Son yazımda “Hani gurbetçiye çalışarak emeklilik hakkı veriliyordu?” başlığı altında bir yazı kaleme almıştım.
Daha mürekkebi kurumadan, ertesi gün gazetelerde ve haber sitelerinde karşıma çıkan haberler, o yazıda dile getirilen itirazların ne kadar yerinde olduğunu adeta teyit etti. Gurbetçilerle ilgili somut bir adım henüz ortada yokken, sanki önemli bir şeyler yapılıyormuş gibi bir hava oluşturulmaya çalışıldığı açıkça görülüyordu.

Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı Başkanı Abdulhadi Turus’un, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Komisyonu’na gelerek bir sunum yaptığını gazete haber sitelerinden okuduk. Haberlere göre, yurtdışında yaşayan Türklerin sorunları, beklentileri ve çözüm başlıkları ele alındı. Yetkililer tarafından “Türkiye arkalarında” şeklinde bir mesaj verildi; bunun yanında genel çerçevede iyi niyetli temenniler dile getirildi.

Ancak haberlerde aktarılanlarla, Avrupa’daki gurbetçinin yaptığı hayat hesabı arasında ciddi bir kopukluk olduğu bir kez daha görülüyor.

Paylaşılan rakamlar bu kopukluğun özeti gibiydi:
Almanya’da yalnızca Alman pasaportuna sahip yaklaşık 1 milyon 300 bin Türk bulunmasına rağmen, çifte vatandaşlık hakkı doğmasına rağmen Türk pasaportuna başvuranların sayısının 30 bin civarında kaldığı ifade ediliyor. Yani yüzde 2.

Bu oran basit bir istatistik değil; yüksek sesle verilmiş bir uyarıdır.

Gerçek kırılma noktası şu:
çifte vatandaşlık düşünenler, askerlik bedeli yüzünden geri adım atıyor.

Bu gerçeği görmeden yapılan her değerlendirme eksik kalır.

Bugün Almanya’da düzenini kurmuş, işini gücünü oturtmuş, ailesiyle hayatını planlamış binlerce insan için çifte vatandaşlık; aidiyetten önce yüksek bedelli askerlik faturası anlamına geliyor. Üstelik bu bedelin her yıl artması, kurla birlikte ağırlaşması ve geleceğe dair belirsizlik, kararı daha baştan kilitliyor.

Kimse bunu yüksek sesle dile getirmiyor olabilir; ancak sahadaki gerçek çok net:
Gurbetçi duygusal değil, hesap yaparak karar veriyor.
Ve yapılan hesap, mevcut şartlarda çifte vatandaşlığı cazip değil, caydırıcı kılıyor.

Irkçılık gerekçesi inandırıcı değil

Haberlerde aktarılan sunumda dile getirilen “Avrupa’da yükselen ırkçılık” gerekçesi ilk bakışta makul görünebilir. Ancak bu açıklama, ortaya çıkan tabloyu izah etmeye yetmiyor.

Eğer bu korku gerçekten belirleyici olsaydı, insanlar en başta Alman vatandaşlığına geçmezdi. Çünkü bugün gelinen noktada, sadece çifte vatandaşlık değil, tek Alman vatandaşlığının bile artık eskisi kadar sağlam olmadığı yönünde ciddi tartışmalar var. Almanya’da uygun bir gerekçe bulunduğunda vatandaşlığın iptal edilebileceği bir hukuki iklimden söz ediliyor.

Bu riskler ortadayken, “ırkçılık artıyor” gerekçesiyle Türk vatandaşlığından uzak durulduğunu söylemek inandırıcı değildir.
Çünkü korku buysa, bu korku sadece iki pasaporta değil, tek pasaporta da yöneliktir.

Demek ki mesele Avrupa değil;
Türkiye’nin çifte vatandaşlığa yüklediği mali ve hukuki bedellerdir.

Mavi kart savunması gerçeği örtmüyor

Haberlere yansıyan açıklamalarda dile getirilen “Zaten Mavi Kart var” değerlendirmesi, mevcut tabloyu tüm yönleriyle açıklamaya yetmiyor. Evet, Mavi Kart bazı haklar sağlıyor; ancak çifte vatandaşlığın gurbetçiler açısından neden sınırlı bir karşılık bulduğu sorusu hâlâ önemini koruyor.

Bu soruya ikna edici bir cevap verilmediği sürece, 30 bin rakamının artması beklenmemeli. Çünkü sorun bilgilendirme eksikliği değil; yapısal bir caydırıcılık.

Aidiyet duygusu bedelle zayıflatılmaz

Oysa çifte vatandaşlık, doğru düzenlendiğinde bir yük değil; aidiyet duygusunu güçlendiren bir araçtır. İnsanlar iki ülke arasında sıkışmak değil, iki ülkeye de güvenle ait olmak ister.

Aidiyet;
bedel ödeterek değil,
eşitlik sağlayarak,
öngörülebilirlik sunarak güçlenir.

Bugün ortaya çıkan yüzde 2’lik tablo, gurbetçinin Türkiye’ye uzaklığını değil;
aidiyeti cezalandıran bir sistemin sonucunu göstermektedir.

“Niye yıllarca uğraştık?” sorusu hâlâ ortada

Haberlere göre CHP’den Utku Çakırözer’in komisyonda sorduğu “Madem bu kadar caydırıcı sonuçlar var, neden yıllarca çifte vatandaşlık için uğraşıldı?” sorusu hâlâ cevap bekliyor.

Eğer devlet çifte vatandaşlığı gerçekten istiyorsa, bunu sunumlarla değil; somut düzenlemelerle göstermek zorundadır. Özellikle askerlik meselesi adil ve makul bir zemine çekilmeden, hiçbir çağrı sahada karşılık bulmaz.

Son söz

Çifte vatandaşlık bir lütuf değil; bağı güçlendirme meselesidir.
Ama bağ, bedeli ağırlaştırarak güçlenmez.

Askerlik bedeli bu hâliyle durduğu sürece;
toplantılar yapılır, iyi niyetler anlatılır, ancak sahada sonuç değişmez.

Yüzde 2 konuşulmaya devam eder.

Ve herkes şunu bilsin:
Bu düşük oran gurbetçinin Türkiye’ye ilgisizliği değil;
Türkiye’nin gurbetçiye koyduğu mesafenin doğal sonucudur.