Siyonizm’in, bu çağda bu denli vahşiliği göze alması, bunda da ısrar etmesi, görünürde akıl alır gibi değildir. Hemen her gün vahşetinin acımasızlığına bir yenisini eklemekten geri kalmayışı izahı olası görülmeyebiliyor. Ne ki bile bile dünya kamusunun gözleri önünde bunu ısrarla sürdürmesinin kendilerince bir anlamı olmalı. Bir topluluk, bir ülke kendisini böyle göstermek ister mi? Her geçen gün aleyhine dönen bu durumu bilerek sürdürmesi, durmaması bir anlamda anlamlı olmalıdır.

Vahşetin sınırının olmamasının başlıca nedeni, ülküsünü gerçekleştirmekten başka bir amacı olmadığından olumsuzlanmayı her şeye karşın göze alıyor. Sınır tanımıyor. Geçmişte de benzer durumları vardır. Henüz yerleşme sıralarında da kendi insanlarını bile davası uğuruna imha etmeyi göze alan bir millet. İsrail’e yerleşmek üzere gelen sonra vazgeçip bir aday gitmek isteyen bir gemideki insanlarını bile imha etmeyi göze alan bir millet.

Bu denli vahşi ve zalim olmayı göze almak başka nasıl izah edilebilir? Bir yandan halkının korku içinde olması, tedirginliğini bilerek göze alıyor olmaları büyük ülkülerinin bir sonucudur. Bundan vazgeçmeyeceği bellidir.

Bunlara göz yuman emperyaller için bunun bir önemi yoktur. Çünkü doğrudan dünya kamusunun muhatabı nasılsa kendileri olmayacaktır. Yaptırıyor, destek oluyor olsa bile görünürde zulmü işleyen ve zalim olan Siyonist Yahudiler olacaktır.

İnsanlık tarihinin en somut göstergesi zulüm ve işkenceyle somut olan bir millettir Yahudiler. Tarihin hemen her döneminde olumsuzlanmayı göze almasının nedeni sadece mizaçlarına bağlamak doğru olmaz. Bu, onlar için bir hayat anlayışı olmuştur.

Sürgün yaşadıkları dönemlerde, nerelerde olurlarsa olsunlar vaat edilmiş ülke ve topraklar için yaşıyorlar. Başka yerlerde kendilerine yurt edinmeyi düşünmezler. Düşünme niyetinde olanlara bile fırsat vermezler. Zaten düşünmeyi bile düşünmezler.

Doğu Işığı II, Rusya kitabımızda ifade ettiğimiz gibi, Çarlık döneminde hiçbir zaman bir yerleşimci olarak yaşamayı düşünmemişler. Bulundukları topluluklar içinde de bunun farkına varıldığından, yerleşimci olmamayı ve salt çıkarları ve ülküleri için yaşama amacında oldukları bilindiğinden kendilerine karşı bir tepki oluşmuştur. Rusya’daki hayat ve yaşayışlarına Dostoyevski’nin eserlerine bu gözle bakılabilir.

Bir millet, bulunduğu beldeleri imar etme, onlarla birlikte yaşamayı ilke edinenler kendilerini belli ediyorlar. Bunu daha çok Müslümanlarda görüyoruz. Gittikleri, bulundukları her beldeyi imar etmişlerdir, katkı sağlamışlardır. Endülüs’te büyük bir medeniyet oluşturmuş, kalıcı izler bırakmışlardır. Balkanlar bugün için gözümüzün önündedir. Müslümanların emperyal düşünceleri olmadığından, gidip kaldıkları beldeleri hem imar etmişlerdir hem de onlarla birlikte yaşamayı ilke edinmişlerdir. Bölge halkına mümkün olduğu kadar yardımcı olmuşlardır.

İnsan olma erdeminden yoksunluk bu olmalı. Dünyaya sadece kendi gözleriyle bakmayı, başkalarını sömürmeyi ilke edinen bir milletten hayır ve iyilik beklenemez. Bunu salt Siyonistler için söylemek pek doğru olmasa da bu onlarla somutlanmış bir durum.

Emperyalizme ruh veren bu anlayışın ortak düşünüş biçimidir bu tutum. Emperyalizmi de kendisine araç olarak kullanmaktadır. Onlarla aynı düzlemde buluşmanın ortak bakışıdır. Emperyalizm kendisini gizlemeyi iyi biliyor.

Yahudilerin kendilerini bu denli olumsuz göstermekten kaçınmayışlarının başlıca nedeni büyük ülkülerini hayata geçirme düşüncesidir.

Bir önceki yazımızda daralan çember aslında bunu tanımlamaya yetiyor. Geçmişte nasıl sürgünlere düşmüşlerse benzer şekilde aynısını göze almaktan kaçınmıyorlar. Şu anki tutumları bunu gösteriyor. Evet ama bu nereye kadar sürecek diye bir soru sorulacaksa, sanki nereye kadar sürecekse sürsün anlayışından başka bir şey olmasa gerek.