1938’de (resmi 1941) Sarıkamış’ın İssusu köyünde, yoksul ve kalabalık bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Babası 1. Dünya Savaşı’nda Erzurum cephesinde bölük emini olarak görev yapıyordu. Okuma yazma bilen ve bundan dolayı Molla Şehrî olarak isimlendirilen bir zattı.
İlkokula köyünde başladı.
Ebeveyni, çocuklarından birisinin hafız olmasını ister. Ağabeylerinden birisi hafızlığa başlar ancak küçük yaştayken vefat eder. Cuma günleri evde Yasin Sûresi ve siret okunur, memleket meseleleri konuşulur, yatsı namazı cemaatle kılınırdı.
Bu ortam fazlasıyla etkiler kendisini. ‘Öğrenim görmek, okumak’ ideali olur.
Dinî eğitim için hocaya gider.
Köyünde başladığı ilkokulu, ailece göç etmelerinden dolayı Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinin Karahallı köyünde tamamlar.
İki yıl okumaya ara verir; köy işlerinde ailesine yardımcı olur. Maarif Kitabevi’nden çıkan kitapları okur. Kur’an’a ağırlık verir. Dini ilimlerle beraber matematik, tarih, coğrafya ve resim gibi dersleri beraber göreceği bir mektepte okuma arzu ve isteği vardır.
1953 yılında Kayseri İmam Hatip Okuluna başlar. Leblebici Ahmet Hafız, Çandarlı Ahmet Efendi, Kavgacı Osman Efendi, Celalettin Karakılıç, Mustafa Cinkılıç ve Lütfi bey hocalar öğretmeni olur. Arapça ve matematiğe ayrı bir ilgisi vardır. Gece rüyasında bile problem çözer.
İmam hatip son sınıfı Erzurum’da okur ve liseyi burada tamamlar.
1960’ta İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne girer. Bu dönemde Mahir İz, Yaman Dede, Ömer Nasuhi Bilmen, Bekir Sadak, Ahmet Davudoğlu, Ömer Kirazoğlu, Nevzat Ayesbeyoğlu gibi önemli isimlerden dersler alır.
Milli Türk Talebe Birliği’nin (MTTB) faaliyetlerine iştirak eder. Necip Fazıl, Celalettin Ökten, Mümtaz Turhan, Arif Nihat Asya’nın konferanslarına devam eder.
Nedim Urhan ve Osman Öztürk gibi fikir ve yol arkadaşlığı yaptığı isimlerle yolları bu dönemde kesişir.
Ve sonrasında Diyarbakır, Erzincan, İzmit, İstanbul’da farklı imam hatip liselerinde görev yapar.
Millî Eğitim Bakanlığı bursu ile bir yıl Bağdat’ta Arapça dersi alır.
Öğretmenliğinin son yıllarını Ahmet Rasim Lisesinde tamamlar.
Üzerinde durduğu en önemli konulardan birisi hatta en önemlisi; Dinlerarası Diyalog safsatasına karşı duruşudur.
***
Yukarıda anlatmaya gayret ettiğim isim Ali Nar hocamız...
Geçtiğimiz günlerde (16 Temmuz 2015) vefatının sene-i devriyesi idi.
Hem rahmetle anmak hem de farklı yanlarını zikretmek istedim.
Rahmetle yâd ediyorum…
ALİ NAR; MERT, CESUR VE ATAKTI, GÖRDÜĞÜ ZULÜMLER ONU YILDIRMADI!
İyi bir hatip olan Ali Nar, öğretmenlik yıllarında öğrencileri üzerinde derin izler bırakan bir eğitmendi.
Geçtiğimiz aylarda rahmetli olan öğrencilerinden araştırmacı-yazar İhsan Işık, öğretmeni Ali Nar hakkında şunları kaleme aldı:
* “Ali Nar Hoca ile tanışmak benim için Allah’ın bir lütfu oldu. Şükrenlillah. Bu mazhariyet, onun vefatına kadar elli sene (1965-2015) boyunca çoğalarak devam etti. Benim için iyi bir Müslüman/öğretmenin örneği oldu. Sırf bu yüzden yüksek puanlarıma rağmen öğretmenlik mesleğini seçtim.”
