Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (S.A.V.), âline ve sahabelerine olsun.
Yalan, insanları veya muhatapları aldatmak için bildiği doğrunun tersini söylemek veya bunu hareket ve davranışlarla ifade etmektir. İslam, yalan söylemeyi çok çirkin bir davranış olarak görmüş ve onu inkârcıların ve münafıkların özelliği olarak belirtmiştir. NAHL 105: “Yalanı ancak, Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların kendileridir.” Böylesi insanlar, hak üzere olan bir topluluğun içinde olamazlar. ZÜMER 3: “Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.”Çünkü yalan ile iman bir arada bulunmaz. Müslüman’ın en önemli özelliği doğru söz söylemesi ve güvenilir bir insan olmasıdır. Yalan ile iş görmeyi alışkanlık haline getirenler, yalanına insanlar inansın isterler. Yalanlarına inanılmadığında da, bana inanmıyorlar, beni istemiyorlar diye de yaygara yaparlar. Çıkardıkları bu yaygaralar ile yalanlarına inanmayanlar karşısında bir üstünlük elde etmeyi murat ederler. Ancak bu yalanlar, sonunda kendilerine dönen bir bela olur. Yalanın ayrıca kentlerin ve beldelerin yıkımı ve insanların yok olmasına varan büyük zararları vardır.
Yalan söylemeyi mizaç edinmiş olanlar, kalplerinde hastalık olanlardır. BAKARA 10: “Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de, onlar için elim bir azap vardır.”
Yaşadığımız yeryüzü, yalancıların yalanlarıyla yaşanmaz hale gelmiştir. İslam’ı sulandırmaya, ahkâmını değiştirmeye ve inanç esaslarını bozmaya yönelik yalanlar; ılımlı İslam, dinler arası diyalog, medeniyetler ittifakı yalanları en tehlikeli yalanlardandır. Bu yalanı uyduranlar ve uydurulmuş bu yalanın peşine düşüp dünyayı yangın yerine çevirenler, günün birinde bu yalanlarında boğulup gideceklerdir. Yalancının dünyada yüzü kara olduğu gibi ahirette de yüzü karadır. Peygamberimiz (S.A.V.) buyuruyor: “…Yalandan kaçının, zira yalan kötülüğe götürür, kötülük de Cehenneme iletir. Kişi yalan söyledikçe ve yalan peşinde koştukça Allah katında yalancı yazılır.” (Buhari-Müslim). Yalan insanı kötülüğe hazır hale getirir. Kötülük ise insanı Cehenneme götürür. Yalanın küçüğü, büyüğü olmaz. Yalan, dile ait bir afettir. Dil ise, kalbin sözcüsü olarak insanın tüm organlarını ve davranışlarını etkilemektedir. Hem dünyada mahcubiyetlere sebep olmamak hem de ahirette Cehenneme yakıt olmamak için yalana ve yalancılığa iltifat etmemek gerekir. Yalan münafıklığın da alametlerindendir. Peygamberimiz (S.A.V.) buyuruyor: “Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam bir münafık olur. Kimde de bu huylardan biri bulunursa, onu terk edinceye kadar o kişide münafıklıktan bir sıfat bulunmuş olur: 1-Kendisine bir şey emanet edildiği zaman ona ihanet eder. 2-Konuştuğunda yalan söyler. 3-Söz verince sözünden döner. 4-Düşmanlıkta haddi aşar, haksızlık yapar.” (Buhari-Müslim). Nifak, inançta ikiyüzlülüktür. Yani içinden inanmadığı halde inanıyormuş gibi davranmak demektir. Yalan konuşmayı, yalan dolanla iş çevirmeyi beceri ve başarı sayanlar, bu hadisin taşıdığı tehdit unsurunu iyice düşünmelidirler.
HESAP GÜNÜNÜ DÜŞÜNEREK YAŞAMAK
Yaşadığımız dünya hayatının bir sonu vardır. Bu son ölümdür. Ölmek yok olmak değildir. Başka bir hayata intikal etmektir. İntikal edilen hayat ahiret hayatıdır. Ahiret hayatı aynı zamanda dünya hayatının hesabıdır. O hayatta hesap vermek vardır. O gün herkes, bir başkasının değil kendi hesabını verecektir. O gün sıfatların fayda vermeyeceği gündür. O gün herkes kul sıfatıyla hesabını verecektir. O gün herkesin herkesten kaçtığı gün olacaktır.
ABESE 34-37: “İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.” O günü düşünerek yaşamak gerekir. Bizim dünya hayatımız o gün için yaşanması gereken bir hayattır. Bu günü, o gün için İslam’ca yaşayanlar kendisini kurtarırlar. İslam’ca yaşamak, İslam’ın emir ve yasaklarına uymakla olur. Dünya hayatımız bir imtihan hayatıdır. Bu imtihanın dışında tutulan ayrıcalıklı hiçbir kimse de yoktur. Bu dünyada bir takım işlerimizin düzen içinde yürütülmesi için şahıslarımıza tevdi edilen sıfatlar da, bu imtihanın içindedir. İslam kardeşlik dinidir. Dinde kardeş olanlar, kardeşlerini Allah için severler, onlara hakaret etmezler, kendilerini onlardan, onları kendilerinden ayırmazlar. Kul hakkı önemli bir haktır. Kardeş kardeşinin hakkını gözetir ve onu korur. Allah o hesap gününde kimsenin hakkını kimsede bırakmaz. İşte Allah, bu günden sakınmamızı bize emrediyor. BAKARA 48: “Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz; hiç kimseden (Allah izin vermedikçe) şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz.”Müslüman bir kimse, bu günü hesaba katarak söz söyler iş yapar. Başkalarına hakaret etmediği gibi insanlara hakaret etsinler diye teşkilat da kurdurmaz. Bu ayet, herkes için bu bakımdan ve her bakımdan bir uyarıdır.
MİLLİ GÖRÜŞÇÜLER
Milli Görüşçüler, birbirlerini Allah için sevenlerdir. Birbirlerini Allah için sevenler olarak ittifak etmişler, kınayanın kınamasına aldırmadan davalarına hizmet etmektedirler. Bilerek kimseyi incitmek, kırmak gibi bir niyet içerisinde de değillerdir. İşte bu Milli Görüşçüler, Saadet Partisi çatısı altında toplanmışlar ve 6. Olağan Büyük Kongrelerini başarıyla icra etmişlerdir. Bu kongrede yeni bir Genel Başkan ve yenilenmiş bir GİK seçmişlerdir. Bu süreçte birçok olaylar yaşanmıştır. Yaşananlar da bir imtihandır. Bu imtihanda doğru yerde duranlar hesabını inşallah düzgün verirler. Biz Allah’ın rahmetine sığınarak iş görmeye gayret ettik. Allah hepimizin niyetini bildiği için niyetimizden şüphemiz yoktur. Bize hakaret edenleri Allah’a havale ediyoruz. Selam hidayete tabi olanlara…