Start Box’a girmeden önce sebepsizce huysuzlanan, adeta iradesi dışında planlanmış yarışa başlamamak için direnen atlar vardır. Bunlar bazen başlangıç sinyali verilip kutular açıldığında binicisini sırtından düşürüp kendi kendine koşmaya kalkar. Ziyandır. Zira koşuyu birinci bitirse bile jokey eksiğinden kaybeder. Jokey düşmüşse ödül yoktur. Bazen de huysuzluğu tutar; ayak direyip koşmamakta ısrar eder. Ama çoğu zaman yardırır ve yarışı son düzlüğe kadar iki üç boy önde götürür. Daha yarışın ilk yüz metresinde kazanan adeta bellidir. Gerisi nal toplamakta, yatmakta, kendinden beklenen koşuyu göstermemekte ısrarcı gibidir. Üstelik tam da bunlar, favori gösterilen atlardır. İzleyici içten içe hayal kırıklığının envaiçeşidini yaşar da sesini çıkarmaz.

Yaşamın profesyoneli olduğunu zannedenler bile güvenmek ve dumura uğramak noktasında yanılır. Kişilere ve klişelere dayanan her işte böyle olur. Bunun bariz örneklerini girdiği meselelerin en başında, üstelik dürüstlük bağlamında havlu atan kahramanlarda görmek mümkündür. Daha roman kahramanı olmayı bile beceremeyen kimileri, içinde bulunduğu vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeden kendine vazife biçer. Sonuç start boxın kapağına takılmaktır. Atı alan Üsküdar’ı Marmaray’la yerin yedi kat dibinden geçer de yanlış ata oynayan için kaderinin mahkûmu tanımı yapılır. Hâlbuki kader, kimseyi mahkûm etmez. Mahkûmiyet, mahrumiyet gibi anlaşılır. Hâlbuki mahrumiyet ne denli kaderin cilvesiyse, mahkûmiyet o kadar iradenin iştirakine ihtiyaç duyar. Hâsılı, hızlı giden atın birtakım özelliklerden eksik kalması, başarı göstermesine gölge düşürmez.

Son düzlüğe gelindiğinde arkada nal toplayan atlardan biri ansızın depar atarken, o ana kadar yarışı birkaç boy önde götüren huysuz, sabırsız, tahammülsüz at, tüm soydaşlarının en gerisine düşer. Buna sebep muhtemelen jokeyin kendisini fazla hırpalaması, insafsızca vurup tepiklemesi, kişisel ihtirasına yenilmesi yahut birilerinden aldığı direktifi yerine getirip yarışı kaybetmeye azmetmesidir. Bu tür yırtınışlar sonuca zeval getirmez; her ayağın bir kazananı, bir sürü kaybedeni olur. O yarıştan önce yerinde tepinen, son düzlüğe kadar da yarışı önde götüren at, yarışı son sırada bitirmezse iyidir. Jokeyiyle, sahibiyle, üstüne oynayanıyla birlikte hareket etmek nafiledir. Sanrılar sancılarla, nihayet hüsranla sonuçlanır.

Son düzlük, tüm statta aşkla, heyecanla, coşkuyla yönetim istifa sesleri duyulan Fenerbahçe ya da Beşiktaş tribünleri gibidir. Çaresiz taraftar çoğu zaman taraf güttüğü müsabakada rakip takımın oyuncularına ve destekçilerine hakaret etmek suretiyle karşıtlık belirtir. Hâlbuki olup biten bir oyundur ve kazanan taraftadır. Yaptığında bir amaç yoktur; iradesizce iştirak eder. Böylece taraf olma vazifesini yerine getirmiş olur. Onu bir kutlu davanın tarafı yapan oyunu kurgulayanlardır ki kâr ya da kazanç oynatanındır. Her tür kumarda kanun bellidir; oynatan kazanır. Kitle böyle bir kurgunun gönüllü aparatlığını üstlenerek deşarj olduğunu varsayar. Fanatiktir. Holiganlaşır. Taraf olmak ona ayrıcalık gibi görünür. Tam anlamıyla sadece kitledir. Organize olsa, çoğunluğu elde etse ne fark eder? Gücün elinde gülünç bir oyuncaktır.

Hayat hipodromunda kimse kulvarla aradaki dar boşluğa oyuncak ayı fırlatmaz ama sönen umutları, yatışan heyecanları, kırılan hayalleri yerden toplamak mümkündür. Atlar tozu dumana katmış gelirken görüş alanına girdikleri anda izleyicilerden bir uğultu yükselir. Birkaç saniye içinde o uğultu ‘hadi oğlum’ merkezli feryada, yalvarıp yakarışa dönüşüp can çekişir bir hal alır. Sonuç umudunu kuponlara, toynaklara bağlayanlar için çoğu zaman hüsrandır. Umudu sönen, caiz olmayan tabirle kuponu yatan çıkar; tribünler hızla boşalır. Hani çoğu insan evladının dünya serencamı gibidir. Bir şey yapmaya yeltenmeden, sonucun güzelliği için çalışmadan, kendiliğinden her sergüzeştin olumlu bir hal almasını bekleyerek geçen ömür; sıradan bir izlencenin tükenip yorgun, üzgün ve hüsrana maruz şekilde dağılmayı getirir. Sonra Şirazlı Sadi’nin dediğine gelip dayanır insan: “Omr-i deger be-bâyed be'd ez vefât mâra / Kin omr tey nemûdim ender ümidvârî; Bize bir ömür daha lazım vefatımızdan sonra. Çünkü bu ömrümüzü sadece umutlanmakla geçirdik...”

Yarış bitikten sonra da koşan atlar sonucu değiştirmez. Hobi olarak koşmuş gibidir. Üç bin altı yüz metrede on tur atsa ne fark eder? Ek gösterge değildir ki memura verilsin! Başbakanlık değildir ki parlamenter sisteme geçince naz makamına...