Bir önceki yazımızda İran ile ilgili çok yönlü tepkiler
geldi. Olumlu olanlar çoğunluktaydı. İran yanlısı gibi görünenlerin ileri
sürdükleri gerekçeleri, İran ın diplomasideki ustalığı ile bütün sorunların
üstesinden geleceğine dair yaklaşımları oldu. İran bir oyun oynuyor bundan da
galip çıkacak sonucu çıkıyor söylenenlerden. Bir diğeri de Şia çıkmazına
takılıp kalmalarıdır. Olumlu diye bir durum onlar için asla söz konusu olamaz.
İran, onların bakış açısında İsrail Siyonizm inden, Batı emperyalizminden daha
tehlikelidir. Onlara göre hatta onlarla gizliden bir işbirliği içindedir.
Türkiye İsrail, Batı ilişkileri İran dan daha çoktur. AB ile uyum anlaşması
imzalayan, doğrudan Amerika, İsrail ve diğer Batı ülkeleri ile ilişkileri daha
çoktur. Hem de bağlayıcıdır. Türkiye açısından zor olanı, söz konusu
bağlayıcılığın tutsağı olmasıdır. Doğrudan Amerika, NATO gibi ve AB gibi çok
önemli güçlerin kuşatması altında olmasıdır. Onlar izin vermeden kendi
iradesiyle asla hareket edemez. Kendisine hareket alanı bırakılmamıştır. Endişemiz
o ki İran ın da benzer bir kuşatma altına giriyor olmasıdır. Yıllardır
kuşatılmış, hareket alanından yoksun bırakılmış olan İran, Batı da çıkış yolu
arıyor olmasıdır. Uluslararası ilişkilerde sermaye gruplarının bir ülkeye
girmesi ile içten içe bir kemirilme süreci başlar. İran şu anda batı ülkelerine
rüşvet vererek bir çıkış arama düşüncesindedir.
Orta yolu bulmak o kadar zor ki şu zamanda. Sağlıklı bir
ortamda değiliz. Psikolojilerin dengesi bozuk.
Hafız-ı Şirazi nin şu beyti dilimin bir pelesengidir
Kusur arayan göz hüner görmez
Rıza gözü kördür kusur görmez.
Böyle bir durumda işin içinde elbette çıkılamaz. Kör
gözler bu hikmetli deyişi bile dikkate almayabilirler. Söylenen şeye değil
söyleyene bakarlar. Oysa söylenenin değeri hiçbir zaman yitmez. Tarafgirliğin
gözleri kördür, hiçbir şeyi görmez, görmek istemez. Ne yazık ki toplumun büyük
kesimi bu durumda. Siyasal baskı, sloganik bakış hayata egemen. Zıtların
çatışmaları ise insana soluk aldırmıyor.
Müslümanlar genel anlamda hastalıklı. Müslümanların
yaşadığı bütün coğrafya acılar içinde. Eğer bir bölgede bir hastalık var ise
bunun etkileri Müslüman coğrafyanın tamamına yansır. Müslümanlar bir bütündür.
Sorunların giderilmesi bütün Müslümanların yükümlülüğündedir. Bana ne deyip bir
kenara çekilindiğinde zamanla aynı hastalık veya farklı olanları yan çizenlere
de bulaşır.
Müslümanların arasında oluşturulan, geliştirilen ve
derinleştirilen kimi nedenler zaman içinde bir kangrene dönüşür. Tarihin hiçbir
döneminde Müslümanlar bu kadar çok parçalı ve çaresiz değildi, hiçbir zaman
birbirlerine bu kadar hasım ve düşman değillerdi. Artık Müslümanların düşmanı
kendileridir. Ne haçlılardır, ne ırkçı Siyonizm dir, ne AB dir, ne Rusya veya
Çin blokudur.
Sorunları kurgulayarak büyüten Müslümanların kendileridir
sorumlular.
Kendilerini yöresel veya bölgesel olarak kurtaracaklarını
sananlar yanılıyorlar. Müslümanların canlı bir bütün organizmadır. Çünkü bir
yerde başlayan bir hastalık bütünü etkisi altına alır. Zamanla kangrenleşir,
önüne geçilemez. Hastalıkların etkileri derinleşmeden giderilmelidir. Asıl
çözüm yolu şudur; Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Irak, Suriye, Pakistan ve
diğer ülkeler bir araya gelebilir mi gelemez mi Şu durumda bir araya
gelinemeyecek kadar uçurumu büyük gibi görünmektedir. Asıl hüner bu olmazları
olur hale dönüştürmektir.