanır ki, şu anda bütün dünyada huzursuzluğun, savaşların, kan akıtmaların, taciz ve tecavüzlerin, sömürgelerin temelinde kendi çıkarları için kurallar koyarak toplumları soyanların kuralları vardır.

Namazın dışındaki davetlerin mekânı, köprü altındakinden saraylara kadar, köylerden baş şehirlere kadar, insanı bulunduğu her yer davet mekânıdır.

1985 yılında değerli bir dostum, bir kitabın Amerika’da 500’üncü baskısının fotokopisini getirmişti.

Dünyaca ünlü Lübnanlı yazar, Cibran Halil Cibran, “el Mustafa” isimli kitabı yazdıktan sonra, Vatikan tarafından yazar aforoz edilmiş.

1932 yılında Amerika’da bir otel odasında aç ve bîilaç ölmüş.

Cibran, ona yakın kitap yazmış, bir dostu da bu kitapları Arapçaya çevirmiş.

Bu kitaplarından birinde diyor ki; “Çok değerli bir tarikat lideri, çok değerli bir talebesini Hıristiyan ülkelerine, İslâm’ı tebliğ etmek için göndermiş.

Delikanlı o kadar güzel şeyler anlatıyormuş ki, Hıristiyan köylüleri sabahlara kadar gözlerini kırpmadan onun sohbetini dinliyorlar, bir köyden öbür köye ata bindirip götürüyorlarmış.

Yine bir gün, bir köyden öbür köye at üzerinde götürülürken dağın tepesinde bir manastır görmüş ve yanındakilere sormuş; “Orası nedir?”

Demişler ki; “Efendim orası manastırdır, bizim şehrin azizi 13 senedir orada kalır.

Allah’ın rızasını arar.

Biz ona günlük bir tas çorba ve bir bardak su götürürüz.

O, dünyanın her şeyini terk etti, kadın sevmedi, gül koklamadı, yalnız Allah’ın rızasını arar.”

Bizim o İslâm mücahidimiz, alperenimiz demiş ki; “Onun yanına tekrar gittiğinizde ona söyleyin, eğer o, gerçekten Allah’ın rızasını arıyorsa yanlış yerde arıyor.

Oradan insin, insanların arasına girsin, düğün evinde oynasın, ölü evinde ağlasın.

Rabbin rızası insanların arasındadır” demiş.

Bu hikâye, şu iki ayeti ifade ediyor:

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

“Ey huzura eren nefis,

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً

Sen Rabbinden hoşnut, Rabbin de senden hoşnut olarak Rabbine dön.

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

Gir kullarımın arasına,

وَادْخُلِي جَنَّتِي

Gir cennetime.” (Fecr Süresi ayet 89/27-30)

Rabbimizin bu “gir” kelimesi, âşığa sevgilisinin “gel” sesinden, zindanda tutulana “serbestsin” sesinden, çölde “su” sesinden bize daha tatlı geliyor.

Peygamberimiz de bir hadisinde;

الْمُؤْمِنُ الَّذِى يُخَالِطُ النَّاسَ وَيَصْبِرُ عَلَى أَذَاهُمْ أَفْضَلُ مِنَ الْمُؤْمِنِ الَّذِى لاَ يُخَالِطُ النَّاسَ وَلاَ يَصْبِرُ عَلَى أَذَاهُمْ

“İnsanların içine karışan ve onların eziyetine sabreden bir mü’min, insanların içine katılmayan ve onların eziyetine katlanmayandan daha hayırlıdır/faziletlidir” (Tirmizi, Sünen, K. Sfatül Kıyamet, bab 57, hadis no 2509, İbni Mace, Sünen, K.Fiten, bab 23, hadis no 4032 Beyhaki, Süneni kübra, K. Adab’ül kadı, babül mü’minil kavi, Ahmet, Müsned, Abdullah bin Ömer hadisi)

Yani uzlete çekilen bir Müslüman’dan, toplumun tam ortasına giren ve onlara yol göstermeye çalışan bir Müslüman daha hayırlıdır.

(Mahmut Toptaş, “Şifa Tefsiri” Fecr Süresi’nin tefsirinden alıntıdır.)