Ülkemizde…
Bölgemizde…
Hatta tüm dünyada…
En çok merak edilen hususlardan birisi…
Soru şu; Hazreti Nuh’un Gemisi nerede?
Bugüne kadar çok sayıda tez ileri sürüldü!
Ancak hangisinin gerçek manada doğru olduğu tam olarak ispatlanamadı…
NUH'UN GEMİSİ TÜRKİYE'DE Mİ? 5 ÜLKEDEN 20 BİLİM İNSANI HAREKETE GEÇTİ
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nden Prof. Dr. Cenker Atila öncülüğünde, Ağrı Dağı'ndaki Durupınar formasyonunun Hz. Nuh’un gemisi olup olmadığını belirlemek için dev bir uluslararası proje başlatıldı.
5 ülkeden 20 bilim insanının katıldığı tarihi araştırmada, yeraltı radarlarından karot sondajlarına kadar en ileri teknolojiler kullanılacak.
Dünya çapında büyük ses getirecek tarihi ve bilimsel bir araştırma için düğmeye basıldı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cenker Atila koordinatörlüğünde hazırlanan uluslararası ve multidisipliner proje kapsamında, Hz. Nuh’un gemisinin kalıntılarını barındırdığı ileri sürülen Durupınar formasyonunda ileri teknolojiyle donatılmış bilimsel saha çalışmaları başlatıldı.
5 ÜLKEDEN DEV KADRO SAHAYA İNDİ
Ağrı Dağı’nın Doğubayazıt ilçesi sınırları içerisinde 1959 yılında keşfedilen Durupınar formasyonunda yapılacak çalışmaya, ABD merkezli Noah’s Ark Scans desteğinde Andrew Mark Jones, Dr. Evrensel Barış Berkant’ın aralarında bulunduğu 5 farklı ülkeden 20’ye yakın bilim insanı ve öğrenci görev alacak.
YERALTI RADARLARI VE KURU SONDAJLA KALINTI ARANACAK
29 Haziran - 11 Eylül 2026 tarihleri arasındaki arazi çalışmalarında hassas GPS koordinatları, 2D/3D dijital modellemeler, yüksek hassasiyetli yeraltı radar (GPR) taramaları ve karot sondaj teknolojileri kullanılacak. Çalışmalarda formasyonun düşünüldüğü gibi Hz. Nuh’un gemisine ait olup olmadığı araştırılacak.
SONUÇLAR 2027'DE AÇIKLANACAK
Laboratuvar süreçlerinin ardından elde edilen ilk veriler ‘Durupınar Formasyonu 2026 Yılı Araştırmaları’ başlığıyla kitaplaştırılacak ve 3 uluslararası bildiri ile kamuoyuna duyurulacak.
Konuyla ilgili açıklama yapan projenin öncüsü Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cenker Atila, çalışma yapılacak alanın kutsal kitaplarda tarif edilen gemiyle benzer özellikler gösterdiğini belirterek, şunları kaydetti:
"Burası 1959 yılında ilk olarak Yüzbaşı İlhan Durupınar tarafından tespit edilmiş, bir gemiye benzediği için dikkat çekmiş, daha sonra bunun Nuh’un Gemisi olabileceği üzerine birçok hipotez üretilmiş. Ölçümleri yapıldıktan sonra bu formasyonun boyutları kutsal kitaplarda anlatılan boyutlara benzediği için Nuh’un Gemisi olarak adlandırılmış ve birçok çalışma yapılmış. Fakat bugüne kadar burada kapsamlı bir arkeolojik ve jeolojik araştırma yapılmamış. Birkaç toprak analizi ile yüzeysel araştırmalar yapılmış.
Biz burada bir proje yapmaya karar verdik. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin onayıyla da projemizi hazırladık. Biz iki farklı bakanlıktan iznimizi aldıktan sonra çalışmalara başladık. Bu çalışmada 5 farklı ülkeden gelen bilim adamının katılımıyla oluşuyor. Proje, eylül ayı ortasına kadar devam edecek ve 5 ülkeden 20 bilim adamı burada çeşitli araştırmalar yapacak. Biz ilk olarak bu alanın haritalamasını yaptık. Önümüzdeki günlerde radar çalışmaları olacak. Daha sonra toprak analizleri alacağız. Sonrasında kuru sondaj yaparak ahşap kalıntısı, iskelet kalıntısı arayacağız. Kış boyunca laboratuvar çalışmaları sürecek. Bu çalışmalar sonrasında mayıs ayı gibi projemizin bütün verilerine ulaşmış olacağız."
NUH TUFANI NEDİR?
Kur’an’da detaylarıyla anlatılan Nûh Tufanı, sadece bir kıssa değil; inanç, adalet ve ibret dolu bir yolculuğun sembolüdür.
Kur’an’da Hz. Nûh’un tebliğ faaliyeti ve kavmini Allah’a kulluğa daveti, kavminin onu dinlemeyip inkârda ısrar etmesi üzerine ceza olarak tûfan musibetinin geldiği bildirilmekte, tûfanın cereyan ediş tarzı ile Nûh’un ilâhî emre uyup gemi yapması ve kendisine inananlarla birlikte tûfandan kurtulması, inanmayanların boğulması anlatılmakta, geminin şekli ve ölçüleri, gemiye binenlerin türü ve sayıları, tûfanın süresi gibi konularda bilgi yer almamaktadır.
Nûh kıssası A‘râf, Yûnus, Şuarâ ve Nûh sûrelerinde de geçmekle birlikte en ayrıntılı biçimde Hûd sûresinde nakledilmektedir.
