Saadet Partisi Kongresi’ni takip etmek için 2 günlüğüne gittiğim Ankara’da “şu köşe senin, bu köşe benim” dolaşırken, bir yetkili ismin anlattıkları karşısında donup kaldığımı itiraf etmek zorundayım…
Ne olduğunu merak ettiniz, biliyorum!
Merakınızı gidermeden önce konu hakkında biraz bilgi aktarmak istiyorum…
***
Sevgi Evleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde, yetim ve kimsesiz çocukların barındıkları mekânlar. Çocuk yuvaları ile yetiştirme yurtlarının biraz daha geliştirilerek, aile havası içinde çocuklara bakılan ve 10-12 çocuğun bakımlarının yapıldığı evler.
Bu evler, toplu bakım hizmeti verilen kuruluş binalarından farklı olarak, aile ortamına benzer yapı ve ilişki sisteminde, ev tipi binalardan oluşuyor.
Esasen bir hizmet modeli değişikliği olmayıp kuruluşların fiziksel mekân olarak değişikliğe gidilmesi, bir bakıma. Sevgi Evleri’nin ayrı bir mevzuatı yok, dediğim gibi çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları mevzuatına göre hizmetleri yürütülmekte.
Peki, Sevgi Evleri’nin kuruluş amacı ne? Cevabı şu; ilerde farklı yaş gruplarına ayrı ayrı binalarda hizmet veren kuruluşların tek çatı altında birleştirilerek ayrı kuruluşlarda bulunan kardeşlerin mümkün olduğunca bir araya getirilmesi. Böylece kardeş bağlarının kuvvetlendirilmesi,
çocukların yaşı büyüdükçe kuruluş değiştirmeden korunma/bakım tedbir kararı kaldırılıncaya kadar aynı kuruluşta kalmasının sağlanması amaçlanıyor. Çeşitli travma ve örselenmişlikle gelen çocukların sağlıklı bir birey olarak toplumla bütünleşmesi hedefleniyor.
Koğuş tipi kuruluşlar kapatılarak çocukların sevgi evlerinde bakımlarının sağlanmasıyla çocuklarda özgüvenin artması için çaba gösteriliyor.
***
Buraya kadar tamam. Elbette esas olan, temel olan çocukların anne-baba şefkati altında yetiştirilmesidir. Ama kimsesi olmayan, yetim, sahipsiz çocukları “sosyal devlet” olmanın gereği olarak “devlet baba”nın sahiplenmesi de şart.
Şimdi geliyorum, o yetkili ismin “kan donduran” anlattıklarına. Şu satırlara lütfen dikkat;
“Adnan Bey, Sevgi Evleri’nin bir özelliği var; 18 yaşına kadar devlet bu çocuklara bakmak zorunda. Yasal bir zorunluluk bu. Bir yasal zorunluluk daha var; devlet 18 yaşına kadar baktığı bu çocuklara bir de iş bulmak zorunda. Sorun tam da burada başlıyor. Şöyle bir tablo ortaya çıkıyor; 18 yaşından sonra bu çocuklar farklı devlet kurumlarında işe yerleştiriliyor. Fakat bir de bakıyoruz ki, çocuklar yerleştirildikleri işe başlamıyor. Araştırdık, baktık ki, bu çocuklardan erkek olanları mafyanın eline düşmüş, kızlar ise “kötü” mekânlara mahkûm olmuş. Bu son derece üzücü bir durum. Bak, yetiştir ve yeraltı dünyası kapsın bu çocukları!
Peki, bunun bir çözümü yok mu? Var. Mevzuat diyor ki, ‘Bu çocuklar 18 yaşına kadar devlet korumasında kalır.’ Değiştirelim bunu. Diyelim ki, ‘İşe yerleştirilene kadar korunurlar…’ Bakın ben, elimi taşın altına soktum, dedim ki ‘Ben bunun sorumluluğunu alıyorum, çocukları 18 yaşına geldiğinde de bırakmayın! İşe yerleşsinler ondan sonra bırakın!’ Fakat hemen ardından haber geldi bana, ‘Yurt müdürü yine yasal mevzuatı uyguluyor. 18 yaşına geleni bu evlerden çıkarıyor’ diye…”
***
Son derece acı, geleceğimizi tehdit eden, üzücü bir durum bu…
Buradan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, Dr. Fatma Betül Sayan Kaya hanımefendiye seslenmek istiyorum;
Sayın Bakan, lütfen bu mevzuatı değiştirin! Bu çocuklar sadece 18 yaşına kadar değil, işe yerleştirilene kadar bu evlerde kalsınlar…
SEVGİ EVLERİ’NİN AMACI NE?
