Osmanlı direkler arasına hapsetmişti.

Bizde iftarlarda tutuklamaktayız Ramazan’ı.

Oysa o yemekler bizi yemekte.

Sağlığımızı, ruhumuzu, beynimizi, yüreğimizi, kemirmekte.

Sindirim, dolaşım, sinir sistemini meflûç etmekte.

Bir zehir ambarı gibi korkutucu marketler.

Fabrikalarda kimyevi saklama maddeleriyle, rafine şekerlerle, zehirli boyalarla üretilmiş.

Sanki bahçesinden ya da ağılından hazırlanmış taze yemektir.

Herkesin kendi yumruğu kadar olan midelere bidonla çöp doldurmaktayız.

Kirlenen denizler, nehirler, dağlar, haritalar gibi bedenler, ruhlar; çer çöp içinde kokuşmakta.

Gazetelerde iftar yemeği tarifleri, televizyonlarda “mutfak sanatçıları”.

Yemeği kutsama seansları, hazzın kursakta kalmayışı oysa zehir saçan yemekle kısalan ömürler.

Vakit katili uğraşlar.

Oysa sevdiğin değil, sevmediğin yemeği pişirerek şımarık nefsini terbiye edebilirsin, sindirim belasından, vücut hasarı, hastalık ve yaşlanmaktan korunabilirsin.

Yemek de uyuşturucu, bağımlılık.

En güzel iftar menüsü tek çeşit.

Çorba salata.

Peygamberimiz, “sofradan doymadan kalk” der, Japonlar da “midenin yüzde 8o’ini doldur” demekte.

Fakat bizde adım başı restoran.

Sanki dertlerimizi unutmak istercesine uyuşturucu gibi yemek bağımlısıyız.

Fransa’da kimi şehirlerde restoranlar, gündüzleri kapalı idi; akşamüstü yakıyorlardı ateşi, işten çıkanlar ancak akşam uğrayabileceği için.

Senede bir ay oruçla dinlenen mide ve sindirim sistemi.

Ramazan bize 11 ay lazım, yaşlanmamak, yeşil ve genç kalmak için.

Ruhun menüsü; insanlara yardım etmek, iyiliği ulaştırmak, dua.

Serotonin hormonu ile bezenmiş dualar ancak insan mutluluk ve huzurunu kozalayabilmekte.

Kızımın arkadaşının yazdığı mesajı gördüğümde yaşadığım utanç;

“Sekizinci arkadaşımsın yazdığım, herkesin çok işi varmış, kalacak yerim yok, yurtlardaki arkadaşlarım bile geri dönüşlerinde mazeret bildirdiler. Herkesin sınav dönemiymiş, yurtlarda da yer yokmuş. Kars’tan geleceğim, finallerde sizde kalabilir miyim? Bir çay bahçesinde kalıp ders çalışıp gündüzleri sizi rahatsız etmem. Söz yatmadan yatmaya geleceğim.”

Gözlerimden yaşlar fışkırıyor, şu geçici dünyada evimizi misafire açmaktan bile kaçıyorsak çer çöpüz, un ufağız.

Dışarıda çalışma hayatınız, dairede mesainiz yok ve genç bir insana yardım etmekten üşeniyorsunuz.

Aslında dağ gibi kışkırtıcı, yıkıcı, kıyıcı bir işiniz var; internette gezmelerden, mesajlara bakmaktan, telefonla konuşmaktan yorgun düşmektesiniz.

Teknoloji bağımlılığı.

Modern zamanlar, mağara devrinden çok daha acımasız.

Dünyayı kötücül devler işgal etmiş, gül bahçelerini kırıp örselemekteler, sakın o masalın kötü kahramanı biz olmayalım.

Stres, acele, iftar çadırında bile sıra kapma, trafikte yol vermeme, bağrışma, sorunları büyütme, kavga çıkarma; yapana da maruz kalana da hasar vermekte.

Bir sakin olun, gülümseyin, selamlaşın, insanlarla iyi geçinin, komşulara kapıları kapamayın, çevrenize dost kalın; inanın karşınızdaki kadar sizin de serotonin hormonunuz artacak, beden ve ruhunuz şifa bulacaktır.