“Anmak ve Anlamak” arasında sıkışıp kalmış bir ruh halinden “Anlayan ve Eyleyen” bir ruh halini yeğlerim. Onun için bütün süreci baştan sona kadar doğru okumakta fayda var. Erbakan Hoca söz konusu olunca insanın duyguları da devreye giriyor. Hayırla, dua ile ve hepsinden öte tanıma ve beraber yolda olma halini nasip ettiği için Mevla’ya binlerce şükürle yâd etmek isterim. Sadece bir gün değil, sadece başımızı bir taşa vurunca yine haklı çıktı diyerek değil ya da bir öngörüsü gerçekleştiğinde bir kâhinmiş gibi bir durum izafe ederek değil tam bir teyakkuz hali ile hatırlamak hepsinden hayırlı görünüyor. Özellikle melankolik yaklaşımlar ve bağlamından koparılmış bir Erbakan algısı gerçek bir yıkıma götürür ki çoğu kişiyi de götürüyor.

Aradan geçen dokuz senede geldiğimiz noktada “baharın habercisi” o tek başına çiçekten, o malı ve canı ile Allah rızası için ömrünü vakfetmiş bir “mücahit”ten, “herkesin hocası” ibaresine dönüştü. Bu ibarenin bu kadar kolay kabul görmesi ve yaygınlaşması bir duruşu değil de savrulmalara ve savrulduğu yerde kendine bir hikâye bulma noktasında güçlü bir bağ olarak ve kapı açıcı kilit olarak kullanılabilir bir araç olma hali veriyor. Kendini onunla aynı hizaya yerleştirmekte bir beis görmeyen bu gibi yaklaşım sahiplerinin durdukları zemin ve eyleme biçimleri ile Erbakan Hoca’nın durduğu zemin ve eyleme biçimi açısından büyük bir fark olduğunu dikkatli bakabilen her göz fark eder. Elbette bir ömür birçok temasa birçok ana denk düşer ve o anlar o temaslar kişiler için kıymetli olabilir. Bu kıymeti ifade de hiçbir beis yok ancak onun varlığını ve onun mücadelesini kendi ikbaline, menfaatine tevil etme girişimi işte bu tahammül edilemez bir hâl alıyor.

Ömrü boyunca durmaksızın çabaladığı, ortaya çıkardığı bütün değerleri ve ilmek ilmek işlediği “hareket”ini sadece sloganik düzeyde algılamak ve onun cümleleri ile konuşup ama onun eylem ve duruş biçiminden fersah fersah uzakta olmak bu dönemin en büyük hastalıklarından olan “hızlı benimseme” ve “hızlı tüketim” dolayısı ile işlevsel olarak kullan, fayda sağla ve işine yaramadığında vazgeçme noktasına götürüyor. Bu nokta önemli bir biçim bozulmasına da işaret ediyor; o da kimlik karmaşası ve kişilik kayması olarak ifade edebileceğimiz bir hastalık biçimidir. Sloganik ve biçimsel olarak benimsemiş olmalarına rağmen içeriksel olarak özümseyemedikleri için hem kavramları doğru algılayamıyor dolayısı ile hareketlerinde şuur, işlerin neticesinde “bereket” bulamıyorlar. Bu iki yoksunluğa bir de “kötüye” ve “kötülüğe” dolaylı rıza gösterme ekleniyor ki bu hepsinden beter bir durum ortaya çıkarıyor.

“Herkesin hocası” demek her yola kolayca uydurulabilir, her amaca kolayca kılıf olarak kullanılabilir bir kimlik veriyor. Oysa bütün hayatı boyunca bir tek şey yapmış ve yaşamış bir kimliği hayattayken sarsamayanlara kolayca yıpratma ve yok etme en hafifi ile etkisizleştirme imkânı veriyor. Erbakan Hocanın konuşmalarından bir kesiti alıp kendi akılsız işlerine dayanak yapmak isteyenlerin yaptıkları tam da budur. Belki sosyal platformlarda çokça karşılaştığınız bir durumdur. Bütün bu yapılanlar karşısında agâh olmak gerekiyor. Ebette insanlar etkilenebilirler, bunu ifade edebilirler ancak bu içinden geçilen akılsız çağdan geçen bu mümtaz şahsiyeti başka bir kişiye dönüştürmeye kimsenin hakkı yoktur. Onun mücadelesi, mücadelesinin eserleri ortadadır. En büyük mirası olan onun hiçbir rüzgâra hiçbir tatlı rüyaya eyvallah etmemiş talebeleridir. Elbette en büyük sorumluluk da onların omuzlarındadır.

Bugün her kapıyı açan adeta bir maymuncuğa döndürülmeye çalışılan Milli Görüş kimliğini ve kimliğin en büyük remzi olarak Saadet’li olabilmeyi ve gürültünün ve çoğunluğun aldatıcı etkisine kapılmadan sloganik düzeyde kalmayan bir yürüyüş ile hem Erbakan Hocayı doğru yâd etmiş hem de onun kimliğini, hareketini etkisiz kılmaya çalışan bu tür yaklaşımlara karşı müteyakkız olmak gerekiyor. Yolun kıymeti de anlamanın ve eylemenin kıymeti de hareket halinde olmaktan geçiyor. Duran durgun olan her şey kirleniyor. Katı olan her şey buharlaşıyor. Onun için bugün düzülen methiyelere belli bir mesafeden bakmak görüş zenginliği sağlar. Mesafesiz bakmak ise körlük getirir. Son kertede Ziya Paşa’nın dediği gibi, “Yaşarken tuz katmazlar aşına, / Methiyeler düzerler mezar taşına.” Görüntü biraz bu dizeleri haklı çıkarıyor.

Son söz olarak biliyorum ki birçok gönülde şöyle bir yarım kalmışlık, erken kaybetmişlik ya da doyamamışlık var. Ya da “DAĞ”ın heybeti ondan uzaklaştıkça ortaya çıkıyor ve geçen seneler bize “DAĞ”ın ne kadar heybetli olduğunu gösteriyor. Yine biliyorum birçok gönülden “biz başka sevdik, o yüzden de başka sevemedik” geçiyor. Herkesin içinde biriken bu duygular ne kadar kıymetli ise hareket halinde olmak da o kadar kıymetli. Son bir şeyi şuraya hatırlatıcı olarak bırakmak istiyorum. Kaç kere Hoca ile birlikte söz verdiniz/verdik? Ne için söz verdirtti ve biz ne söz verdik? Sözün gereğini yerine getirmek gerekiyor. Kanaatimce, şefkat ve adaletle, azim ve gayretle, sebat ederek vakur bir şekilde yürümek onun gibi istikamet üzere olmak ve anlamaya çalışıp, eyler halde olmak, en büyük vefa örneğidir. Fikri olmak, fikre talip olmak ise izleri bozmadan yürümeyi ve yapıyı ileri taşımayı gerekli kılıyor. Hoşça bakın zatınıza…