ÖZETLİ, Sevgi Evleri’nde;
* Çocukların temel gereksinimleri daha sıcak ve samimi bir ortamda karşılanmakta.
* Çocuklar aile ortamına benzer yapılar ve ilişki sistemi içinde yetiştirildiğinden aynı evdeki diğer çocuklar ile kardeş ilişkisi içerisinde ve sorumlu bakım elemanı ile daha sıcak iletişim halinde paylaşımda bulunmakta.
* Çocuklarla iletişim daha sıcak olduğundan ve az sayıda personel ile karşılaştığından sağlam ve tutarlı davranış özelliği ile olası kişilik ve davranış bozuklukları en aza indirilmekte.
* Çocuklar temel güven duygusunu kazanmakta.
* Çocuklar ev hayatını öğrenerek büyümekte mutfakta yemek pişirebilmekte, dolabını kendisi yerleştirip, acıktığında dolaptan yiyecek alabilme imkânı olduğundan ev ortamına yakın yetişmekte ve hayata kolay hazırlanmakta.
* Personelin izlenmesi ve hizmet içi eğitimlerin uygulanması daha kolay olmakta çocuklara yönelik personelden kaynaklı sorunlar ve ihtiyaçlar daha hızlı tespit edilebilmekte sağlıklı çözümler üretilebilmekte.
* Çocuğa küçük birimler halinde yaşamasının sonucunda kazandırılan olumlu tutum ve davranışlar toplum tarafından kabul edici bir tutum ile karşılanmalarına yol açmakta.
UYUYAN BAKAN’IN GİZEMİ!
Atilla Koç…
Efsane hizmetlere imza atan Refah-Yol Hükümeti’nde, 28 Mayıs 1997-15 Temmuz 1997 tarihleri arasında, Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Müsteşarı olan isim…
1 Mart 1946 doğumlu…
Orta öğrenimini İzmir Özel Türk Koleji’nde tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu.
59. Hükümet’in Kültür ve Turizm Bakanı.
Ulubey, Nusaybin ve Bayındır’da kaymakamlık, Siirt ve Giresun’da valilik, Konya’da Emniyet Müdürlüğü yaptı.
Bir dönem Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek’in Genel Sekreterliğini de üstlendi.
Kartvizitinde İçişleri Bakanlığı Müşavirliği de var.
Bir süredir Türkcell’de görev ifa ediyor.
***
Neyse…
Bakanlığı döneminde Atilla Bey’e çok yakın çalışan bir isim şunları anlattı;
“Atilla Koç Kültür ve Turizm Bakanlığı görevine başladı. Bir sabah bakanın odasından garip sesler gelmeye başladı. Bağrışmalar falan... Nedir diye bakanın kapısını şöyle bir araladım. Baktım ki, bir kadın bakan beye karşı parmak sallayarak, ‘Siz 200 trilyonluk bir ihaleyi iptal edemezsiniz! Bunun hesabını sorarız…’ diye bağırıyor. Bakan bey de, ‘Yeniden ihale yapacağım kardeşim, tamam, çık dışarı!’ diyerek kadına kapıyı gösterdi.
Bu olaydan hemen sonra bakan bey, özellikle bir gazetede ‘Uyuyan Bakan!’ olarak lanse edilmeye başlandı.
Meğerse bu kadın, bir medya gurubu adına gelmiş ve tehditvari sözler sarf etmiş bakana. İstediğini alamayınca da aleyhte yayın yapmaya başladılar…”
İLGİNÇ İDDİA!
Ankara’da ziyaret ettiğim özellikle ‘Mülkiye’li isimler ısrarla şu iddiayı dile getirdiler; “Şu anda valilerin yüzde 80’i MHP kökenli.
Milli Görüşçü valiler son kararnamelerle ayıklandı.”
Bilmediğim için soruyorum; bu iddia doğru mu gerçekten?
Haklılık payı nedir, bu görüşün, sahi?
NOT: Bugün, 2 Kasım 2016, Çarşamba 1) Emekliler hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Dubakalinolacak!