Ebubekir Aytekin, Kemalist Devrimlerin Analizi kitabında, yakın tarihi incelemiş. Günümüz kuşağının bilmediği pek çok meseleye değinmiş.

Sadece Dersim olayları akla gelse de, pek çok şehir ve köy, acıdan yeterince nasibini almış.

Zilan Katliamı, 1930 Temmuz unda F. S. Omurtak komutasındaki 9. Kolordu nun Van ilinin Erciş ilçesinde yer alan günümüzde Hatun Çukurovası olarak bilinen Zilan Deresi ne sığınan Kürtlere yönelik gerçekleştirdiği katliamdır.

16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesine göre 15.000 kişi, Kürt yazar H. Serdi ye göre 47.000 köylü, kadın, çocuk ve yaşlı öldürülmüştür.

Mustafa Kemal başkanlığında, Bakanlar Kurulu toplantısında, kanun hükmünde kararname çıkarılarak, Ağrı ya yönelik hareket öngörüldü. Türk Ordusu iki kolordu ve 80 uçaktan oluşan hava gücü ile bu bölgede harekâta başladı. Zilan ı uçaklarla bombalayan tayyare birliğinin kitaptaki fotoğrafı da çok şey anlatmakta. Günün modasına göre kesilmiş, briyantinli saçları ile birlik mensuplarının ağızları kulaklarında.

Cumhuriyet gazetesi haberi şöyle verir: Ağrı Dağı tepelerinde tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Türk ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur.

Harekât sonunda 44 köy ateşe verilir. Köylülerin hayvanları ve diğer tüm mal varlıklarına el konulur. Binlerce köylü yörede Ceme Gürceme olarak anılan vadide, topluca birbirlerine bağlanarak, makineli tüfeklerle taranıp katledilir. Boşaltılan Zilan ve civarına Kafkaslar dan getirilen Türkmenler yerleştirilir.

Zilan Deresi nde katliamı yaşayanlardan Kakil Erdem, DİHA ya olayı şöyle anlatmıştır:

Askerler, hamile kadınların karnını deşiyorlardı. Hamile kadınları öldürüp çocuklarını karınlarından çıkarıyorlardı. İnsanları gözlerimin önünde kesiyorlardı. Gözümün önünde üç akrabamın kafa derisini yüzdüler. İki kardeşi ağaçlarla öldürdüklerini gördüm.

Katliam başladığında dağlara kaçtığını, saklandığı yerden olanları izlediğini anlatan Erdem:

Esir alınanları da öldürdüler. Bu katliamlarda ölenlerin çoğu, Kurtuluş Savaşı nda savaşmış insanlardı. Düşmana karşı birlikte savaştığımız insanlar daha sonra gelip bizi öldürdü.

Ne ki Kakil Erdem in röportajını yayınlayan DİHA Van muhabirleri O. Candemir ve E. Öksüz haklarında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama iddiasıyla dava açılmış, her iki muhabire de birer buçuk yıl hapis cezası verilmiştir.

Tanıklardan Zilanlı Tayfun Susak o günü şöyle anlatır: Yüzbaşı Derviş Bey e bağlı askerler, isyana kalkışacağız diye bir anda Zilan Deresi ndeki yedi köye baskın yaparak, taramaya ve herkesi öldürmeye başladılar. Ben de kaçarken yere düştüm. Cesetlerin altında kaldım. Askerler gittikten sonra ortaya çıktım. Ancak ailemden sadece ben sağ kalmıştım. Çok az kişi sağ kurtuldu. Kurtulanlar da akli dengelerini yitirdiler. Bir süre sonra askerler tekrar bölgeye geldiler, sağ kurtulanları Muş, Ağrı ve Doğubayazıt a götürdüler. Aralarında ben de vardım. Buralarda günlerce aç kaldık ve işkencelere tabi tutulduk. Daha sonra esir olarak birkaç yıl askerler için çobanlık yaptım. Sonra beni Elazığ Deliler Hastanesi ne gönderdiler. Burada hayvan muamelesi yapıyorlardı serbest bıraktılar. Tekrar köyüme gelmek istedim. Ancak oraya gittiğim zaman evler dahi yoktu. Ben de Muş a geldim. Bulanık ilçesine yerleştim. O günden bu yana buralarda dilencilik yaparak geçiniyorum.

Katliama katılan erlerden biri olayı şöyle anlatır: Kadın, çocuk ve bebeler dâhil herkesi, binlerce insanı, Zilan Deresi ne doldurdular. Etraflarını makineli tüfeklerle çevirdiler. Makinalıların başında bizler, yani erler. Bizim arkamızda erbaşlar sıralanmıştı. Elleri tüfeklerin tetiğinde namluyu bize yöneltmişlerdi. Onların arkasında subaylar tabancaların namlusuna mermiyi sürmüş bekliyorlardı. Biz ateş etmesek erbaşlar bizi vuracaklardı. Onlar bizi vurmazsa subaylar onları ve bizi vuracaklardı. Tetiğe bastık. Korkunç çığlıklar dereyi sardı. Bir süre sonra çığlıklar iniltiye dönüştü. Sonra iniltiler de kesildi. Cesetler bir kan gölü içinde bırakıldı. Kurda, kuşa yem edildi. Bir süre sonra cesetler koktu, çürümeye terk edildi.

Bu korkunç olayları insan rüyasında görse çıldırır. Ama yöre halkı için bunlar rüya değildi, yaşandı; sağ kalanlar ölenlerden beter her gün kan kustu. Umarım kitaplarda kalmaz bu yaşananlar, filmler çekilir; biraz olsun bölge halkının acılarını anlayabilmek adına. Elbet bu konular bir hayli cüret istemekte. 

Korku bulutları hâlâ dağılabilmiş değil.