Bizim gazetenin ikinci sayfasında yayınlanan bir röportajda dikkatimi çekmişti. Anlatıcı, yakınında bulunduğu bir hocaefendi’nin bir kere ayakta su içmesine hayret edip aaa! dediğinde, ona suyun ayakta da içilebilineceğinin gösterildiği söylenmişti. Yahut benim aklımda bu kısım böyle kalmıştı.
Bir karikatür gördüm. Bu karikatür üstüne birkaç satır yazmalıyım dedim. Niyetim o ikinci sayfa röportajından faydalanmaktı. Fakat bulamadım. Eylül 2013 yılında yayınladığımız Muhammed Emin Er hocamızın anlattığı seri röportajda aradım, ki oradan okuduğumu sandığımdan, ama bulamadım. O birkaç satırı yazmaktan vazgeçmeyeceğime göre, çare, konuyu gazetemizin hocalarından Şifa tefsirinin müfessiri Mahmut Toptaş Hoca’ya taşımaktı. Ben de öyle yaptım.
Peygamber Efendimiz suyu çoğu zaman oturarak içmiştir. Ayakta da içmiştir. Vefatından sonra kendisini takva yönünden geçmek isteyenlerin olacağını bildiğinden, ayakta içtiği de olmuştur.
Küfe’de, Peygamberimizin vefatından sonra bazı Müslümanların, ayakta su içmiş birini farkettiklerinde, onu ayaklarını yukarıya başını aşağıya getirip, parmağını da gırtlağına sokturarak içtiği suyu kusturduklarını görünce/duyunca Hazreti Ali efendimiz, bir Cuma günü namazdan sonra kapıda durmuş ve getirttiği suyu içeriden ve dışarıdan görülecek şekilde ayakta içtikten sonra şöyle demiştir: Ben Peygamber Efendimizi böyle su içerken gördüm! Oradaki sahabelerin sessizliği onların da gördüklerinin, bildiklerinin delilidir.
Mahmut Toptaş Hoca’mızın bu anlattıklarını dinledikten sonra, sevap kısmını sordum bu su içme meselemizin. Yok öyle bir şey dedi.
Gelelim şimdi o gördüm dediğim karikatür mevzuuna.
Çocuklarımızın, gençlerimizin mizahla ve mizahın karikatür gibi organlarıyla ilgilenmelerini, üretmelerini, imza sahibi olmalarını istemiş, teşvik etmiş ve bulduğunda sevinmiş biri sayılırsak eğer, yazmalıyım dediğim o birkaç satırımıza gelir sıra şimdi.
Hacamat dergisinden aldığım bu karikatüre bir daha bakalım. Çizgi karakteri oturmuş diyebileceğimiz bir kızımız –imzasını bulamadım– neden konu sıkıntısı çekiyor, neden böyle sudan ucuz espriler peşine düşüyor Danıştığı kimseler yok mu ki, biz ne yaparsak olur, mantığıyla çıkılıyor okuyucunun karşısına
Böyle karikatürler görmek istemediğinden olmasın mizah dergisi alacakların iltifatlarını esirgemeleri Ellerin hatalık dergileri deste olmuşken, biz aylıklarımızda, üç aylıklarımızda su’dan sebeplerle anıyoruz şühedamızı.
Not: Bu yazı adı geçen karikatüre ve o karikatürün yayımlandığı haftalık Hacamat dergisine emek verenleri üzmek ve kırmak için yazılmadı. Ve hatta bir çocuğun İlkokul+Lise+Üniversite yaşı kadar yıldır iktidarda bulunan parti AKP’nin devrinde ancak bu kadar oluyor, dedirtmek için de yazmadık.
İşte böyle!
SACAYAĞI ÖYLE, KAZ AYAĞI NASIL
Duymadığım için gitmemiştim merhum Bekir Topaloğlu’nun cenazesine. Haberini gazetelerden okuduktan sonra katılanları da dinledim. İstanbul’un bütün imam ve müezzinleri oradaydı dedi, bizim yayın danışmanımız Abdulkadir Türker. Sonra benim dikkatimi çekmek için mi bilmem, Fakültenin hocalarından H. Karaman’ın konuşmasını aktardı.
59 ya da 60 yıldır birlikte olduklarını söylemiş merhum Bekir Topaloğlu ile... Üçüncü kişileri de T. Altıkulaç imiş.
Şaşırmadım demeyeceğim bu duyduklarıma. İlahiyatçı değildim ve bana hoca olmamışlardı o üçlü. Merhum Bekir Topaloğlu Hoca ile bazı Ramazan iftarlarında yanyana olduğumuzda ve yumuşak sesini duyduğumda da ne o bahsetti sacayağı durumundan, ne de benim acaba diyecek kapasitem vardı.
