Toplumsal çözülmelerin ve çürümelerin boyutları derinleştikçe hemen herkes bir yakınma içinde. Bir anlamda şaşkınlıktan ne yapılacağı bilinemiyor. Ah eski zamanlara denmesinin bir anlamı yok. Yakınmaları oluşturan süreç çok eskilere dayanmıyor. On beş yirmi yıl öncesiyle şimdi arasında büyük bir uçurum var. Değişenlerin hızı çok fazla. Giyim kuşamdan davranış biçimlerine, sorumluluk ilgilerine kadar hızlı bir değişimden söz ediyoruz.

Zihinler öylesine karışık ve karmaşık durumda ki yakınma artık yeni bir dil. Çözümsüzlük ve çaresizlik ise tam anlamıyla şaşkınlık insanları tuhaf bir biçimde bönleştirdi. Olan bitenler karşısında bir boşvermişlikten çok bir koyvermişlik var, çaresizliğin bir sonucu.

Trakya’nın bir ilçesinden bir vaize hanım geldi. Görevli, yani insanları aydınlatma, yönlendirme ve yön verme çabasında. Aslında çabaların da gücü bir yere kadar. Var mıdır, yok mudur o da belirsiz. “Hitap ettiğiniz kimlerdir, kimler sizi dinliyor?” anlamında sorular sordum. En alt katmandaki insanlar. Ne yazık ki bu “en alt katmandakiler” modernizmin ya da sekülerliğin kıyısında olanlar. Daha çok doğudan gelmiş olanlar. Oralarda inşaatçılık, başka işler bulup çalışanların eşleri. Onlar daha çok dine yakın ve ilgili. Onların çocukları ne durumda diye bir soru sormak gereksiz. Çünkü bu çağın savurgan ve saldırganlığı hemen herkesi etkiliyor. Böyle bir durumda insanlarla ipleri koparmak, ilgilenmemek mi gerekir? Böyle bir şeyden söz etmiyoruz, edemeyiz. Hemen her insan insanın ilgi alanıdır.

Diyarbakır’da kaybolan, ancak on sekiz gün sonra cesedi bulunan Narin, ciddî anlamda ilgi alanı ve merkezi oldu. Sosyal medyada bu konu günlerce gündemde kaldı. Keşke insanlar birbirleriyle hemen bütün alanlarda böyle ilgili olabilseler. Her insanı Narin gibi bir taze çiçeğin korunma ve sahiplenme duygusu ağır bassa.

Gazze ve Filistin çocuklarını şimdi Batılı vicdanlar daha çok sahipleniyor. Bu sahipleniş genele yönelse, Siyonizm’i ve emperyalizmi dize getirirler. Son yüzyılda ilk kez insanlık tarihi bağlamında Filistinli çocuklar bu kadar gündem oluşturdu ve sahiplenildi. Dünyayı karmaşa ve kaosa sürükleyenlere rağmen sahiplenildi.

Siyonizm geçmişte yaşananları kendi lehine çok iyi kullandı. Sinema, medya, tarih, siyasal anlamda hemen her unsuru fazlasıyla kullandı. Ve ilk kez Yahudiler ve Siyonizm insanlık gözünden düştü. Can havliyle Filistin’de, ne pahasına olursa olsun sonuca ulaşmak için çırpınıyor ise de bu pek de sonuç alınmamaya neden oluyor. Çığ büyüyor.

Asıl korkak, çürük, kendi çıkarlarını düşünen siyasal çıkarcıların etkisi ve yönlendirmesiyle Müslümanların vahim durumu. Bir yandan acır görünüyor, mitinglere katılıyor, sloganlar atıyor, öfkelenip enerjisini boşaltarak rahatlıyor, evlerine çekiliyor. Türkiye gibi bir ülke tam anlamıyla konumu bakımından çok önemli bir yerde. Türkiye’ye düşen çok şey var. Var da hiçbir şey yapmıyor. Diplomasi adı altında arada bir höykürmeler, sertleşmeler oluyor, o da atılan sloganlardan farklı olmuyor. Emperyalizmin dayatmaları, çıkar ilişkileri ve ayak bağları onları etkisizleştiriyor.

Amerika ve NATO, özellikle Filistinlilerin oluşturduğu bu büyük dalgayı etkisiz kılmak için dünyanın gözleri önünde Doğu Akdeniz’de tatbikat yapıyor, Türkiye onlara katılıyor. Katılmak zorunda kalıyor ama bunu bir biçimde geçiştiriyor. Aradaki höykürmelerle tepkileri bastırıyor. Sorun, ayak bağlarının oluşu. İktidar olmanın ve oldurmanın bir bedelidir bu. Aynı gemiler Türkiye limanlarında demirliyor. Emperyalizme hizmet veren Kürecik, İncirlik gibi üsler konusunda halkın belli bir kesiminin tepkileri bile göz ardı oluyor. Bunlar da benzer yöntemlerle geçiştiriliyor.

Ayşenur Eygi Ezgi’nin Siyonistler tarafından alnından kurşunlanarak öldürülüşüne tepki büyük. Bir Türk orada şehit oluyor. Her ölen insan Ayşenur ve Narin gibi düşünülmediği sürece bu sorunların üstesinden gelinemeyecek. Türkiye kamuoyunun veya yöneticilerin başına taş mı düşmesi gerekiyor.