Sahabeler,  bizzat Allah Resulünün terbiyesi altında yetişmiş ilk iman neslidir.   Kur’an-ı Kerim’in nüzulüne şahitlik yapmışlar ve Allah Resulünün 23 yıllık peygamberlik hayatının tüm evrelerini onunla birlikte yudumlamışlardır.

Allah Teâlâ bu ümmetin en hayırlılarını seçerek Resulüne arkadaş yapmış ve onlardan razı olmuştur. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyuruyor:  “(İslam’da) birinci dereceyi kazanan muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tâbi olanlar (yok mu?) Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. (Tevbe,100)   “Muhammed Allah’ın Resulüdür. O’nun maiyetinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin (ve metîn), kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükû ediciler, secde ediciler olarak görürsün. Onlar Allah’tan (daima) fazl (-u kerem) ve rıza isterler. Secde izinden (meydana gelen) nişanları yüzlerindedir. İşte onların Tevrat’taki vasıfları budur. İncil’deki vasıfları da (şöyledir: Onlar) filizini yarıp çıkarmış, gitgide onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine doğrulup kalkmış bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. (Ashab hakkındaki bu teşbih) onunla kâfirleri öfkelendirmek için (dir). İçlerinden iman edip de iyi iyi amel (ve hareket) de bulunanlara Allah hem mağfiret, hem büyük mükâfat vaat etmiştir.” (Fetih, 29)  

Görüldüğü gibi üç ilahi kitapta sahabelerin övüldüğü Kur’an-ı Kerim tarafından bizlere haber verilmektedir.

Tabii ashab-ı kirama dil uzatanların bir kısmı bu ve benzeri ayet-i kerimeler ile sahabeyi öven hadis-i şerifleri Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer gibi belli sahabelerle; Şia ise ehl-i beyt ile sınırlı tutarak sahabelerin çoğunluğuna ta’n etmekte ve onları karalamaktadırlar. Bu bir hastalıktır ve bu hastalık ne yazık ki Allah Resulünün ahirete irtihalinden hemen sonra daha sahabe neslinin hayatta olduğu çok erken bir dönemde başlamıştır.  Nitekim bazıları Enes bin Malik (R.A.)’in yanında, “Osman sevgisi ile Ali sevgisi bir kalpte bir araya gelmez” denildiğinde Enes (R.A.) şöyle cevap vermiştir: “Hayır, bu yalan. O ikisinin sevgisi bizim kalplerimizde bir araya gelmiştir.” (Tahkik-u Mevakibu’s-Sahabe Fi’l-Fitne, 2/25)

Ashab- kiram hakkında ileri geri konuşmalar insanların kafalarını karıştırmasın diye ehl-i sünnet âlimleri bu konuyu akait kitaplarına almışlar ve bunu sahih İslam anlayışının yerleşebilmesi için itikâdi bir mesele yapmışlardır. Nitekim Ömer en-Nesefi’nin meşhur “Akide” kitabında konu şu şekilde geçmektedir:  “Ashab-ı kiramı ancak hayırla yâd ederiz.”

Şunu hemen belirtelim ki, sahabeler de birer insandı ve onların kendilerini saptırmak için peşinden koşan şeytanları ve kötülüğe meylettiren nefisleri vardı.  Ama onların değişmez bir karakterleri vardı ki, birisi kendilerine yanlış yaptığını hatırlattığında derhal hatalarından dönerler ve tövbe ederlerdi.  Bunun için ehl-i sünnet âlimleri onların masum olduğunu iddia etmiyorlar ama sahabelerin hepsinin sika/güvenilir olduğunu, yani din konusunda asla bir yalana, bir yanlışa, bir iftiraya meyletmediklerini, bu dini Allah Resulünden nasıl aldılarsa öylece naklettiklerini söylüyorlar. Bu gerekçe iledir ki, ehl-i sünnet, Allah Resulünün bıraktığı ilim mirasını sahabe arasında hiçbir ayırım yapmadan tümünden almıştır. Zaten bizi ilgilendiren taraf da burasıdır. Onlardan gelen rivayetlerin doğru ve güvenilir olması. Çünkü din bu rivayetler üzerine bina edilmiştir. 

Bu rivayetler üzerinde bir sis perdesi oluşturarak topyekûn itibarsızlaştırmaya çalışmak ise dinin temeline dinamit koymaktır.  Ehl-i sünnet,  tarihen sabit olan başta Cemel Vak’ası ve Sıffin savaşı olmak üzere sahabeler arasında vuku bulmuş olan hadiseleri ne inkâr ediyor ne de her şeyin sonu sayıyor. Ama bu olayları olduğu gibi anlıyor ve dini saptırmak amaçlı kullanmıyor.  

Evet, sahabeler arasında da bazı anlaşmazlıklar, ihtilaflar olmuştur. Ama bu ihtilaflar onların Allah Resulünden aldıkları İslam mirasını -pek tabii ki kendi anlayış ve kapasiteleri oranınca- nakletmelerine engel olmamıştır.

Bu gün bazı sahabeler üzerinden fırtınalar estirilerek bütün hadis külliyatı üzerinde şüphe oluşturulmak istenmektedir. Bazı kendini bilmezler ise  “Kur’an Müslümanlığı” gibi görünüşte çok masum bir sloganın arkasına saklanarak hadis düşmanlığına soyunmakta ve böylece sapkın din anlayışlarının yayılması için alan açmaya çalışmaktadırlar. İnşallah ilerleyen zaman dilimi içerisinde bunların açılımı ayrı ayrı yapılacaktır.