BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

DİKKAT ediyor musunuz? Afrin’de gelişen olayların “3. Dünya Savaşı’nın başlangıcı” olduğu söylemleri artmaya başladı. Bunu haklı çıkaran gelişmeler de var. Sömürgeciler önceden hazırladıkları planı uyguluyorlar. Onların planının içinde yer alarak, ancak onların ulaşmak istediği sonuca varılır. Türkiye’nin kendine özgü yol haritası olmalı.

ABD’nin Suriye konusundaki tavrında 2 konu öne çıkıyor: Birincisi, Mümbiç’i “stratejik şehir” olarak görmesi; ikincisi, PYD’yi, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olarak meşrulaştırmak istemesi. Siyonizm’in Nil’den Fırat’a Büyük İsrail Devleti kurma planı olduğu biliniyor. ABD bu planın uygulamasını üstlendi. ABD’nin “Kuduz Köpek” lakaplı Savunma Bakanı Jim Mattis koyu bir Siyonist. ABD, Fırat’ın doğusu olan Mümbiç’i garanti altına almak istiyor. Mümbiç ısrarı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) sebebiyle.

Son günlerde, farklı ülkeler olayın aktörü olmaya başladı. ABD’nin öncülüğündeki koalisyona 50’den fazla ülke destek veriyor. YPG’nin Afrin’de ağır darbeler alması Batılıları rahatsız ediyor. ABD, Kanada, İngiltere, Almanya gibi ülkeler Afrin’de YPG’ye destek için özel birlikler oluşturup bölgeye gelmeye hazırlanıyor. Afrin’de “Yedi Düvel”le savaştığımız abartı değil.

Son günlerde Çin’de bir hareketlilik var. Beşşar Esat’la yakın temas içinde olacaklarını açıkladılar. Olayın kapsam alanının genişlemesi Türkiye’nin tedbir ve hazırlık sorumluluğunu artırıyor. Çünkü Türkiye’nin Suriye’ye 931 km. sınırı var. Olaylardan doğrudan etkilenecek bir ülke. Her ihtimali değerlendirerek tedbir almak bir zorunluluk!

ÇOK YÖNLÜ PLAN GEREKLİ

YAŞANANLAR, Türkiye’nin her muhtemel gelişmeye hazır olmasını gerektiriyor. Yeniye kadar savaşlar ateşli silahlarla olurdu. Şimdi silah türü o kadar arttı ki! Köroğlu’nun deyimiyle, “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu.” Dost, müttefik, stratejik ortak olarak bilinen sömürgecilere hiç mi hiç güvenemeyiz. Onlar menfaatlerinin dostu!

Türkiye, savaş malzemelerini A’dan Z’ye kendisi üretmeli. Erbakan Hoca’nın üzerinde titizlikle durduğu Milli Harp Sanayi’sini geliştirmeliyiz.

Savaş dönemlerinde kullanılmayı bekleyen o kadar silah çeşidi var ki! Nükleer, kimyasal, biyolojik, meteorolojik… Silahlar. Sosyal ağlarda, gelişmiş ülkelerin elinde dünyayı 7 kere yok edebilecek oranda kimyasal silah bulunduğu haberleri dolaşıyor.

Biyolojik silahlar da ileri boyutta. Çok Uluslu Şirketler gıdayı silah olarak kullanıyorlar. Sömürgeci güçlerin Türkiye’den su kaynakları satın alması düşündürücü. Kendi ülkeleri için değil. Çoğunu pet şişe ve bidonlarla yine bizim vatandaşımıza satıyorlar. Su, millileştirilmeli; yalnız yerli şirketlerin işletmesine açılmalı.

Geçtiğimiz günlerde PAÜ’de, Biyoloji alanındaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Alaattin Şen’le görüştüm. Gıda üzerinde de çalışıyor. Araştırmaya gerekli titizliğin gösterilmediğinden yakındı. “İmkânları, mekânları geliştirdik; ama hizmet kalitesi düştü” diyor. Odasında kimsenin “ne yaptığını” sormadığını belirterek kontrol ve denetim mekanizmasının yetersizliğini vurguladı. Hele, cuma öğle sonrası üniversitede hiçbir araştırmacının kalmadığını anlattı: “ABD, İngiltere, İsrail’de çalıştım. Gecenin 1.30 - 2.00’sine kadar çalışan ilim adamları gördüm.”

TEDBİR AMA HER ALANDA!

ANKARA Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hamit Hancı, geçtiğimiz hafta Samsun’daki bir seminerinde, “Dünyada en büyük silahların nükleer silahlar değil; meteorolojik silahlar olduğunu” açıkladı: “İklim modifikasyonu sistemiyle havayı değiştirip, fırtına çıkarıp, yağmur yağdırarak uçakların uçuşunu etkileyebiliyorsunuz. Havayı yöneten, dünyayı yönetir. Nükleer silahlar bir bölgede etkili olur. Ama meteorolojik yöntemlerle yüzlerce km. karelik bölge etki altına alınabiliyor.”

Yazılım alanında, “Yazılım çağındayız” dedirtecek ölçüde gelişmeler var. Erbakan Hoca bir konuşmasında, “Ne kadar gelişmiş silahlar yapılırsa yapılsın; “karşı yazılım”la onların tehlikelerini bertaraf edebiliriz” diyerek eklemişti: “Onların dağları yerinden oynatabilecek planları olsa da; Allah’ın planı galip gelir.”

Türkiye, dışta “dostlarının kimler olduğunu” iyi bilmeli; içte “iç barışı” azami ölçüde sağlamalı. Kamplaştırma ve gerilim siyaseti “mutlaka” bırakılmalı. Siyasiler ve halk birlikte çözüm üretmeli. Çözümü “dışta” değil; “içimizde” aramalıyız. Ekonomimizi geliştirmeli; her alanda beklenen adımları atmalıyız. Karşımızda Haçlı - Siyonist İttifakı bulunduğunu unutmamalıyız. Afrin Operasyonu münasebetiyle dünyada Türkiye’nin zaferi için dua eden nice insan var. Lütfen, onları görün! Çünkü dost kötü günde belli olur.

Saadet Partisi Genel başkanı Temel Karamollaoğlu, geçtiğimiz hafta Adıyaman’da Hükümet’i uyardı: “İktidar, bugünkü mantığıyla ülkeyi içine soktuğu badireden kurtaramaz. Çünkü mantığı, vicdanıyla değil; hisleriyle davranıyor. Müslüman ülkelerle bir araya gelmek yerine, bölgeyi parçalamak isteyenlerle bir araya geliyor.”