Pippa Bacca müstearı, asıl ismi Giuseppina Pasqualina di Marineo olan Milano (İtalya) lu sanatçı barışa sanatsal bir etkinlikle katkı sağlamak için Tel Aviv de bitecek bir yürüyüş tasarlıyor. Sanatçı duyarlığı, çoğu kimsenin fantazi şeklinde gülüp geçeceği bu yürüyüşü gerçekleştirmek için sorumlu kılıyor. Böyle değil midir sanat Sanatçı, hiç kimsenin, bizzat sorumlu olanın bile, üstlenmekten kaçındığı bir yükümlülüğü, yani vebali, pişmanlığı, utancı, suçu adeta kendi eylemi gibi kabullenme vicdanını ortaya koyan değil midir Sadece eserleriyle bu kabullenmeleri vicdanın sesi, kimi zaman çığlığı halinde ortalığa salmakla kalmaz. Kendi özel ve özgün hayatını da sürer ortaya. Onun için sıradanlık, her türden sıradanlık, hoyratlık sanatı da, sanatçıyı da istihza görünümlü bir tavırla karşılar. Bu istihzma tavrının özünde, aşağılık duygusu (complex), kıskançlık, gizli imrenme, korkaklık,sorumluluktan kaçınma vb. vardır. Ama asıl duyarsızlık, insan olarak kendi özüne bigânelik, insan olma isteksizliği ve şevksizliği vardır. Temeldeyse vahşete mahkum olma yatar.
Pippa Bacca (toprağı bol olsun), Irak ta sürüp giden insan, insanlık, kültür ve uygarlık birikimine karşı soykırım ile Filistin deki adi vahşet ve katliamın sanatçı duyarlığında açtığı rahneyi sergilemek için Milano dan hareketle yola çıkıyor. Dünyanın, insanlığın barışı üzre olması gerektiğini yine bir sanatçı duyarlığıyla hatırlatmak istiyor. Gelinliği andırır bir giysi seçimi, yine, sıradanlık penceresinden bir fantezi olarak görülüp değerlendirilse de, aslında sanatın ve sanatçının hep bir düğün vakti üzerinde olduğu metaforudur. İnsan ve hayat, her an böyle vakitlerin dokunuşu değil midir Sanatçı, sıradanlığın felaket, yıkım, yokluk gibi gördüğü ölüme bile "düğün gecesi" olarak, "şeb-i arûs" olarak bakmaz mı
Eğer yürüyüşünü Tel Aviv de tamamlasaydı Pippa Bacca, İsrail yönetimi, işgâlci ABD yönetimi muhkem kazıye= kesin yargıyla insanlığın ve tarihin vicdanında ve hafızasında mahkum olacaklardı. Tıpkı Hz. İsa yı çarmıha geren Yahudiler ve adeta yataklık yapan Roma İmparatorluğu yönetimi gibi. Ancak Bacca Tel Aviv e ulaşmamış olsa da, mesajını dünya kamuoyuna ulaştırmış sayılır. Dramatik ve trajik bir unsur, belki de, mesajın yüreklere işlemesinde ani ve derinden bir etkiyi doğurmuştur.
Dramatik unsurla Türkiye doğrudan ilintilidir. Benim, "insanın karanlık yönü" şeklinde nitelendirdiğim bir güç işe karışmıştır. Görünür yüzüyle bunu ancak "vahşet", mecazi anlamda "canavarlık" nitelemesiyle algılanabilir düzeye çekebiliriz. "Türkiye utanç içindeki gibi zevzekçe nitelendirmeler, sıradanlığın sığlığından bir türlü çıkamamak, çıkmak istememek, üstelik bunu bir meziyetmişçesine kabullenmek bahtsızlığı, demektir. İnsan, bu türden vahşetin de, canavarlığın da öznesi, faili olma gizilgücünü taşır içinde. Aslolan bu gizilgücü, bu menfur duygu, istek ve tutkuyu iyiye, güzele, doğruya doğru çevirmek, yönlendirmek ve o doğrultuda kullanabilmektir. İnsan olmak, zor sanattır, çünkü.