Allah’a iman konusunda dünya insanının inancı, herkesin kendi aklı, kültürü, tefekkürü, çıkarı... doğrultusunda değişmektedir.

Onun için Rabbimiz, Sevgili Peygamberimize ve arkadaşlarına bu konuyu açıklamak üzere,

“Şayet onlar sizin inandığınız gibi inanmış olsalardı doğru yolu bulurlardı. Eğer yüz çevirir-lerse, şüphesiz onlar bir ayrılık içindedirler. Onlara karşı Allah Sana kâfidir. O işitendir, bi-lendir.” Buyurmuş. (Bakara süresi ayet 137)

Yani, Allah celle celalüh, kendisini nasıl tarif etmişse öyle iman edilecek ve gereği yapılacak.

Şu anda yedi milyar insan içinde “Ateistim” diyen insanların sayısı binde bir bile değil.

Geri kalanların tamamı bir şekilde inandığını söylüyor ama kendince bir ilah üretiyor.

Rabbimiz, yedi milyara hitaben diyor ki,

“İnsanlar, denenmeden (yalnız), iman ettik deyivermekle bırakılıverileceklerini mi sanıyorlar.

And olsun onlardan öncekileri denedik. Elbette Allah, doğru söyleyenleri de, yalan söyleyenleri de bilir. (Ankebut süresi ayet 2-3)

“İman ettim” diyen bir insan, iman ettiği Rabbinin Kur’an’daki emir, yasak ve tavsiyelerine hakkıyla uymalıdır.

Rabbin tabiatta yarattığı havayı alır gibi, suyunu içer gibi o emir ve yasakları hayatına nakşetmelidir.

“Allah’a iman ettim” dedikten sonra teninin ve canının yaşamasında hiç bir katkısı olmayan insanların koyduğu kanunları, kendisine her saniye hava nimetini sunan Rabbinin ahkâmına tercih ederse, “İman ettim” sözü ona fayda sağlamayacaktır.

Ebucehil gibi kâfirler de Allah’a iman ediyorlardı.

Bu konuyu haber vermek üzere Rabbimiz bakın ne diyor,

“And olsun ki onlara “gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emri altında tuttu diye sorsan; “Elbette Allah” derler. Öyleyse nasıl da döndürülüyorlar

“Eğer onlara; “gökyüzünden yağmuru indirip onunla öldükten sonra yeryüzünü dirilten kimdir ” diye sorsan, elbette “Allah” derler. “Elhamdülillah” de. Onların çoğu akletmezler.” (Ankebut Süresi ayet 61-63)

Mekke müşrikleri, yeri göğü yaratanın, yağmuru yağdıranın, yeryüzünü yağmurlarla diriltip çiçeklerle donatanın Allah olduğuna iman ediyorlardı ancak,

“Onlara: “Allah’ın indirdiğine uyunuz” dendiği zaman, onlar: “Hayır biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” derler. Ya babaları bir şeye aklı ermemiş ve doğruyu bulamamışsa.” (Bakara süresi ayet 170)

Yani Allah’a iman ettiklerini söylerler ama atalarının izinden gitmeyi tercih ederler.

Hatta atalarının izinden gitme konusunda yeminler bile ederler.

Bu tür söz ve davranışlarıyla Allah’ı kandırmak isterler ama kandıramazlar, ancak kendilerini kandırarak cehennemi boylarlar.

Allah’a imanı Kur’an’ın öğrettiği, Sevgili Peygamberimizin anlayıp anlattığı şekilde olur ve o imanın gereğini peygamber efendimiz gibi uygulamaya kalkarlarsa imtihanların en büyüğüyle karşılaşırlar.

Hani altın ticareti yapan insanların düşmanı çok olurmuş.

Servetiniz, tonlarca altın veya milyarlarca dolar olduğunda siyasilerin, mafyanın, dünya devletlerinin ajanlarının gözetimi ve denetimi altına girersiniz.

Siyasiler, koydukları kanunlarla soyarken, mafya bileğinin gücüyle soyar.

Çünkü çok değerli malı yönetiyorsunuz.

İşte Müslüman bir insan, en değerli imanı göğsünde taşıdığı için Bush gibi kâfirler siyaset gücünü kullanarak o imanı taşıyan göğsü parçalamak istiyorlar.

Rabbimiz bun şöyle haber verir,

“And olsun ki, mallarınız ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kitap verilenlerle Allah’a ortak koşanlardan birçok üzücü şeyler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız şüphesiz bu işlere karşı bir azim (karar ve sebat alameti) dir.” (Al-i Imran süresi ayet 186)

Biz, malımızdan, canımızdan, tenimizden, namusumuzdan daha fazla imanımızı ameli salihle korumaya çalışalım.

Rabbimiz yardımcımız olsun.