* “Beni okumaya ve yazmaya Ali Nar hocamız teşvik etti. İlk yazımı Diyarbakır Yeni Şark Postası gazetesinde (1965) o yayımladı. Bana ve diğer öğrencilere Muhammed Hamidullah, Seyyid Kutub, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç başta olmak üzere çok sayıda yazarı o tanıttı, çok sayıda kitabı o okuttu.”
* “Diyarbakır İmam Hatip Okulu orta ikide öğrencisi olmaya başladım. Maaşının en azından bir bölümünü kitap satın alarak öğrencilere dağıttığına şahidim. Ali Nar hocamız, mert, cesur ve ataktı, gördüğü zulümler onu yıldırmadı!”
ERZİNCAN YILLARI ÇOK VERİMLİYDİ
Ali Nar hocamız, bu satırların yazarının da mezun olduğu Erzincan İmam Hatip Lisesinde çok verimli yıllarını geçirdi.
Öğrencilerinin Ali Nar hakkında ifade ettiği ilk cümle şu oldu: “Çok şuurlu, inandığından taviz vermeyen, hangi şartlar olursa olsun duruşunu bozmayan, iz bırakan, imam hatip nesline örnek olan bir hocamızdı…”
Ve akıllarında yer eden üç özelliğini anlattılar, Ali Nar’ın,
* “Ali Nar hocamız, imam hatip okullarını ‘Ağırlık Noktası’ olarak nitelendirirdi. Bu niteleme İHL’lere verdiği önemi ortaya koyardı.”
* “Bir başka dikkatimizi çeken husus Ali Nar hocamız saatini hep sağ koluna takardı. “Neden?” dediğimizde “Hayırlı işlerimizi hep sağ kolumuzla yaparız, onun için…” cevabını verirdi.
* “1970’li yıllarda meşhur bir meyve suyu vardı. Şişesi, alkol şişelerine benzediği için o markanın meyve suyunu içmezdi. “Batıla benzememek gerektiğini…” anlatırdı, ısrarla. Takva sahibiydi…”
***
* Ve Yusuf Erzincâni ayrıntısı… Erzincan İmam Hatip Lisesinden öğrencisi Yusuf Ergün de Ali Nar῾ın hat sanatını teşvik edici söz ve destekleriyle ῾hat῾ta başladı. Yusuf Erzincâni olarak bilinen ve hat çalışmalarında bu imzayı kullanan Yusuf Ergün, ilerleyen yıllarda çalışmaları takdirle karşılanan önemli bir hattat oldu. Genç yaşta rahmetli oldu.
EFSANE ROMAN!
Merhum Ali Nar hocamızla alakalı son bir not…
Merhum Ali Nar’ın çok sayıda eseri var. Uzay Çiftçileri, ilk Türk bilim-kurgu romanı olarak vasıflandırılır.
Ama Arılar Ülkesi romanı bir başka…
Cahit Zarifoğlu, ‘Arılar Ülkesi’nden bahsederken şunları dile getirmişti;
* “Çocuklar da dâhil herkesin rahatlıkla, zevkle ve ibretle okuyacağı bir romandan söz açalım bugün. Yazarını gazetelerdeki yazılarından da tanıyorsunuz. Bu defa bir romanıyla karşımıza çıkıyor. Zannederim Ali Nar’ın bu ilk romanı.”
* “Çok yönlü bir kitap: İsterseniz çocuklar için bir masal kitabı, dilerseniz bir edebiyat eseri, dilerseniz bir siyaset analizi deyin. Hepsini de karşılayabilecek birçok yönlülüğe sahip.”
* “Konusu üç cümle ile şöyle: Çalışkan ve dürüst bir arı cemaatinin yaşadığı bir küçük ülkeyi, civar ülkelerden birinde yaşayan yılanlar istila ediyor. Nice ızdıraplardan ve maceralardan sonra arılar akıllarını başlarına topluyor ve ülkelerini kurtarıyorlar.”
***
İmam hatip okulu yıllarımda, edebiyat öğretmenim Rıfkı Kaymaz’ın tavsiyesi ile okuduğum Arılar Ülkesi, Millî Gazete bünyesinde bulunan Yenidevir Yayınları’ndan da basıldı.
Yenidevir Yayınlarından isteyebilirsiniz…
Hararetle tavsiye ediyorum.