Akıncı çocukların ailelerini kan kusturan kayıpları.

Seferlerden dönemeyen evlatlarla dünyası yıkılan insanlar.

Hayatında bakan görmemiş babanın, evladının cenazesinde ancak tanıyıp da, yağan yağmurdan bakan bey, arabasına davet ettiğinde, babanın; “Arabayı kirletir çamurlu ayaklarım, yürüyerek gidelim” demesini de yazdı yeryüzü.

Yağmurlar, rüzgârlar, bulutlar ağladı

Her haksızlığa uğrayanın alacaklısı olarak kalbi daha fazla dayanamadı toprak ananın.

Keşif gezilerinden sömürü turlarına.

İnsan safarisinden, ciğer dağlamaya.

Depremler, çığlar, savaşlar…

Altını, elması, madeni vurduğu yetmezmiş gibi firavun neslinin, dokuma ustalarının ellerini de vurduğu o acımasız keşif gezilerinde.

Keşifler bitti.

Geziler tükendi.

Ziyaretler.

Yarım yamalak yapılan ibadetler gitti.

Ne Roma meydanında meraklı turistler bulunmakta.

Ne Kâbe’de tek insan nefesi.

Garip bir karmaşadan geçmekte insanlık.

Firavun’un kulağına giren sivrisineğin onu öldürmesi gibi.

Gözle görülmeyecek bir virüs insanları yeryüzünden silip süpürmekte, bütün güzel alışkanlıklarına nokta koymakta.

Sanki siz layık değilsiniz ibadetlere denilerek, camiler boşaltılmakta, İran’da Cuma namazları kaldırılmakta, musafahalar, tokalaşmalar, dostluklar bitmekte.

İnsanın yeryüzünde özgürlüğü kısıtlanmakta, olağanüstü dönemlerden geçme bilinci ile kimse de itiraz etmemekte.

İnsan insandan kaçmakta.

Sarı ırktan biri binmeye görsün metroya, insanlar kaçacak delik aramakta.

Sanki Firavun’un kaderi insanlığın alın yazısı gibi.

Bir garip ortalık.

Fakat bunca acımasızlığın da elbet bir bedeli olacaktı.

Devrilen botlar, patlayan dalgalar, denizin buz soğuğu.

Mültecileri, suçsuz insanları öldürecek kadar nefret boca edilmesi, soğuk kış günlerinde nehre atlayıp yüzerek sınırı geçmeye çalışanlara mermi yağdırılması.

“Antik çağın Yunanistan’ındaki Megara halkı, savaşları kaybetmiş, fakir düşmüş, kral Byzas, tapınak Delfi’nin kâhinine danışmış. Kâhin de, Apollon’un emrini iletmiş: ‘Gemilerinize binin, denizleri aşın, Körler Ülkesi’nin karşısını yurt tutun.’ Buyruğa uyup körler ülkesi yani Kadıköy’ün karşısındaki Sarayburnu’na yerleşmişler.”

Yunanistan’a sokulmamasıyla mültecilerin, kadınların, çocukların mezarlıkta başlayan bekleyişleri.

Ne bekliyordunuz sahi.

Amerikan rüyası.

Karton bavulla sahile çıkanın milyonere dönüşmesi.

Büyük mülteci meselesine sırt dönen Avrupa.

Sömürülecek bir şeyi kalmadığında ki Danimarka’da paralarına ve mücevherlerine bile göz koymuşlardı Suriyelilerin.

Gaz bombaları ile vurulan insanlık mı yoksa yeryüzünün iyice tükenen sabrı mı?

Kâğıt üzerinde kalmış Avrupa değerleri ile avunduklarından, şehirlerini yiyecekmiş gibi korktukları mülteciler üzerinden büyük bir sınavı kaybettiklerinin farkında bile değiller.