Kimle karşılaştı isem sordum, ilahiyat talebesi olmuş arkadaşlarımdan. Evet biliyorduk dedi bazıları, delillerini de söyleyerek... Ama bazıları da sadece o birlikteliği hissetmekle kalmışlardı. Belki de üçüncünün Ankara eylemli olmasından...
Sayın H. Karaman bey neden böyle bir konuşma yapmak ihtiyacı duymuştur Üstelik kesin bir rakam vererek... Üçüncü kişinin de adını zikrederek...
Bu bilgiyi daha önceki bir yılda, mesela arkadaşlıklarının 20. yılında, 30. yılında veya 40. yılında mesela, açıklamış mıdır katıldığı bir tv programında, bir konferans durumunda yahut gazete köşelerine serdiği makalelerinde hissettirmiş midir, yazmış mıdır Ki ilahiyat camiasına yakın olmayan bu ülkenin diğer insanları da bilsinler diye...
Bir insan, arkadaşının cenazesinde böyle bir konuşma yapıyorsa, şöyle (!) bir şey de mi söylemek istemiştir: Sözünü ettiğim 59 veya 60 yılda başka arkadaşım yoktur. 60 yıl önce tanıdığım diğer insanlar yerlerini kontrol etsinler.
Merhum Topaloğlu Hoca ve diğer iki sayın ilahiyatçının ayrılmaz birlikteliğini bilseydi insanlar, mesela rahmetli Üstadımız Necip Fazıl’ın birine yapmak zorunda kaldığı “ilenme”ye bir cevaplarının olup olmayacağını merak etmezler mi idiler Ya da merhum Korutürk’e Cumhurbaşkanı iken mektup yazan ve İmam-Hatip, İlahiyat öğrencilerini kastederek onların önlerini ben keserim diyen, Din Eğitimi Genel Müdürünün bu icraatı karşısında bu ünlü insanlarımızın düşündüklerini bilmek, o çocuklara emek verenlerin hakları değil midir (O mektubun 1976 yılında Ankara Kızılay’da yapılan bir federasyon kongresinde üçüncü kişiye muhaliflerce herkese dağıtıldığını da biliyoruz.)
Merhum Bekir Topaloğlu’nun basına yansımış ya da duyumumuz olmuş açık ve net bir siyasi tavrını ben bilmiyorum ama, AKP’nin kurulmasına bölerek gelin fetvasıyla destek veren sayın H. Karaman’ın ve AKP’ye kurucu yapılan sayın T. Altıkulaç’ın birlikteliğini duymak, geçmişi eksik bilen adam kompleksine itseydi bizi, bunun altından nasıl kalkacaktı onlar Şaşırmış olmakla kaldık çok şükür ve araştırmamız neticesinde edindiğimiz bilgiler kaybımızın önemli olmadığı intibaını verdi bize.
Ama neden orada açıklandı bu arkadaşlık sorumu talebesi olmuş bir arkadaşım da şöyle cevaplamıştı: Merhum Topaloğlu’nun cenazesine geldiniz. Ben de böyle bir muamele isterim ha, demek istemiştir, belki de...
80 öncesinde içinde olmaktan gurur duyduğumuz siyasi hayatımıza, o zamanlar adı Enstitü olan okuldaki arkadaşlarımızın bize ulaştırdığı muhalefet konuşmaları hızımızı kesmemişti, lakin yormadı diyemem. Buraları da unutulmasın isteriz!
YAKIŞAN
Bir gazetenin internet sitesine bakıyorsunuz. Ne var, ne yok sorusuna verilmiş cevapları okuyacak, gündemi yaşadığınızı sanacaksınız.
Bir haber anonsu karesine aynen şöyle yazılmış: O isimler AK Parti’den ihraç edildi.
Haydi diyelim, filan, falan vesaire denilerek dört ismi saymadılar, dört kişi ihraç edildi, diye yazmış olsalardı, gazetelerin internet sitesinin neyi eksilmiş olacaktı Tıklayıcı sayıları mı
O isimler!..
O isimler kim Bir ben mi habersizim
O isimler ihraç edildi ise, şu isimlere, bu isimlere ne oldu
İnternet sitesinin o isimler dediğinin en ünlüsü, AKP’nin ilk Dışişleri Bakanlarından Yaşar Yakış’mış.
Tıklayıp öğreniyorsunuz ve AKP’nin icraatları böyledir işte diyorsunuz: Kimine yakışmıştır, kimine yakışmamıştır.
BABADAN OĞULA
Sene 1963.
Şehrimizin tarım alanlarına büyük zararlar veren bir sel felaketi olmuştu.
Bir gün duyduk ki, Türkeş karakol’un önündeki meydanda konuşacak. Gittim, yerimi aldım, sendika kahvesinden getirilen bir masa ve üç sandalyenin karşısında.
