Tevhit merkezli düşünceyi anlamaya çalışırken Efendimizin Mekke’de gerçekleştirdiği mücadelesine ve devrimine bakmak gerekir. Efendimizin risalet mücadelesinin çıkış noktası tevhit ve adalet vurgusu olmuştur. Tevhit vurgusunun Mekke toplumunda kendini hissettirmesiyle birlikte Mekkeli müşriklerin buna karşı tedbirlerini de artırdığını tarihi kaynaklardan öğreniyoruz.

Herkesin malumu olduğu üzere tevhidi düşünce dinsizliğe ya da inançsızlığa karşı ortaya çıkmış değildir. Tevhidi düşüncenin asıl istikameti yanlış inanç biçimlerine, farklı güç arayışlarına, menfaatini din edinenlere, dindarlığını kalkan olarak kullananlara karşıdır. Çünkü Kureyşliler ne dinsizdi ne de ateizm gibi bir ideolojileri vardı, gayet dindar ve inanç sahibiydiler. Ama bu inançları hak ve adalet merkezli bir anlayışı değil, güç ve menfaate dayalı bir anlayışı hâkim kılmıştır.

Tevhit vurgusu Kureyşliler için aynı zamanda düzenlerine yönelik bir eleştiriydi. Çünkü imtiyaza ve menfaate dayalı kurulu düzenlerinin temel dinamiği putların varlığıydı. Baktığımız zaman Mekke oligarşisi, Efendimize yönelik eleştirilerin en başında “düzenlerinin bozulması” kaygısını ifade etmişleridir. Bu yüzden Efendimize yapmış oldukları anlaşma teklifinde “putlarımıza dokunma, bu davadan vazgeç, düzenimizi bozma” talepleri vardı. Putlar, nüfuzlu Kureyşliler için düzenin korunması anlamına gelirken diğer Araplar için kutsalın korunması anlamına geliyordu.

Bu örneklikten yola çıkarak kurulu düzenleri sorgularken imtiyaz ve menfaat sağlayan kaynakların da beraberinde sorgulanması gerekiyor. Tevhit eksenli düşüncenin ana gayesi bu olmalıdır. Günümüz dünyasında belirli kesimlere güç sağlayarak imtiyaz veren, menfaat devşiren arızalı düşünce kalıpları tevhidi düşüncenin karşısında yer almaktadır. Bu yüzden mevcut kötüye karşı iyiliği talep etmek tevhidi düşüncenin bir gereğidir.

Servet yığanların kurduğu dünyada neoliberal politikaların temel taşları sorgulanmaya başlandığında tevhit eksenli bir düşünceyle yola başlanmış olur. Faiz ve bankalar üzerinde kurulu sömürü düzene, servetin küçük azınlığın elinde istiflenmesine, doğayı konforları adına tahrip edenlere ve düzenlerini korumak için kaos planları yapanlara karşı durabilecek yegâne güç, tevhit eksenli düşünmeyle elde edilir.

İmtiyazlı konum elde etmek adına kimliğini merkezileştirenlere, başka kimliklerin temel haklarına dair taleplerini kendi kimliğine tehdit olarak görenlere, aynı coğrafyayı başkaları ile paylaştığı halde bu coğrafyayı kendileri için sahiplenenlere ve kendileri için hak kabul ettiklerini başkaları için sakıncalı addedenlere karşı mücadele edebilecek vakarlı duruş, ancak tevhidi merkeze alan düşünceyle sağlanabilir.

Varlık amacı, insanların huzurlu ve refah içerisinde yaşayabilmesi olan devletin “leviathan”a dönüşmesine, kendine biçtiği ideolojik kurgunun dışındaki her fikri yok saymaya dönük tavrına, varlığı için her türlü kötülüğü kendine mubah gören Makyavel tutumuna ve toprak parçaları üzerine koydukları sınırları zihinlerde de örmek isteyen vatancılık anlayışına karşı koyabilecek hür irade, tevhit merkezli düşüncede gizlidir.

Zaman ve mekânlar farklılık gösterse de insanlığın temel mücadelesi aynıdır. Dün Kureyş’in oligarşisine verilen mücadele bugün başkalarının omuzlarında kurdukları dünyalarında servet yığan ırkçı emperyalizme verilmelidir. Tevhit ve adalet arayışı tüm insanlığın saadeti için çalışırken, imtiyazları ve menfaatleri uğruna mücadele edenler de zulmü, baskıyı ve sömürüyü egemen kılmak için çalışırlar. Bundan dolayı tevhidi düşüncenin temel hedefi insanın varoluşsal amacına uygun olarak yaşamasını ve kötülükle mücadele etmesini sağlayacak fikri altyapının hazırlanmasıdır.