Kahramanmaraş’tayım. Bilinçaltında duran bir ismi var bu şehrin: Maraş. Bu, bana daha yakın geliyor. Sonradan eklenen sıfat zihni yoruyor nedense.

Maraş’ın bizde özel bir yeri var.

Bu kente birçok kez geldim. Gene buradayım.

Anadolu insanının sıcaklığı, samimiyeti, içtenliği insanı kuşatıyor.

Dünya iletişim araçlarıyla küçülüyor gibi görünüyorsa da insanların temel soruları hiçbir zaman değişmiyor.

İnsanlık kuşatma altında. Bu, içinden çıkılmayan bir sarmala dönüyor ne yazık ki. Ciddi bir bezginlik ve yorgunluk var. İnsanlar bir çıkış yolu arıyor.

Irkçılık veya ırk olgusu insanımızın en temel sorunu. Irkî ayrışmalar uçurumları derinleştiriyor. Her ırk kendini önceliyor. Böyle bir durumda aynı kültür, düşünce ve inanç sahibi olanların bir aradalığı bile giderek zorlaşıyor. Bir ırk mensubu kendini üstün görüyorsa, diğeri kendisini dışlanmış görüyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde çok çeşitlilik bir zenginliği. Ama bunun bir de aması var. Yapı bir ırkın üzerine bina olunca diğerleri kendini dışarıda görüyor.

İdeolojik ayrışmalardan çok daha tehlikeli. Maraş’tan Türkoğlu ilçesine gidince, ilçenin ad serüveni bize bir takım şeyler çağrıştırdı. Türkoğlu’nun adı sonradan verilmiş. Önceki adı Eloğlu. İkincisi, yani önceki ismin içinde gizli bir şey var gibi. Eloğlu sözcüğünün etimolojisini yapacak değilim. Irk olgusu merkezde olunca buranın adı Türkoğlu olmuş. Adnan Menderes tarafından. Bu ilçenin demografik yapısı ile ilgili bir bilgim yok. Şu aşamada da o tarafıyla çok da ilgilenmiyorum.

Kendimi dostlar meclisinde buldum. AGD’li dostlarım ve öğrencilerin arasında. İnsanın veya insanlığın temel sorunları, açmazları ve çatışmaları. Bir sürü şey konuşuldu. Bu bir sürü şeyin içinde benim için çarpıcı olan bir durum oldu. Çıkış anında vedalaştığım bir dinleyicim ve dostumla, tanışmadık dedim. “Elhamdüllilah Müslüman’ım.” Bu yetmiyor mu, demeye getirdi. Evet, birlikte saf tuttuk, birlikte aynı sofrada bulunduk, birlikte yemek duasına eşlik ettik ve toplantımızdan sonra birlikte “Ve’l Asr” dinledik dua ve Fatiha ile bitirdik. Bu manevi mecliste. Bu mecliste ırk olgusunun hiçbir etkisi havası ve ortamı yoktu. Bu mecliste sohbet ederken bir sürü insan adı sökün etti. Necip Fazıl, Mehmet Akif, Sultan Abdülhamit Han, Necmettin Erbakan, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu Erdem Bayazıt, Akif İnan, Mustafa Kamalak. Şehirler sökün etti. Mekke, Medine, Şam, Halep, Kudüs, İstanbul, Bursa, Edirne, Diyarbakır, Maraş, Bingöl, Sarayevo. İslâm coğrafyasının ülke isimleri geçti. Irklar, kavimler, kültürler, dinler bahse konu oldu. Medeniyetimizi ters yüz eden yabancılaşmalar, ölümler, ihanetler daha neler.

Irk kavramı meclisimizden uçtu gitti bir anda. Türkoğlu’na dayatılan isim sanki bir çöreklenme gibi. Beldeler isimleriyle bilinir ve kabul görürler.

Maraş şehrinin modern ve çok yapılı tarafındayım. Modern şehirler birbirini öykünürler. Birbirine benzemeye çalışırlar. Merkeze gidemedim. Türkoğlu’ndan dönerken gece, ışıklı dağa yaslanmış bir kent var. Sultan Abdülhamit Camii arada sıyrılıyor uzaktan. Işıklı minareleri bir anıt eser gibi. Kente ağırlığını koyuyor. Merhum Erbakan Hoca temelini atmış ve adını da koymuş. Ümmetin bir sultanının adı. Sultan, ırkın kıyısından köşesinden geçmemiş. Ne yazık ki ırki tutku, masonik ruh, yabancılık onu alt etti. O alt edişin etkileri bugüne kadar geliyor. Ve evet bu bölgede Müslüman olan ırkların bir biriyle savaşı var. Müslümanlar bir birbirini öldürüyor ve tüketiyorlar. Ecnebiler ne çok seviniyor değil mi?

Türkoğlu’da çok güzel insanlar var. Kişiler tek başına bir vakıf gibi. Ali Gök ağabey örneğin. Fahri yurt müdürü. Bulunulan yer tam bir külliye. Camii, İmam Hatip Lisesi ve İmam Hatip Ortaokulu. Hafızlık yaptıran Kız Kur’an Kursu. 1400 öğrenci, 400 yatılı. Kız ile erkeklerin yemekhaneleri ayrı. AGD Türkoğlu Başkanı Ökkeş Solmaz, İmam Hatip Mütevellisi Erol Tansel Sıddık Bozdoğan ve Süleyman Beyler. Sohbetin kıvamı bizi daha çok bağladı. Ayrılmakta zorlandık. Dostlara selam olsun.