Cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte değişen sistem, siyasi iktidarın çoğunluğu elde etme ihtimalini zora sokunca, bir bakıma kendi kalesine gol atma riskini ortaya çıkarınca, bir anda “düşman kardeşler” bile bir oluverdi. Birbirlerine adeta “kavgada bile söylenmeyecek” sözler sarf eden, eleştirileri “hakaret” tadında dile getiren iki parti, bir de bakıldı ki, bir “ittifak” çerçevesinde bir araya gelebildi. Herhalde, geçmişte birbirleriyle olan tatsız ilişkiyi perdelemek için de “yerli ve milli” sıfatlarını kendilerine uygun gördüler.

İsteyen istediği sıfatını kendisine yakıştırabilir. Netice itibariyle, “ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” ve temelsiz iddialar değil de icraatlar uygun görecektir gerçek sıfatları. Buradaki asıl mesele, kendilerini bir şekilde tanımlayıp, kendilerinden olmayan herkesi, gayet pervasızca ve insafsızca “gayrı milli” ilan edebilmeleridir.

Neticede, iktidar partisi iktidarı elden bırakmamak, ittifak yaptığı parti de “liderinin koltuğunu korumak” gibi gayelerle bu işe girmişlerdir ve “yerli ve milli” diyerek bu gerçekler de göz ardı edilemez. Hele ki, bir seçim kazanabilmek uğruna, diğer insanların hakkına girmek, hayli ağır bir vebaldir ve siyasetin kalitesini de iyice aşağıya çeken, ucuz bir tavırdır.

“2019 seçiminin yerli ve milli olanlarla, ipi başka mahfillerin elinde bulunanlar arasında geçeceği açıktır” cümlesi, sırf siyasi netice alabilmek için bile sarf edilecek bir cümle değildir. Bu ülkenin “kendisinden olmayan tüm insanlarını” bu derece kategorize etmek, daha doğrusu aşağılamak, ötekileştirmek, düşmanlaştırmak, neredeyse “vatan haini” gibi konumlandırmak, siyasete hiçbir şey kazandırmaz. Sadece itibar ve saygınlık kaybettirir. Ki, belki de iki tane fazla oy alabilmekten de çok daha önemlidir itibar ve saygınlık…

Yani, Saadet Partisi’nin “ipinin kimselerin elinde olmadığı” herkesçe aşikarken, “şunla ittifak yapacak”, “bunla bir olacak”, “AKP’ye karşı şer ittifakı” minvalindeki “saçmalıklar”, sadece bunları yayan ve “troll” tabir edilen “paralı fedailere” yakışır. Ki, menfaat uğruna bir yere “trollük” etmek, bir bakıma insanlıktan çıkmak sonucunu da vermektedir. Her seferinde bunu görüyoruz.

“Yerli ve milli” diye kendilerini niteleyen kesim, çıkıp da “AKP’nin oylarını bölmek için böyle yapıyorlar” gibi bir şeyler söylüyor mesela. Allah aşkına, seçim kazanmak isteyen, elbette ki iktidarda kim varsa onun oylarından almayı ve böylelikle kazanabilmeyi arzular. Oyu fazla olandan değil de az olandan mı oy almayı hedefleyecekler? Akılla, mantıkla bağdaşmayan bu gibi argümanların benzeri de, iktidarın adayı haricinde aday göstermeyi “şaşkınlıkla” ve “öfkeyle” karşılamaktır. Tek aday çıkacaksa o zaman neyin seçimi olacak bu? Ve işin doğası gereği aday çıkması gerekmiyor mu?

Kendi dışında herkesi “dış güçlerin adamı”, “lobilerin maşası”, “karanlık odakların tetikçisi”, “vatan haini”, “gayrı milli” vs diye yaftalayan bir zihin yapısı, giderek aklıselimden de insaf ve vicdanda da uzaklaşmaktadır. Bunun, bu ülkeye bir yararı olacağını düşünebilmek için akıl ve mantıkla bağlantıyı kesmek gerekir. İnsanları düşmanlaştıran, birbirine karşı hınçla ve öfkeyle dolduran siyasetten ısrarla vazgeçmemek de meselenin bir diğer vahim noktasıdır herhalde.

İşin ilginç tarafı, siyasi iktidara “destek çıkan” ve “yerli ve milli” meselesini diline dolayıp her önüne gelene “gayrı milli” diyebilen parti, en basitinden milli varlık olan şeker fabrikalarının özelleştirilmesine “çıt” bile çıkarmamaktadır. Anadolu’nun bağrındaki son derece kıymetli ve kritik bu varlıkların elden çıkmasının hem yöre insanları hem şeker sektörü hem de toplum sağlığı açısından riskleri meydanda iken, siyasi iktidara “destek çıkma” uğruna ses etmemek “yerli ve milli” olmaktadır demek.

“Şayet “yerli ve milli”den kasıt buysa, vay halimize!