Sayın Başbakan, zaman zaman muhalefeti eleştirirken iki

koyun verseniz güdemezler ya da bakkal verseniz işletemezler gibi ticari

zeka ilintili göndermelere girişiyor. Hatırlanırsa, birkaç sene önce de

yaptıkları siyaseti tanımlarken tüccar siyaset ifadesini kullanmıştı. Her

nedense, tüccarlık vasfını devamlı hayra yoruyor ve olumlu bir nitelikmiş gibi

kullanıyor.

Geçtiğimiz günlerde, son zamanların bir başka modası olan

torba yasa marifetiyle Meclis ten geçirilmeye niyetlenen bir ehliyet meselesi

gündeme geldi. Buna göre, ehliyetlerin değişimi zaruri olacak ve bedel olarak

da her bir vatandaştan 101 lira alınacaktı. Yeni bir vergiden farkı olmayan bu

bedel mukabilinde, 24 milyon sürücü olduğu düşünüldüğünde, devletin kasasına

hiç yoktan 2.5 milyar lira girmiş olacaktı. Gerçekten de bir tüccarlık

örneğiydi bu durum.

Tepkiler yükselince, vatandaş razı gelmez gibi olup

twitter dan da olsa razı gelmediğini gösterince, (elbette son Gezi Parkı

olaylarının da tecrübesiyle), hükümet bu mantıksız ve insafsız bedeli 15 liraya

düşürdü. (Hükümetin ehliyet değişim bedeli diyerek üstü kapalı vergi almasına

ses çıkarmayan bazı medya kuruluşları, bu indirimi bile müjde diye verebildi)

101 lirada direten ve bedel düşerse de maliyetin altında

olmaz diyen Maliye Bakanı, nedense bu bedel 15 liraya inince ortalarda

gözükmedi. 101 liralık bedelin hangi tüccar kriterlere göre belirlendiğini

açıklamadığı gibi maliyet olduğu söylenen 15 liranın da gerçekten maliyet olup

olmadığını da açıklamadı haliyle. Aşikar olan bir şey var ki; bu bedel 101 lira

olarak kabul edilseydi, vatandaştan fazladan alınacak olan 86 liranın (ki

toplamda 2 milyar liradan fazla bir rakam yapıyor) bu tüccar zihniyetin bir

ürünü olarak vatandaşın cebinden çıkacaktı. Muhtemelen de borca ve faize

gidecekti.

Bu manzaraya bakınca ortada tüccar devletten ziyade,

müflis bir devlet var gibi duruyor. Ki, her fırsatta kendi açığını kapatabilmek

için vatandaşının cebine el atıyor. Başkalarına iki koyun güdemez diyenlerin

de işten ne kadar anladıkları meydana çıkıyor.

HER ŞEYİ BİLİRİM İN MAĞLUBİYETİ

Son zamanlarda, Türkiye de iyice hayatımıza yerleşen ve

büyük bir bıkkınlıkla izlediğimiz ben yaptım oldu tavrının epey bir

kaportayı çizdirdiğini görmüş olduk. Hemen her konuyu (ilgi ve bilgi alanı

dahlinde olmasa dahi) çok iyi bilen otoritenin, insanı ve toplumu sıkan,

boğan ve resmen gına getiren bilgiç eylem ve söylemleri, bir nebze de olsa

akamete uğradı ve bir bakıma çürütülmüş oldu. Siyasi erkin başı, hemen her

şeyin  en doğrusunu ve en mükemmelini

bilme önkabulüyle genelden yerele kadar pek çok hususta son sözü söyleyen

haline gelmişti nice zamandır. Son dönemlerdeki gelişmeler, bu yanlış önkabulün

ve bir bakıma topluma saygısızlığın da önüne geçmiş oldu.

Bir şehrin belediyesinin vereceği bir kararı bile kendi

uhdesinde görecek kadar büyüyen bir ego, Taksim Gezi Parkı na AVM yapılacak

hükmünü vermişti, şehrin karar mercileri olan belediye başkanını, belediye

meclisini yok sayarak ve en önemlisi de halkın düşüncelerini umursamayarak.

Şehirlerin başına bir hayalet gibi çöken vahşi betonlaşma ve her boş yere AVM

mantıksızlığı, ben yaptım oldu dediğim dedikliğiyle buluşunca ortaya manasız

bir inat çıktı. Yaşanan gelişmeleri herkes biliyor, sadede gelelim. AVM

yapılacak diye yıkılan park, devlet töreniyle hizmete açıldı! Ben yaptım

oldu kafasının yenilgisinden başka bir şey kalmadı geriye. İstişarenin önemi

yine ortaya çıktı sadece.