Siz de takip ettiniz, sanırım. Olay, sosyal paylaşım

sitelerinde de dolaşıyor. 11 Şubat günü İspanya Başbakanı Mariano Rajoy Brey

Ankara daydı. Türkiye Başbakanı yla, başta Kıbrıs olmak üzere dış politikayı

görüştüler. Başbakanlar, daha sonra görüşmeleri ortak bir basın açıklamasıyla

kamuoyuna duyurdular.

Buraya kadar her şey normal. Ortak açıklama sonrası basın

mensuplarının sorularına geçildi. Bildiğiniz gibi Hükümet ve bir grubun

arasında amansız bir kavga yaşanıyor. Söz konusu grubun medyasının bir muhabiri

basında yazılıp çizilen rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak

Başbakan a sorular yöneltti. Başbakanı sıkıştırmak istediği belliydi.

Başbakan da muhabirden geri kalmadı. Fırsat bu fırsat

deyip aynı üslûpla muhabire yüklendi. Akıl verdi, patronuna iletilmek üzere

bazı sözler söyledi. Burada altını çizmek istediğim, kavgacı tarafların yabancı

bir diplomatın önünde iç politika ile ilgili söz düellosuna girişmeleridir. Dış

politikanın konuşulduğu bir toplantıda muhabirin iç politika ile ilgili ve

hesaplaşma amaçlı sorular yöneltmesi uygun düşmedi. Hele Başbakan ın tavrı!

Konu içinde kalan sorular sorulmasını isteyebilirdi. Mademki böyle bir soru

yöneltildi, Başbakan, Burada dış politikayı konuşuyoruz. Lütfen konu içinde

kalınız. Diğer sorularınızın yeri burası değil diyebilirdi.

Tarafların kavgayı yabancı bir diplomatın bulunduğu bir

ortama taşımaları birbirlerine karşı ne kadar öfkeli, acımasız, uzlaşma kabul

etmez durumda olduklarını ortaya koyuyordu.

Devlet böyle mi temsil edilir

İspanya Başbakanı resmî bir ziyaret için ülkemizde

bulunuyor, Hükümet yetkilileri de devletimizi temsil ediyordu. Eskilerin Umur-u

Hariciye dedikleri dış politikayı kabadayı üslûbuyla sürdüremezsiniz. Devlet

yönetimi ciddi bir iştir.

Devleti temsil hassasiyetinin ne olduğunu bilmeyenler,

Ömer Seyfettin in Pembe İncili Kaftan hikâyesini okusunlar. Ülkesini temsil

eden bir Osmanlı elçisinin yabancı bir ülkede ölüm pahasına devlet onurunu

korumakta gösterdiği hassasiyeti görsünler. AKP Hükümeti nin hazırlattığı

kitaplarda Ömer Seyfettin in hikâyelerine yer verilmemesinin sebebi bu mu

yoksa Onlar, Yunan mitolojisinden seçilmiş Meraklı Pandora ve Konuşan Sandık

gibi hikâyelere yer veriyorlar.

Huzurunda kavga ettiğiniz diplomatın ülkesi olan

İspanya yı ne kadar tanıyorsunuz Orada, Endülüs Emevi Devleti kurulmuş, 711 -

1492 yılları arasındaki 781 yıl İslâm hâkim olmuştu. Hıristiyanlar İspanya yı

yeniden ele geçirince tarihte benzeri görülmemiş bir katliama giriştiler. İlmin

zirvesi sayılan kitaplar Endülüs teydi. Bir çobanın evinde 3 bin civarında

kitap bulunurdu. Müslümanlara ait tek kitap kalmasın, diye bu kadar çok kitabı

ya ırmaklara attılar ya da harman misali yığıp ateşe verdiler. Fransız Fizikçi

Pierra Curin şöyle itiraf eder: Endülüs ten bize 24 kitap kaldı, bu sayede aya

gittik. Endülüs teki İslâm kütüphanelerini yakıp yıkmasaydık, şimdi

galaksilerde şehirler kurup yaşıyor olacaktık. (Bilgi Toplumu, Prof. Dr.

Mustafa Temiz, Seha Neş., Sh. 23)

Hassas Bir Dönem

Erbakan Hoca, okulun arka bahçesinden kaçtıklarını

söylediği hak davayı terk eden talebelerinin devlet yönetimindeki

yetersizliklerini anlatmak için Bunlar çoluk çocuk! ifadesini kullanırdı.

Olaylar yaşandıkça bu sözün doğruluğu daha iyi anlaşılıyor. Bir türlü geri

dönme iradesi gösteremeyen Bülent Arınç ın Hocam, ne kadar da doğru düşünmüş

ve doğru söylemiş sözünde olduğu gibi.

Ülkenin hassas bir dönemden geçtiği bir zamanda

yöneticiler iç çatışmaya girişir mi Kavganın bu ülkeye ne faydası var

Küresel sömürücüler Filistin, Afganistan, Irak, Libya,

Suriye, Mısır dan sonra, İran ve Türkiye ye yönelmek istiyorlar.

Stratejistlerin görüşü de bu. Hatta Hasan Ruhanî nin cumhurbaşkanı seçilmesinden

sonra Türkiye nin öne alındığı yorumları yapılıyor. İçte, PKK seçim sonrası

özerklik ilan etmekten söz ediyor. Sağlam durulması gereken bir dönemde iç

çatışmaya girişmek akıl kârı mı

Kavgacılar kendilerini haklı çıkarmak adına

karşısındakini suçlayıp durmasınlar. Hepimiz biliyoruz ki, birbirinize isnat

ettiğiniz bütün suçları son 12 senede birlikte gerçekleştirdiniz. Olayda iki

taraf da yarı yarıya suç ortağıdır.

Endülüs ün son kalesi Gırnata şehir devleti düşman

işgaline uğradığında içte isyanlar, iç kavgalar, ihtiraslı saltanat

mücadeleleri yaşanıyordu. Devlet zayıflayıp yalnızlaşınca, yöneticiler Kastilya

Hıristiyanları ndan yardım istedi. İki tarafın da ihaneti devletin sonunu

getirdi.

Gelin, tarihten ibret alın! Gün, birlikte hareket etme

günüdür. Bizi biz yapan değerlerde birleşme günüdür. Türkiye, kanun

hâkimiyetinin var olduğu bir hukuk devleti. Bırakın, suç işleyenlerin cezasını

bağımsız yargı ve kanunlar versin. Sizin göreviniz kavgaya tutuşmak değil,

mekanizmayı işletmek. Lütfen, devleti acizmiş gibi göstermeyin. Devlet

yönetiminin bir emanet olduğunu bilin ve emanete sahip çıkın. Yanlışta

ısrarcı olmayın!