Zümrüdüankam a Hanife me,
Bugünlerde her zamankinden daha önemli muharebelere
gireceğiz. Eğer ölürsem sakın mahzun olmayınız...
Çünkü beni ve sizi yaratan Allah, bizi nasıl dünyada
birbirimize nasip etti ise, inşallah benden şehitlik rütbesini esirgemediği
takdirde, ebedî âlemde de ruhlarımızı birbirine kavuşturacaktır.
Böyle bir hâl vuku bulduğunda, mevcut eşyam ve
mallarımdan mihri müeccelinizi almanız için sizi vekil tayin ediyorum.
Eğer yetmezse hakkınızı helal edeceğinize ve beni borçlu
yatırmayacağınıza eminim.
Kendim için başka bir şey istemiyorum. İnşallah şehitlik
bana yeter.
Bu vasiyetnamemi aldıktan sonra, yüksek sesle
ağlamamanızı dilerim. Allah a emanet olunuz...
Zâhid
Okuduğunuz mektup 8 Ocak 1916 da Zığındere de şehit düşen
Üsteğmen Zâhid den, Çanakkale Savaşı nın hemen öncesinde evlendiği zevcesi
Hanife ye yazılmıştı. Şanlı ecdadımız böylesine latif, böylesine yüksek
ahlâklıydı. Çanakkale Savaşı nı bu millete kazandıran ruh da, işte bu ruhtu.
Ahmet Bölükbaş ağabeyimle de geçtiğimiz hafta en son bu
mektup vesilesiyle yazışmış ve nemli gözlerle ecdadımızı yâd etmiştik.
Ahmet ağabey Çorum da yaşıyordu. Birkaç yıl evvel Saadet
Partisi nin il başkanlığını da üstlenmiş, hatta genel seçimlerde milletvekili
adayı da olmuştu. Ahmet ağabey, işte bu mektup vesilesiyle gerçekleştirdiğimiz
o görüşmemizden iki gün sonra, damadı Emre Beker in şehâdet haberini aldı. Emre
kardeşimizin şehâdet haberi hepimizin yüreğini dağlamıştı, fakat ateş en çok da
düştüğü yeri yakıyordu.
Şehidimiz, Emre miz ise 28 yaşındaydı. Henüz hayatının
baharındaydı. Geride dört yaşında bir yavru ve gözü yaşlı bir aile bıraktı.
Emre miz, şehâdetinden bir hafta önce son kez evine
gelmişti. Amcası Mustafa Beker ile birlikte dedesinin kabrini ziyaret etmiş, o
ziyaret sırasında şehit olacağını hissettiğini söylemişti. Eğer hisleri
gerçekleşirse son arzusunun da dedesinin yanına defnedilmek olduğunu
bildirmişti. İşte Emre kardeşimiz de tıpkı Çanakkale deki ataları gibi şehâdete
böylesine hazırlıklıydı.
KİMDEN HESAP
SORACAĞIZ
Son sekiz ay içinde dört yüze yakın asker ve polisimizi
PKK terörüne şehit verdik. Bizim Emre miz bu şehitlerden sadece biriydi. Şehir
merkezlerinde düzenlenen bombalı saldırılarda yitirdiğimiz sivil kayıplarımız
ise bu sayıya dâhil değil. Şu satırların yazıldığı saatlerde bile Diyarbakır
Bingöl karayolunda bulunan Mermer Karakolu na yönelik bombalı saldırı haberi
ulaşmış durumda. Gelen ilk bilgilere göre bombalı saldırıda 1,5 ton patlayıcı
kullanılmış, üç askerimiz şehit edilmiş, 22 askerimiz de yaralanmış.
Milletimizin yüz yıl önce olduğu gibi, bugün de
gerektiğinde canını verecek kadar fedakâr ve cefakâr olduğunun farkındayız.
Milletimize elbette güveniyoruz. Allah ın izniyle hiçbir şer odağının
milletimize diz çöktüremeyeceğine eminiz.
