Konsolosluklar iş başında…
Ancak ne yapılırsa yapılsın, Haçlıların Filistin metruk arazilerindeki emelleri hiç bitmedi artarak devam etti. Mesela 1888 yılında İngiliz Tabipler Cemiyeti’ne mensup bir doktor, Akka Nasıra kasabasında metruk araziden bir arsa üzerine bir hastane kurmak için inşaata başladı. Ancak bundaki art niyeti gören Osmanlı bu inşaatı hemen durdurdu. Ama Batılılar durmadılar. 1839 yılında İngiltere, 1842’de Almanya, 1843 yılında Fransa, 1848 yılında da Rusya Kavalalıların Filistin’den çekilmesinden hemen sonra Kudüs’te sonra da diğer şehirlerde konsolosluklar açtı. Bu bölgede kendi ülkelerinin ticarî menfaatlerini korumak, vatandaşlarının haklarını gözetmek, seyrüsefer kontrolü ve noterlik gibi diplomatik olmayan resmî görevleri yerine getirmek gayesiyle açılan bu konsolosluklar, bu amaçlarının dışında da başka amaçlara hizmet ediyordu el altından. Özellikle Tanzimat’tan sonra başlayan bu himaye etme hikâyesi adı altında genelde Rusya, Ortodoksların; Fransa, Katoliklerin ve İngiltere, Protestanların koruma yükümlüğünü üstlenmişti. Ayrıca İngiltere konsolosluğu, Filistin’deki Yahudileri, Dürzileri ve hatta Bahaileri de koruması altına almıştı. Dikkatinizi çekerim, İngiltere, Filistin’deki Yahudileri, Dürzileri ve Bahaileri himayesi altına aldı. Babasının hayrına yapmadı bunları tabii… Onlar vasıtasıyla yapacakları işleri, hayalleri ve emelleri vardı. İlerde İngilizlere ve Yahudilere topraklarını bu iki grup yani Dürziler ve Bahailer satacaktı zaten… Bu konsolosluklar himaye görevlerinin dışında Filistin’de arazi mülkiyetinin intikali hususunda büyük rol oynadılar. Konsolos ve vekilleri arazi satın aldılar ve arazi sattılar. Mesela İngiltere konsolosu Noel Temple Moore, İngiliz Evanjelist Cemiyeti’ne arazi satmıştı. Ve işin enteresan yanı Yahudiler, satın aldıkları arazilerin kaydını İngiliz konsolosluğunda yaptırıyorlardı. Yani konsolosluklar Tapu kayıt işlemlerini, devleti hiçe sayarak kendileri yapacak kadar hadlerini aşmışlardı. Yahudilere el altından toprak satışı böylece devam ediyordu. Mesela Fransa Yafa konsolosu, 1879 yılında Hudayra köyünün bir kısmını önce satın alıp sonra da yabancı Yahudilere yani oranın yerli halkı olmayan dışardan getirilen Yahudilere satmıştı. 1884 yılında da Fransa konsolos vekili, Remle kazasına bağlı Gadire köyünde 3 bin dönüm arazi sattı ve aynı yıl orada Yahudi Gadire yerleşkesi kuruldu. Bunlar aralarında birbirleriyle paslaşarak çalışıyorlardı. Mesela Rusya konsolosluğu da, Kudüs’te konsoloshane memurları üzerinde kayıtlı bulunan arazileri, Rusya Devleti adına kaydedip tapusunu da almıştı. Yani konsolosluk adına alabildikleri toprakları alıyorlar alamadıklarında da konsolosluk memurlarını devreye sokuyorlar ve konsolosluk memurları adına arazi alıyorlardı. Sonra da bu arazileri satış yapılması yasak olan yabancılara satıyorlardı. Mesela, Akka sancağında bulunan bir köy ahalisinin tasarruf ettikleri metruk arazi, mera ve korularını Akka Almanya Konsolosluğu’nun tercümanı Fuad Saad Efendi zapt etmişti. Ahali de durumu Bâb-ı Âli’ye arz etti. Görünüşte Fuad Saad Efendi gasp etmişti arazileri. Ama görünüşteydi. Büyük bir ihtimalle, bu olayın arkasında Almanya konsolosluğunun ya da bu konsolosluğu ve çalışanlarını amaçları için kullanmak isteyen daha başka yabancı güçlerin parmağı vardı… Ancak Osmanlı Devlet’i fark edebildiği bu tür girişimleri engellemeye ya da iptal etmeye çalışıyordu. Mesela 1891 yılında Hayfa’da Osmanlı tebaasından bazı kişilere ait bahçelerin Avusturya Viskonsolosu Sigmond Fissber’e satılmasına Osmanlı izin vermedi Belgede adı geçen Avusturya Viskonsolosu Sigmond Fissber “şüpheli” sıfatıyla tavsif edilip satışa engel olundu. Aynı şekilde Akka ile Kudüs içindeki Musevi muhacirlerin iskânının yasak olduğu arazinin de Rosbach şirketine satılmasına izin verilmedi. Tabii bu yapılan şikâyet veya tahkikatlarla ortaya çıkınca yapılan engellemelerdi. Devletin kurduğu toprak düzenini korumakta halk da duyarlılık göstererek, gerekli şikâyetleri yapıyor, devleti bu hususta bilgilendiriyordu. Ya halkın göz yumduğu, duyarlılık göstermediği, şikâyet etmediği veya bizzat piyon olarak kullanıldığı durumlar Osmanlı hangi birini o zamanın teknolojisiyle kontrol edebilecekti ki…
Dernekler kurdular toprak satın almak için Yahudilere
Bu yollarla başaramadıklarını başka yollarla deniyordu Haçlılar. Bu yöntemlerden biri de Dernekler vasıtasıyla toprağa sahip olmalarıydı. O yüzden pek çok dernek kurdular Filistin’de Gayri Müslimler... çünkü, Filistin’de yabancı hakiki kişilere arazi satışı yasaktı. Bundan dolayı yabancılar, şahıs olarak değil de dernek kurma yoluyla arazi sahibi olmanın yolunu deniyorlardı. Dernek kurma yoluyla satın aldıkları toprakları da daha sonra, Filistin’de yerleşmesi ve mülk edinmesi yasak olan yabancı Yahudilere temlik etmeye çalıştılar. Filistin’de ticari maksat gözetmeksizin kuruluş amacına göre eğitim, sağlık, dini, kültürel ve insani yardım gibi faaliyet ve girişimlerde bulunması için açılmıştı bu dernekler. Ancak bu zahirdeki amaçlarıydı. Devlet, bu derneklerin amacının temelde Müslüman, Hristiyan ve Yahudi halka hizmet etmek olmasından dolayı bu derneklere yapılan arazi satışlarını ırk ve din gözetmeksizin yasal kabul edip izin vermekteydi, Çünkü bu dernekler devletin de yükünü kısmen hafifletmekteydiler. Nitekim bu dernekler; önceleri hastane, yetimhane, mektep, aşevi... vs. gibi hizmetlerle halkın yararına faaliyetlerde bulundular, ama bunlar hep başka bir amaca yaptıkları hizmeti gizlemek içindi. Dernekler artık hizmet adı altında satın aldıkları bina ve arazilere yabancı Musevileri yerleştiriyor ve Filistin’de Yahudi Devleti kurmak isteyen yabancı güçlere gizlice yardım ediyorlardı.