YAZILI basın şöyle böyle varlığını sürdürmede, imkan ve

imkansızlıkları açısından köklü bir değişime uğramamış sayılabilir. Tiraj,

satış miktarı yönüyle sarsıcı ve şaşırtıcı sonuçlardan söz edilmesi biraz

gerçekçilikten uzaklaşmak demektir. Eskilerde, çoğunlukla muhafazakar kesimin

besleme basın diyerek eleştirdiği çoğunlukta ve ağırlıkta olan basının

etkileme gücünden ve imkanından, herhalde bugün söz edilemez. Üstelik o kadar

kapsamlı, geniş ve sonuç getirici bir etkiyi yazılı basından beklemek ne kadar

geçerlidir. Doğrusu pek emin değilim. En önemlisi de, eskinin besleme basın

olarak nitelenen basınla, yetenek, mesleki bilgi, insani tavır, ahlaki yaklaşım

ve en önemlisi etkileme yetenek ve gücü bakımından oldukça geride ve dağınık

bir basın yapılanması durumu söz konusudur. Anlaşıldığı kadarıyla bu basın, bir

başka deyişle, medya yapılanması maddi yönden, gerçekten büyük bir imkan ile

desteklenmektedir. Şayia ya da iddia şeklinde de olsa, daha önce besleme

basın kümesinde yer alan bir gruba, şu veya bu vesileyle, yüzlerce milyon

dolarlık bir maddi desteğin verilmesi, bu grubun medya olarak bir kurum kimliği

kazanmasını sağlamış gözükmüyor. Üstelik önceki itibarının üzerine sarmalanmış

sözüm ona yeni kimliği ancak acınacak bir niteliği çağrıştırıyor.

Basın ya da medya, bir kurum olarak, amacı bağlamında

tanımlanabilir, varlık ve etkinliğini amacı doğrultusunda gerçekleştirdiği

ölçüde anlam ifade eder, itibar ve saygınlık kazanır. Bir kurum, hangi nedenle

ya da gerekçeyle olursa olsun, amacı dışında ve hilafında kullanılırsa, hiçbir

güç ve imkan onun sürgit ayakta kalmasını sağlayamaz. Basın, kurum olarak,

amacı itibariyle nazik nitelikli bir konumu işgal eder. Bu niteliği dikkate

alınmadığı takdirde, her işe uygun bir etkili alet gibi görülüp algılanabilir.

Çoğunlukla da, geçmiş tarihine bakıldığında, böyle bir algıyı pekiştirici

sayısız örnekle karşılaşmak mümkündür. Ama bu örnekleri, amacı doğrultusunda

hareket eden basın kurumu olmaktan çok, amacından inhiraf etmiş, deyim

yerindeyse sapkınlık örnekleri şeklinde değerlendirmek daha yerinde olur.

Basının, varlık nedeni olarak nitelenecek ya da ana

konusu demek olan haber , son çözümlemede, doğru bilgidir, kısaca

hakikat tir. Haber biçimine dönüştürülen doğru bilgi, bilim ve felsefede

olduğu gibi sınırlı bir bilgi malzemesine değil, daha geniş ve zengin bir

malzemeyi içerir. Kendine özgü bir tarzda, bilim alanında olduğu şekilde, deney

ve gözleme başvurur. Onun için basın, adeta değişmez araştırıcı konumunda

bulunan ve muhabir olarak tanımlanan unsura dayanır. Basını içselleştirmiş

kimselerin kendilerini daima muhabir olarak tanımlamaları, bu bakımdan

anlamlıdır ve doğrudur.

Bilim ve bilim adamı, nasıl birtakım etik ilkelere

dayanarak araştırma faaliyetini sürdürmek yükümündeyse, basının ana unsuru

demek olan muhabir başta olmak üzere, bu etkinlik içinde bulunan herkes de

belli bir takım etik ilkelere göre hareket etmek durumundadırlar. Bu ilkelere

titizlikle uyulduğu takdirde basının amacı olan doğru bilgiye ulaşmak imkan

dahiline girebilir. Aksi takdirde basın, kurum olarak amacından sapmış,

dolayısıyla etik olanın dışına savrulmuş demektir. Bilim ve sanat, nasıl kendi

mahiyeti dışında hiçbir iktidarın istemine göre hareket etmeyerek kendi

kimliğini özerk bir tarzda sergilerse, basın da öyle. Basının dördüncü güç

şeklinde tanımlanması, keyfe keder bir tanımlama sayılmamalıdır. Bunun

demokrasinin olmazsa olmazı olarak takdim edilmesi, basının işleviyle ilgili

bir değerlendirmedir ve o da basının amacında zaten içkindir. Yanlış bir temele

ya da çıkarcı bir mantığa dayandırılmak istenen basın, kamusal bir hakikate

kapanma ya da inkar etme anlamına gelebilir sadece.