Türkiye de seçimler yaklaşıyor ve seçimler yaklaştıkça

ülkede suların ısınacağına dair büyük bir kanaat var.

Evet, seçim dönemi biraz rüzgârlı geçecek. Ancak bu durum

sadece seçimlerle değil, bölgenin genel konjonktürüyle de ilgili.

Batılı ülkelerde Anadolu dan Asya ya kadar tüm coğrafyada

asker-devlet ilişkilerine dair çalışmaların hız kazanması bu büyük bölgede

toplumsal ilişkilere takla attırılmak istenmesinin alameti olabilir.

Bu coğrafyayı kendi lehimize nasıl dönüştürürüz ve

statükoyu nasıl sağlarız derdi ağırlık kazanmış durumda. Bunun hangi aktörler

eliyle yapılabileceği konusunda ise büyük bir tartışma var.

Bizde asker-siyaset ilişkilerinden tutalım da sosyal

meselelere kadar birçok konuda diğer ülkelere göre istikrar sağlanmış durumda

olsa da, bu vaziyet önümüzdeki dönemlerde bazıları için bir tehdide karşılık

gelebilir.

Çok değil önümüzdeki yazın başında yeniden büyük bir

Haziran hareketinin ortaya çıkacağı ve bu defakinin daha şiddetli olmasının

yanında çeşitli sosyal fraksiyonları da içerisinde barındıracağı Ankara

kulislerinde en fazla tartışılan konuların başında geliyor.

Bunun yanında bir sorunumuz daha var. Sanki Türkiye

ısrarla bölgesel şiddet içerisine de çekilmek isteniyor.

Bir ülkede bir sistemi nasıl çökertirsiniz diye

düşündüğümüzde, iç muhalif dinamiklerin harekete geçmesi önemliyken, bazen

yeterli de olmayabilir. Dolayısıyla sisteme yöneltilen bir dış baskı, zaten

içerden aşındırılmaya çalışılan sistemi çözmek için bir anahtar görevi

görebilir.

Türkiye de son zamanlarda benzer bir sorunla karşı

karşıya. Ancak mevcut soruna üretilen cevaplar konusunda da vatandaş cephesinde

soru işaretleri oluşmaya başlamadı da değil.

Evet, Türkiye bölgesel bir mücadeleye sokulmak isteniyor,

hatta Mısır ve Yemen başta olmak üzere bölgedeki Sünni grupların uyanarak bir

mezhep çatışmasına girmemesinde olduğu gibi bu konuda uyanmış bir tavır da

sergiliyor. Ancak bunların hiçbiri ülkeyi sıkıştıran aktörleri caydırıcı bir

nitelik taşımıyor.

Ülkeye yapılan sataşmalar karşısında sadece rasyonel bir

kararla durumu görmezden gelmek, belki ülke içi istikrarı kısa vadede korumaya

yardımcı olabilir. Ancak uzun vadede yapılan bu sataşmalara karşı nitelikli

caydırıcı önlemler alınmazsa, ülkeye karşı açılan cephe daha geniş bir ittifak

yapılanmasına dönüşebilir.

Dolayısıyla Türkiye nin bundan sonraki dönemde en acil

atması gereken adımlar, iç dinamiklerin rızasına alacak bir iç istişare

kampanyası ve dış dinamiklerin saldırganlığını önleyecek caydırıcı bir yol

haritası hazırlamaktan geçmelidir.

Sadece iç güvenlik paketi hazırlamak yetersiz kalabilir.