Tarafsız gazetecilik söylemi hakikati olmayan bir söylemdir. Her insanın bir tarafı, inancı, düşüncesi vardır. Bunlar benliğinizin bir parçasıdır ve haberinizi yazarken, köşe yazınızı kaleme alırken, mikrofonu elinize aldığınızda benliğinizin bir parçasını kenara koyarak hareket edemezsiniz. Önemli olan bilgiyi doğru bir şekilde, hakikati çarpıtamadan verebilmenizdir. Bir yerlerin, kişilerin, kurumların taraftarı olabilirsiniz ama bu da adil olmanızın önüne geçmemeli!

Hatta yandaş da olabilirsiniz ama yandaş olmanız sözünüzü eğip bükmenize, kaleminizi çamura bulamanıza, sözünüzü kirletmenize neden olmamalı!.. Yeri geldiğinde bizimkiler de haksızdır diyebilmelisiniz. Bunları sadece gazeteciler için değil günümüzün yazar, çizer, kanaat bildiren insanları için de söylüyorum… Aslına bakarsanız herkesin bu hassasiyette olması gerekir. Ancak bugün konumuz önde(!) olan insanlar.

Yazan, çizen, kanaat bildiren, sahnenin önüne çıkan insanlar fikrini kabul edelim etmeyelim aynı düşüncede olalım olmayalım toplumun önünde olan insanlar. Önde olmak, kanaat bildirmek kulağa çok havalı geliyor olsa da mesuliyeti çok büyük olan işler. Ne yazdığınıza, nasıl yazdığınıza, söylemlerinizin halkta uyandırdığı karşılığa çok dikkat etmeniz gerekir.

Bir toplumun seviyesi ölçülecekse bence önde giden insanlarının seviyesine bakılmalı. Çünkü onlar halkları peşine takarak bir yerlere sürükleyen insanlardır. Toplumların nereye sürüklendiği önde olan insanların seviyesinden anlaşılır. Ne yazık ki önde olan her insanın seviyesinin de çok iyi olduğu söylenemez. Ülkemizdeki ahlaki yozlaşmaya bakarak ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Zira öncü olmak başka şey önde olmak başka şey… Bizimkiler öncü değil, önde olanlar… Birilerinin yandaşı olduğu için önde olabilenler…

Mesela toplumun kanaat önderi olarak saydığı bu isimler arasında gerçekten öncü bir isim olsaydı Filistin konusunda hassasiyetimiz çok daha farklı bir seviyede olurdu. Bir de bizim önde olan insanlarımızın söylemlerine bakalım…

Öyle uzun uzadıya bir senelik analizler yapmaya gerek yok. Hemen geçtiğimiz haftaya çevirelim dikkatleri… Dokuz gencecik insanımız Filistin’de yaşananlar vicdanlarına ağır geldiği, ülkemiz katillerle ticareti hâlâ kesmediği için, limanlarımızdan soykırım gemileri hâlâ geçtiği için bir şeyler yapmak, seslerini duyurmak istediler. Kime? Tabii ki ülkemizin en yüksek mercii olan Cumhurbaşkanı’na.

“Filistin kırmızı çizgimizdir” diyen Cumhurbaşkanımıza…

Süreci biliyorsunuz dokuz Filistin dostu seslerini Cumhurbaşkanı’na duyurmak istedikleri için Cumhurbaşkanı’na hakaretten tutuklandılar, hakarete maruz kaldılar, başörtülü kızların başörtüsü kesildi!

Filistin’i savundukları için…

Hem de 28 Şubat'ın asıl mağdurları kendileri olmamasına rağmen başörtüsü mağduriyetini dillerine pelesenk etmiş bu hükümetin iktidarında…

Hem de başörtüsünü özgürleştirdiklerini söyleyen bu insanların iktidarında…

Sadece ve sadece Filistin’de yaşananlara sessiz kalmak yüreklerine ağır geldiği için Cumhurbaşkanı’na soru yönelten Filistin dostlarının başörtüsünü kestiler!

Bizim aydın entelektüel önde olan insanlarımız ise bu zulmü eleştirecekleri yerde Filistin dostlarını eleştirdiler.

Efendim, muhalefeti eleştirmek varken neden iktidarı eleştiriyormuşuz?

Muhalefeti eleştirmek varken iktidarı eleştiriyorlarsa yoksa bu gençler terörist miymiş!

Ayıp ya! Ayıp!..

İktidar koltuğunda muhalefet mi oturuyor ki bu halktan her seferinde muhalefeti eleştirmesini bekliyorsunuz?

Sizi ve yandaşı olduklarınızı eleştirenleri terörist ilan etmekten yorulmadınız mı?

Bu üslupla Filistin davasına ve dahası bu ümmete nasıl zarar verdiğinizin farkında mısınız?

Madem konu her seferinde dönüp dolaşıp muhalefete geliyor. Söz bundan sonra biz hep muhalefeti eleştireceğiz ama bir şartla: Siz de bundan sonra hiç eleştiremediğiniz iktidarın yanlışlarını eleştireceksiniz?!

Alın size fırsat. İşgal ettiğiniz gazetecilik, yazarlık, çizerlik, kanaat önderliği koltuğunuzda bir kere de muhalefeti muhalefet etmekten başka bir şey yapma imkânı…

Biliyorum bunu yapamayacaksınız ama bari susun. Çünkü kalemin de, sözün de bir namusu vardır.

Kaleminizi çamura bulamadan, sözünüzü kirletmeden de yandaşlık yapabilirsiniz. Abilerinizi eleştirmekten korkuyorsanız kaleminizi şerefli insanlara çevirmek yerine en azından susabilirsiniz. Siz de biliyorsunuz güneş balcıkla sıvanmaz ancak kendi ellerinizi kirletirsiniz.

Diyeceğim o ki yandaşlığın da bir seviyesi olmalı!