GEMİNİN NASIL YAPILACAĞINI CEBRÂİL ÖĞRETİR
“Gözlerimizin önünde ve vahyimiz uyarınca gemiyi yap” emri gelince (Hûd 11/37) rivayete göre Hz. Nûh tahtayı nereden bulacağını sorar, ona ağaç dikmesi emredilir ve o da Hint meşesi denilen ağaçları diker. Kırk yıl sonra bu ağaçları keserek gemiyi yapar. Ona geminin nasıl yapılacağını Cebrâil öğretir.
Geminin başı horozun başı, gövdesi kuş gövdesi, arka kısmı horozun kuyruğunu andırmaktadır. İki yanında kapılar vardır ve üç kattır. Uzunluğu 660, genişliği 330, yüksekliği 33 zirâdır. Geminin ölçüleriyle ilgili olarak 80 × 50 × 30 zirâ rivayeti de vardır (Sa‘lebî, s. 55; Fîrûzâbâdî, VI, 29).
Bu konudaki başka bir rivayete göre ise havâriler Hz. Îsâ’ya gelerek tûfan hakkında bilgi verecek birini diriltmesini isterler. Hz. Îsâ da Nûh’un oğlu Sâm’ı diriltir, o da gemi ve tûfanla ilgili bilgiler verir (Sa‘lebî, s. 59; İA, IX, 345).
Gemi yapılırken kavmi Nûh ile alay etmiş, gemiyi tamamlayınca Nûh’a canlıların her birinden birer çift ile “haklarında hüküm verilmiş olanlar dışında” ailesini ve iman edenleri gemiye bindirmesi emredilmiştir (Hûd 11/40).
Tevrat’ta Nûh’un üç oğlunun eşleriyle birlikte gemiye bindiği belirtilirken Kur’an’da daha önce haklarında hüküm verilmiş olanlar dışında kalan ailesi söz konusu edilmekte, Nûh’a inanmayan karısı ile (et-Tahrîm 66/10) oğlunun (Hûd 11/43) gemiye binmedikleri ve boğuldukları belirtilmektedir.
Gemiye alınan hayvanlara gelince, Tevrat’takinin aksine Kur’an’da birer çift alındığı kaydedilmektedir. Bu hayvanların yeryüzündeki bütün canlı türlerinden değil, Nûh’un sahip olduğu evcil hayvanlardan damızlık olarak alınmış olmasının daha mâkul görüldüğü ifade edilmektedir (Muhammed Esed, s. 432; Sarıkçıoğlu, IX/1-4 [1996], s. 200).
Kısas-ı enbiyâ kitaplarında gemiye alınan hayvanlarla ilgili rivayetler vardır. Nûh gemiye önce karıncaları, en sonda merkebi alır. Merkep ağır ağır girer, çünkü İblîs onu kuyruğundan çekmektedir. Sabırsızlanan Nûh, “Şeytanla beraber olsan da yine gir” diye bağırınca şeytan da gemiye girer.
Filin kuyruğundan domuz, aslandan da kedi dünyaya gelir. Aslanın yanında öküz, kurdun yanında keçi, yırtıcı kuşların yanında güvercinin yaşayabilmesi için Allah onların yırtıcılık güdülerini köreltir.
Hz. Nûh evcil hayvanları ve yırtıcı kuşları birinci kata, vahşi hayvanları orta kata koyar, kendisi ve inananlar da üst kata yerleşir.
Kıssaya göre gemideki insanların sayısı yedi ile seksen arasında değişmektedir.
Kābil’in zürriyeti boğulur. Nûh gemiye Âdem’in naaşını da alır. Gemidekilerin nefislerine hâkim olmaları gerekmektedir ve bu emri unutan Hâm’ın derisi siyahlaşır.
Harem-i şerif ve Kudüs’teki kutsal mekânlar tûfandan etkilenmez. Kâbe tûfan sırasında göğe kaldırılır.(Sa‘lebî, s. 56-57; İA, IX, 345).
Daha sonra göğün kapıları açılmış, yerin kaynakları fışkırmış, göğün ve yerin suları birleşmiş, gemi azgın suların üzerinde yüzerken Nûh ve beraberindekiler kurtulmuş, Nûh’un eşi ve bir oğlu dahil inanmayanlar boğulmuştur (Hûd 11/40-47; el-Mü’minûn 23/26-29; el-Furkān 25/37; el-Kamer 54/9-17).
Kırk gün, kırk gece gök suyunu boşaltmış, yer suyunu fışkırtmış, daha sonra gemi yüzmeye başlamış ve altı ay su üzerinde kalmıştır (Sa‘lebî, s. 58). “Ey yer suyunu yut, ey gök suyunu tut” denilmek suretiyle tûfan sona erince gemi Cûdî’ye oturmuş (Hûd 11/44), ve Nûh’a, “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte olanlara bizden selâm ve bereketle gemiden in” denilmiştir. (Hûd 11/48).
CÛDÎ’NİN HANGİ DAĞ OLDUĞU KONUSUNDA ÂLİMLER ARASINDA FARKLI GÖRÜŞLER VARDIR!
Kur’an’da geminin oturduğu bildirilen Cûdî’nin hangi dağ olduğu konusunda âlimler arasında farklı görüşler vardır. (a.g.e., s. 58; bk. CÛDÎ DAĞI); bunun bir dağın özel adı olmayıp “bereketli topraklar” anlamına geldiği ve Nûh ile beraberindekilerin tûfan sonrası bereketli topraklara indirildikleri de ifade edilmektedir. (Sarıkçıoğlu, IX/1-4 [1996], s. 203).