Fakat bunca acının ardından beynimizi kemiren şu yakıcı
sorulara cevap aramadan da yapamıyoruz
Çözüm süreci diye diye kördüğüm haline getirilen ve eli
kanlı terör örgütü ile yürütülen pazarlıkların hesabını kim verecek
Yazdığı kitaplarda hâşâ Tanrı yla savaştığını, Tanrı yı
yendiğini ve kendi kendisinin Tanrı sı olduğunu söyleyecek kadar sapkınlaşan
bölücü başının, bilge lider olarak sunulmasının hesabını kim verecek
O sapkın bebek katilinin mektuplarını otuz iki
televizyondan canlı yayınlatmanın ve bu millete izletmenin hesabını kim
verecek
Sanki karşımızdaki örgüt kırk yıldır köy basan, çoluk
çocuk demeden katliam yapan örgüt değilmiş gibi, PKK yı bölgenin en önemli
siyasi aktörü haline getirmenin hesabını kim verecek
MİT mensuplarının huzurunda yazılan İmralı tutanaklarının
hesabını kim verecek
Silahlı teröristlerin halk kahramanı gibi karşılandığı,
miting otobüslerinde şehir turu attırıldığı Habur şenliklerinin hesabını kim
verecek
En yetkili bakanların imzaladığı Dolmabahçe
mutabakatlarının hesabını kim verecek
Şehirlerimize bunca patlayıcı, bunca bomba, bunca silah
yığınağı yapılırken, valilere ve güvenlik görevlilerine, sakın görmeyin, aman
duymayın diye talimat yollamanın hesabını kim verecek
On dört yıldır bu ülkeyi yöneten idareciler, efendim çok
safmışız, yine aldatıldık deyince, gerçekten de bütün bu sorumluluklardan
sıyrılmış mı olacak
Hadi yayın yasaklarıyla, hadi sansürlerle ve tehditlerle,
hadi elinizin altındaki o dehşetli medya ordunuzla herkesi susturdunuz diyelim
Peki, bunca şehidin kanı, bunca yetimin gözyaşı, buca dul
kalmış eşin, bunca ana babanın ahı, sizi hiç mi tutmayacak
MAHMUD ZEHAR IN
FERYADINI DUYUN
Geçtiğimiz hafta İngiliz yayın kuruluşu BBC de, Hamas ın
en yetkili isimlerinden biri olan Doktor Mahmud Zehar ın röportajı
yayınlandı.
İsrail in son zamanlarda iyice azgınlaşan
barbarlıklarından da bahseden Zehar ın asıl önemli derdi ve mesajı ise İslam
dünyasına yönelikti.
Mahmud Zehar, İslam ülkeleri arasındaki anlaşmazlıklara
Hamas ın karıştırılmamasını istiyordu.
Zehar, Hamas ın hiçbir etnik ya da mezhebi kavgaya dâhil
olmak istemediğini Mevcut anlaşmazlıklarda asla taraf tutamayacaklarını
Hamas ın Filistin i savunmak dışında harcayacak enerjisi olmadığını
Direnişlerinin sadece işgalci Siyonist rejime yönelik olduğunu Müslümanlar
arasındaki kavgaların sadece İsrail in ve Batı nın işine yaradığını
Kendilerinin ise İslam ümmetine bir bütün olarak baktıklarını söyledi.
Kim bizi böyle kabul ederse bundan memnun oluruz. Bizi
bu şekilde kabul etmeyene de düşmanlık etmeyiz. Hiçbir İslam ülkesiyle sorun
yaşamak istemiyoruz ve hiçbirinin aleyhinde de bulunmuyoruz diyen Mahmut
Zehar, İslam ülkeleri yöneticilerine âdeta yalvarıyordu.
Gelelim Zehâr ın yalvardığı yöneticilere
Anlaşılan o ki gemi iyice azıya almışsınız. Suriye de ve
Yemen de hâlihazırda devam eden mezhep çatışmalarına, Hamas ı da çekmek
istiyorsunuz. Uzlaşmayı ve anlaşmayı teklif eden herkese yaptığınız gibi,
Hamas a da, ya yanımızdasınız, ya da karşımızdasınız diyorsunuz.
Demek körüklediğiniz mezhep çatışmaları sayesinde Hamas ı
bile etkisizleştirmek istiyorsunuz! Demek türlü imkânsızlıklara rağmen on yıllardır yeryüzünün en vahşi
teröristleriyle boğuşan Hamas ı bile gözden çıkardınız!
Demek İsrail in güvenliğini bu kadar önemsiyorsunuz!
Ey krallar, ey başkanlar, ey liderler!
Peki, siz hiç Allah tan korkmaz mısınız!