İnsanı yaratan Rabbimiz, insanın fıtratını, huyunu, suyunu çok iyi bildiğinden daha Bakara süresinin ilk ayetlerinde:
“İşte kitap budur, onda hiç şüphe yoktur. (Bu kitap) muttakilere yol gösteren bir kitaptır” (Bakara süresi ayet 2/2) buyurur.
Aslında her insan, İslam’a göre günahsız olarak doğar.
Zaman içinde çevresi onu ya bozar veya o parlak gönül sayfasını kirletmemeye dikkat eder.
Bozulma başlayınca zevkleri, mutluluk anlayışı, keyif alışı değişmeye başlar.
Yalnız Allah’a kulluk eden ve onun gönderdiği peygambere ümmet olanlar özgürdürler.
Neyi nasıl yapacağının kurallarını bir krala veya krallığı devralan bir kuruma bırakırsa birçok tanrıya kulluk yapmaya başlayınca emirler ve yasaklar, hâkimler, savcılar ve avukatlar tarafından bile takip edilemez hale gelir.
İşte böyle bir ortamda yasaklar da çekici ve keyif verici olur.
Hatta yasaklar o kadar fazla olur ki yasayı delmek de huzur vermeye başlar.
“Yasaklar delinmek içindir” denmeye başlar.
Rabbimizin kitabı olan Kur’an-ı Kerim’de yasaklar en az olanlardır.
200 devletten yasak yasası en az olan devletten bile daha azdır İslam’da yasaklar.
Allah’a ortak koşmak, adam öldürmek, yetim malı yemek, yalan söylemek, hırsızlık yapmak, zina yapmak, saçıp savurmak, cimrilik, çocukları öldürmek, bilgisiz konuşma, kibirlenme, fuhşiyyat, rüşvet, faiz gibi toplumun kanseri gibi şeylerdir.
Sevgili Peygamberimizin yasakları da azdır ve bu yasaklar bu dünya için de ahiret için de uyulması gereken yasaklardır.
Ancak, “Allah üçtür” diyerek yanlış teslis inancına sahip olanlarla, “Allah hiçtir” diyen ateistlerle, “Allah vardır ama o yaratır, yönetimi bize bırakır” diyen Ebu Cehil mantığına sahip deistler, haramlarla ten ve can dengesini bozduklarından Allah’ın ve Resulünün yasaklarına karşı durmaya başlarlar.
Bütün dünya doktorlarının “zararlı” dediği içki ve uyuşturucuların önünü açanlar, gönül dengesi bozulmuş insanlardır.
Kadınları genelevlerde alınıp satılmasını kanunlarla yapan ve kadın ticaretini güvenlik güçleriyle koruma altına alanlar, yaptıklarının kötü bir şey olduğunu da söyleyen iç seslerini “medeniliğin gereği” gürültüsüyle kapatmaya çalışırlar.
Neden böyle yaparlar?
İmam Gazli’nin İhyaü Ulumi’d-din” isimli eserinde hadis diye verdiği:
“Eğer insanlar, deve kığısını (gübresini) parmaklarınızla parçalamayın diye yasaklansalar hemen onu parçalamaya başlarlar ve bunda bir şey olmasaydı bize yasaklanmazdı derler” sözünü araştıran Iraki merhum, “Hadis kitaplarında bulamadım” demiş ve ihiyatlı davranmış da, “Bu hadis uydurmadır” dememiş. Çünkü Sehavi, Mekasıdı Hasene isimli kitabında Hasan-i Basri’nin Mürsel rivayetiyle İbni Şahin, Sevgili Peygamberimize ulaştırıyor.
Allah’tan, Sevgili Peygamberimiz, “Deve pisliğiyle oynamayın” diye yasak koymamış. Eğer koysaydı İstanbul’un en seçkin mekânlarında meyhane açıldığı gibi, kumarhane açıldığı gibi, kerhane açıldığı gibi, “Deve pisliğiyle oynama haneleri” açılırdı.
Deve pisliği ithalatçıları, onları kalıba dökenleri, masalarını imal edenleri, kapları, kalıpları, reklâmları olurdu.
Sevgili Peygamberimiz, insanları çok iyi tanıdığından, olur olmaz şeylerde yasaklama tarafına gitmemiş ve bize örnek olmuş:
Ebu Cühayfe (R.A.) anlatıyor: Bir gün Allah Resulü oturuyordu. Ön tarafında bir topluluk gürültü yaparak hoş olmayan sözler söylüyorlardı. “Ya Rasülellah, onları yasaklasanız” denildi. Allah Resulü, “Eğer onları Hacun mevkiinden yasaklarsam oraya gelirler. Buna da ihtiyaç yok” dedi. (Taberani Mu’cem-i Kebir Hadis no 17775) Hadis sahihtir.
Rabbimiz, Hazreti Adem ile Havva’yı cennette yarattıktan sonra:
“Ve demiştik ki: Ey Adem, Sen eşinle birlikte cennete yerleş, neresinden isterseniz bol bol yiyiniz. Ancak şu ağaca yaklaşmayınız. Yoksa zalimlerden olursunuz.
Bunun üzerine şeytan onları oradan kaydırdı, ikisini de bulundukları yerden çıkardı. Biz de: Haydi kiminiz kiminize düşman olarak yeryüzüne inin, size belirli bir zamana kadar duracak ve faydalanacak yer vardır demiştik.
Derken Adem, Rabbinden kelimeler aldı. (Ve onlarla yalvardı da) Allah da tevbesini kabul etti. Şüphesiz tevbeleri kabul eden ve esirgeyen O’dur.” (Bakara süresi ayet 2/35-37).
“Şu ağaca yaklaşmayın” deyince onlar da yaklaşmadılar. Ama şeytan kibrinden lanetlenince, onları cennetten kovdurmak için o ağaçtan yemeyi onlara kıymetlendirdi ve yedirdi.
Onun için Euzü billahi min’eş-Şeytan’ir-Racim’i çok söylüyoruz, şeytanın ve şeytanlaşmış insanların kandırmasından Allah’ın himayesine sığınıyoruz.
Devlet başkanı, amir, komutan, aile reisi, müdür, şef gibi görevlerde olanlar, “Yassssak” diyerek değil, yol açarak yönetmelidir.
İstanbul trafiği için bir zamanlar, “Çift plakalı arabalar bir gün, tek plakalı arabalar öbür gün trafiğe çıksın” teklifi yapıldığında ben de, “Çaresizlerin çaresi yasak koymaktır” demiştim.
Yeraltı yolları, tramvayları, metrobüsleri düşünenler ve yapanlar “olumlu” bakanlardır, çare üretmekten aciz olanlar “olumsuz”lardır.
Şair Farazdak (641-732) Hazreti Hüseyin’in oğlu Ali Zeynelabidin’i methederken:
Hayatı boyunca, “Eşhedü en La ilahe illallah” demenin dışında hiçbir zaman ‘La/Hayır’ demedi, hep ‘Neam/Evet’ dedi” diyor.
Eşinize, çocuklarınıza, komşularınıza “hayır” demeden önce isteğini başka nasıl yollardan halledeceğinizi düşünün ve “olumlu” olun. Niyet olumlu olursa, sonuç da olumlu olur.