Gençlerimizi tehdit eden bonzai dehşeti, kaçırılan çocuklar, uyuşturucu ve madde bağımlılığı, maden faciaları, artarak devam eden trafik kazaları, alkollü sürücü tacizi gibi çoğu ölümle sonuçlanan endişe verici olaylarla karşı karşıyayız. Toplumun manevî dinamikleri hızla aşındırılıyor. Ahlâk tahribatı korkunç boyutta! Yöneticilerimiz felâket noktasına ulaşmış tehlikeler karşısında hangi tedbirleri alıyorlar

Bonzai faciası aylardır gündemde. Her gün yeni bir gencin ölümüne şahit oluyoruz. Aileler feryat ediyor. Büyük şehirlerde polis baskınları yapılıyor ama problem sona ermiyor.

Gençlerin bu öldürücü zehre ulaşması çok kolay. Şeker gibi pek çok yerde satılıyor. Bu işi geçim aracı (!) haline getirenler var. Bonzai satıcıları Küçükçekmece’de, mahallelerinde bu zehrin satılmasını istemeyen halka saldırdı. Satıcıları şikâyet edenlere gözdağı verdiler. (19. 8. 2014 tarihli basın)

Daha 5 gün önce, sentetik uyuşturucu olan bonzai kullandıkları için İstanbul’un göbeği Şişli Mehmetçik Caddesi’ndeki merdivenlerde kalbi sıkışarak baygın halde yere yığılan iki gencin hazin görüntüsü hepimizi üzdü. Benzeri olayların artması endişeyle izleniyor. Öğrenci velileri tedirgin! Okullar açılmadan önce probleme çözüm bulunmasını istiyorlar.

Devlet uçan kuştan haberdar oluyor da, bonzainin kaynağına inemiyor mu Alım satımını engelleyemiyor mu Sebze ve meyvelerimizin tohumlarına kadar el atan şer güçler, şimdi de nesillerimizi mi hedef alıyorlar yoksa Bu, ciddî bir araştırma konusu.

Yetkililer Uyarıyor

Eskişehir Osmangazi Üniversitesinden 2 öğretim görevlisi halkı bonzai tehlikesine karşı uyardı. Doç. Dr. Serdar Ekemen’in söyledikleri ürpertici: “Bonzainin içinde fare zehri de bulunuyor, tarım ilâçları da. Üretimi yapan firma elinde ne zehir varsa onu katıyor.” Gençlerimize musallat olan felâketin hangi boyutta olduğunu fark ediyor musunuz Prof. Dr. Birgül Yelken ise çözüm öneriyor: “Aileler çocuklarına daha fazla ilgi göstersinler. Polis bonzai satıcılarının peşini bırakmasın. Bonzainin Türkiye’ye girişi önlensin. Yoksa çok kötü felâketlerin arkası kesilmez.” (Millî Gazete, 12. 8. 2014)

Aktif Eğitimciler Sendikası Samsun Şubesi Başkanı Sefa Zor, bonzai tehlikesine dikkat çekti: “Bonzai dünyanın en tehlikeli uyuşturucu türüdür. Kullanımı hızla artmaktadır. Fiyatı düşük olması nedeniyle bu ölümcül zehir öğrenciler arasında yaygınlaşmaktadır. Tehlikenin yakından takip edilmesi, yöneticilerin eğitilmesi, ailelerin bilinçlendirilmesi gerekmektedir.”

Manevî tahribat ve bonzai konusunda ciddî tedbirler alınması ihtiyacı açık. Halkımızın psikolojisi bozuldu. Biz, psikologun ne olduğunu bilmeyen manevî direnci sağlam bir toplumduk. Şimdi, büyük çoğunluğumuz psikolojik tedavi görme ihtiyacı hisseder duruma geldi. Hâlâ, ahlâk ve maneviyat eğitimini öncelemeyecek miyiz

Türkiye, hiçbir dönemde bu derece dünyevileşmedi; ahlâk ve maneviyat böylesine tahribata uğramadı. 30 sene çözüm ve vazgeçilmez olarak gördükleri davalarından dünyevî menfaatler uğruna vazgeçenler halkın manevî duygularını aşındırdı. Hâşâ, bunların değeri olmadığı imajı oluşturdular. Yabancılaşmanın bir sebebinin de söz konusu tutarsız yöneticiler olduğunu düşünüyorum.

Yabancılaşmanın Sonu

Toplumuzu yabancılaştıran maddeci eğitimin ülkemizi ne hale getirdiğini görüyor musunuz Eğitimimiz ne zaman millî olacak Gençlerimiz değerlerimize yabancılaştı. İnsanımızın maneviyatı tahrip edilince kötülüklere karşı direnci kırıldı.

Kimse, İmam Hatipler açıldı, Kur’an kurslarının sayısı arttı, camilere hocalar verildi gibi görüntülere aldanmasın. Evet, bunlar yapıldı ama İslâm’ın içi boşaltıldı, dünyevileştirilen insanların samimiyeti kayboldu, İslâmî yaşantı şekilden ibaret hale geldi, ibadetteki öz kayboldu. Din dersi öğretmek adına çocuklarımıza okutulan kitaplara bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Yabancılaşmanın ulaştığı nokta TBMM Başkanı Cemil Çiçek’i de çileden çıkardı. 11. 8. 2014 günü yaptığı açıklamada, “Esaretten daha beter bir kültürel yabancılaşma yaşıyoruz” diyerek şunları söyledi: “Yahya Kemal `cehalet esaretten beterdir’ demiştir. Esir olmadık ama cehaletimiz esaretten beter hale geldi. İş yeri levhalarına varıncaya kadar hepimiz yabancı kültüre taşeronluk yapıyoruz.”

Türkiye Müslüman bir ülke! Eğitimiz toplum yapımızla uyumlu olmalı.  İsmi gibi muhtevası da millîleşmeli. Eğitimin yabancı kültür taşıyıcılığı yapması Türkiye’ye ihanettir. ÖĞDER eski Genel Başkanı İsmail Hakkı Akkiraz, 26. 5. 2013’te Kocaeli’nde yaptığı konuşmada “Maneviyatçı eğitime geçilmeli” diyerek millî eğitime duyulan ihtiyacı anlatmıştı: “Ülkemize yürütülen eğitim millî değil, gayrı millîdir, Batıcıdır. Temiz fıtrata karşı ve ifsat merkezlidir. Batı kökten reddedilmeli, ahlâk ve maneviyat esas alınmalıdır.”

Bir toplum yalnız topla tüfekle yıkılmaz. Bizi savaş meydanlarında yenemeyen düşmanlarımız yeni yöntemler geliştirdiler. Hayat tarzımızı kendilerine benzeterek manevî direncimizi kırmak istediler. Çeşitli alanlarda yapılan tahribata bakıyoruz da, yoksa Türkiye içten mi çökertilmek isteniyor, demekten kendimizi alamıyoruz. Yöneticilerimiz toplumun nereye götürüldüğü konusunda ciddî araştırmalar yapıp çözümler üretmelidir. Bilelim ki, maneviyattan uzaklaşmak çöküşün habercisidir.