Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Ben Müslümanım diyen her insan bilmelidir ki, eğer o insan İslam’ca düşünmüyorsa, İslam’ca yaşamıyorsa, İslam’a din ve düzen olarak iman edip hayata bir bütün olarak ikame etmek için cihat etmiyorsa, bu adamın, ben Müslümanım demesinin hiçbir kıymeti olmaz. İslam’a göre insan, yeryüzüne birtakım üstünlüklerle donatılarak halife gönderilmiştir. İşte bu, hem yeryüzünde Allah için birtakım işler yapmak ve hem de kendini ve çevresini idare etme kabiliyetine sahip olmak demektir. Bu sorumluluğu Peygamber Efendimiz, şöyle ifade etmiştir: “…Hepiniz sorumlusunuz, yükümlülüğünüz altındakileri idare etmekten hesap vereceksiniz.” Bu, akıllı ve mükellef her insanın dünya imtihanında yerine getireceği bir sorumluluktur. Yine Peygamber Efendimizin, “Ben, namaz ve diğer ibadetlerle emir olunduğum gibi insanları yönetmekle de emir olundum.” şeklinde ifade ettiği temel bir görevdir. Peygamberimizin şu sözü, Müslümanlar için önemli bir uyarıdır. “Kim Müslümanların emriyle, yani yönetimi ve her türlü işlerinin düzene konulmasıyla ilgilenmezse, o kimse Müslümanlardan değildir.” Ulul Emir; yani imam ve lider olmak, Müslümanların işlerini görmek, onlara hizmet etmek içindir. Bu konuda Peygamberimizin bir uyarısı da şudur: “Müslümanların idareciliğini üzerine alıp da, onlar için çalışmayan ve onların iyiliğini istemeyen bir idareci onlarla birlikte asla cennete giremez.” (Müslim) Bunun için yönetmek, önemli bir Müslümanlık görevidir. Ben yönetiyorum demekle de yönetmek olmuyor. Yönetmenin de bir itikadi zemini, fıkhi ve ahlaki kuralları vardır. Yönetmek için, bunları bilinip uygulamak gerekir.
YÖNETME ESASLARI
Yönetmenin ilk esası tevhittir. Tevhit; “Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed onun resulüdür” anlamına gelen‚ “La ilahe illallah, Muhammedün Resulüllah” tevhit kelimesine kalp ile inanıp bunu dil ile ifade etmektir. Kur’an’da peygamberlerin tevhit mücadeleleri anlatılmıştır. Nitekim bir ayette: “Senden önce gönderdiğimiz her Peygamber’e: “Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin, diye vahiy etmişizdir” buyurulmaktadır. Tevhit aynı zamanda, İslam ümmetinin birliğini temin etmek ve onları cihada hazırlamak için eğitmektir.
Çünkü bir dava, disiplinli ve eğitilmiş bir ordu ile yürütülür. Peygamberimizin, ashap ordusu ile farklı şartlar ve farklı usullerle verdiği mücadele, “İla-i kelimetillah” seferberliğinden başka bir şey değildir. Tevhit, İslam ordusunun muharrik gücüdür. Nitekim Necip Fazıl; “Ey genç adam, bu düstur sana emanet olsun: Ötelerden habersiz nizama lânet olsun” sözü ile tevhit gerçeğini dile getirmiştir.
EMANET
Yönetmenin ikinci esası emanettir. Emanet; titizlikle korunması gereken İslam, onun maddi veya manevi esasları ve kamu yönetimidir. Emanetler, ehline verilir ve o da onları canı pahasına korur. Yetişmiş, birikim sahibi kimseler var iken, görevlerin bir başkasına tevdi edilmesi zulümdür davaya yapılacak kötülüktür. Liderlik hizmet makamıdır ve emanettir. Allah bize, emanetleri mutlaka ehline vermemizi ve insanlar arasında hükmettiğimiz zaman adaletle hükmetmemizi emreder. Ehil olmanın esasları da bellidir. Bizler, kafamıza göre ehliyet şartı belirleyemeyiz. İsabetsiz görevlendirmeler yüzünden arkasında, bir kişi bile olsa gönlü kırıklar ordusu bırakarak ölen liderlerin ahiretteki hesabı, çok çetin olur. İslam’da yönetmek sadece liderlere emanet edilmemiştir. Liderlerin yönettiği‚ kadrolara da emanet edilmiştir.
ADALET
Yönetmenin üçüncü esası adalettir. Adalet; yönetmenin temelidir. Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emretmiş, hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklamıştır. Adalet; sıradan bir yönetme esası değildir. Her bir değeri, yerli yerinde değerlendirmektir. Adaletsizlik bir orduyu, ülkeyi ve kadroyu perişan eder.
LİYAKAT
Yönetmenin bir esası da liyakattir. Liyakat; görev için hazır ve kıvamında olmaktır.
Yönetmek bir emanet ise ve bunun liyakat sahiplerine verilmesi şarttır. Bunun temel şartı ise iman, ilim, ahlak ve deneyimdir.
ŞURA
Yönetmenin önemli bir esası da istişaredir. Kamuya ait işlerde ve bir davanın yürütülmesinde istişare etmek farzdır. Bu esas, yasak savma anlamında da yerine getirilmez. Peygamberimiz: “Onların işleri aralarında şura iledir” ayeti doğrultusunda meşveret prensibini pratiğe geçirmiştir. İstişare ile alınan kararlara uymak inancın gereğidir. İstişare, keyfi davranışları önler.
MEŞRUİYET
Yönetmek için meşruiyet temel esaslardandır. İslam’da yönetimde meşruiyet; “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Peygamber'e itaat edin. Sonra kendinizden olan emir sahiplerine itaat edin” emrine dayanır. Liderin meşruiyeti, yönetmeyi İslam’ca yapmasıdır. Buna maruf denilir. İslam’da lider parmak esasına göre değil, istişare ile belirlenir. Ordu içinde görevlendirmeler liyakat ve ehliyet esasına göre yapılır. Meşruiyetin bir şartı da adalettir. Adaletli olmayan yönetim, meşruiyetini kaybeder.
DİSİPLİN VE CİDDİYET
Yönetmenin olmazsa olmaz bir esası da disiplin ve ciddiyettir. Disiplin birliği, beraberliği ve kadronun uyumu sağlar. Ciddiyet ise alınan ve ilan edilmiş kararların arkasında durmaktır. Kararların anlık değiştirilmesi, ciddiyeti zedeler ve güvenirliliği azaltır.
YOLUMUZ
Yolumuz, Millî Görüştür. Millî Görüş: Hz. İbrahim’in hanif olan milletinden olabilmektir. İslamsız saadet olmaz gerçeğini idrak etmek, şuurlu Müslüman olmak, hayrı ve şerri, marufu ve münkeri bilmek, cihat şuuruna sahip olmak, hayrın hâkimiyeti, şerrin yok edilmesi için çalışmak ve mücadele etmektir. Millî Görüş: Bütün peygamberler ve Hz. Muhammed (s.a.v) nasıl inanmış, nasıl yaşamış, nasıl ve kimlere karşı, niçin mücadele etmiş ise onlar gibi inanmak, onlar gibi yaşamak, onlar gibi cihat etmektir. Maneviyatçı olmak, nefis terbiyesini esas almak, Hakkı üstün tutmaktır. Hidayet, feraset ve dirayet sahibi olmaktır. Millî Görüş; Yaşanılabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye, Yeni Bir Dünya kurma azmi ve heyecanıdır. Selam hidayete tabi olanlara…