Önce rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti konuşmuştu. Daha doğrusu, bize Serdengeçti derler, nakaratlı şiir okuduğu aklımda.
Sonra sandalyeye çıkan isim Muzaffer Özdağ idi. Bugün MHP Başkanlık yarışındaki Ümit Özdağ’ın babası.
Ne söylüyordu. Çocuk aklımda yok. Yalnız iyi tanıdığım bizim mahallenin bazı insanları protesto etmişlerdi. Gidin diyorlardı. Menderes’i astınız, diyorlardı.
Protesto şiddetlenince, Muzaffer Özdağ çok kızmıştı. Dinle lan dinle diye bağırdı, protestoculara doğru. Ben 14’lerden Yüzbaşı Muzaffer Özdağ. İhtilal yapmış adamım ben. Siz mi susturacaksınız.
Alkışlar, sol taraftaki Halk Partililerden geliyordu. O ana kadar sessizdiler halbuki.
Son konuşmacı Türkeş’in sandalyeye çıktığında, yaşadığımız sel felaketi dolayısıyla geçmiş olsun demek için uğradıklarını söylemesi kalmıştı kulaklarımda.
O protestocuların sonraları MHP’li olduklarını öğrenmiştim. Fakat benim bilinmesini istediğim nokta şudur: CHP’lilerin MHP’yi alkışlayacakları yer ve noktanın hiç değişmediğidir.
O İHTİMAL YOK
Mİllİ Takım Teknik Direktörü Fatih Derim, “Böldürmeyeceğiz” demiş basın toplantısında, terörü lanetlerken.
Önce şu bilinsin: Böyle bir ihtimal yok. Akıllara dahi gelmeyecek.
Rahmetli Erbakan Hoca’mıza vefatından önceki son seçimlerin son gününde katıldığı bir tv programında son bir soru yöneltilmişti sunucu tarafından.
“Efendim! Yarın seçim olacak. Sizin partiniz Saadet Partisi de katılıyor bu seçime. Yüzde kaç oy almayı umuyorsunuz, kaç milletvekilliği bekliyorsunuz ”
Böyle somut bir soruya rahmetli Hoca’mızın vereceği cevaba dikkat kesilmişti Türkiye’miz. Sakince sunucunun arkasında asılı haritayı gösterdi.
– Bu nedir
– Bir Türkiye haritası...
İşaret parmağını sallayarak söylediği şu cümleleri Hoca’mızın, bir teminattı, bir mühürdü.
– Herkes iyi baksın bu haritaya. Biz buradan kimseye bir çakıl taşı vermeyiz. Onlar iyi duysunlar diye tekrar ediyorum. Kimseye bir çakıl taşı vermeyiz!
Keşke o röportajdan devletimizin ücret ödeyerek görevli kıldığı tüm sıfatlı insanlarımızın haberi olsaydı. Bulup izlemek de zor değildir.
“Böldürmeyiz” diyen Fatih Terim’in sorumlu olduğu Milli Takım’ı medyadan takip etmeye kalktığınızda bölük bölük bir Milli Takımdır görünen. Ki kendisi şunu sormayın, o özür dilesin gibi cümlelerle toplamaya çalışıyor, kendi bölünmüşlüğünü saklarken...
SARRAF AYARI
Hürriyet manşetine sığdırabildiği en hacimli harfleriyle yazmış: “Mühürlü dosya üç aydır bekliyordu!”
ABD savcısı ile “kanka”lık halleri olamayacağına göre...
Hürriyet’e böyle bir bilgiyi veren (doğru mudur, yanlış mıdır, bilmeyiz karşılık olarak hangi bilgileri alıp götürmüştür
Aklıma bu soru takıldı.
*
Kılıçdaroğlu müdahil olmazsa olmaz.
“Göreceksiniz Sarraf orada konuşacak, 4 bakanla ilgili bütün gerçekler ortaya çıkacak. Eminim çoğunun gözüne bu akşam uyku girmeyecek” demiş o da.
Sarraf’ın burada ne yaptığını iyi biliyordu, orada da ne yapacağını bilecek kadar yakınlık tesis etmiş. Bu bir.
Ana muhalefet partisi Genel Başkanı sıfatlı politikacı, gerçekleri ortaya çıkarmayı ABD savcısından bekliyor. Bu bir siyasi zavallılık değilse, nedir Bu da ikincisi idi.
Üçüncüsü ise sayın Kılıçdaroğlu’nun kehanetine karışmış bir oh olsun sevincidir.
Uyuyamayan insanlar...
Kendisi her gece çok rahat ve horul horul uyuduğundan olsa gerek, uyuyamamakla cezalanacağına inanıyor “çoğu” dediği insanların.
Ha, iki şeye daha inanıyor sayın Kılıçdaroğlu.
Böyle konuşarak görevini yaptığına ve borcunu ödediğine... Kime varsa yani...