Adalet ve demokrasi sizin siyasal hesaplarınıza göre
Şekillenecek bir aparat değildir.
Mahmut ARIKAN
İmralı’daki mahkûmda kullanılsın diye meydanlarda “Urgan” atarak “Oy” tahsilatı yapan Sayın Bahçeli, partisindeki son grup konuşmasında “Boy boylamış, soy soylamış!”
“Statü” demiş, “Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörü” işini uygun bulmuş.
Sayın Bahçeli’nin “Kurucu önder” sıfatını verdiği ve fakat yetmediyse, “Koordinatör” de yapalım dediği, bahse konu İmralı mukiminin yeni statüsü, kendi kazanımı olan “Bölücü terörist, asker, polis, kadın ve çocuk katili” statüsünden, protokolde önce mi gelecek, sonra mı gelecek? Dahası, her halükarda MHP’nin kazancı ne olacak? Seçimlere nasıl bir sloganla yansıyacak? Soruları “Enflasyonlu Türkiye” gündemindedir artık.
“Sayın Bahçeli, süreçte vitesin düşürüldüğünü, hızın kesildiğini, bir ayak diretme olduğunu gördü.
Bugüne kadar bekledi, ancak hantallığa müsaade etmeyeceğini göstererek motoru yeniden ateşledi.”
Ergenekon, Demir dağlar, Asenalar, Bozkurtlar, Altay’dan gelen yiğitler, Çamlıbeller, Tanrı dağları, Hıra dağları ve divaneye dönmüş dava erleri nutuklarında artık olmayan ve kurdu parmak eden Sayın Bahçeli, hedefi İmralı’ya varmak eylemiş.
Vites, hız, ayak diretme, hantallık, motor, ateşleme kelimeleriyle kurulan ve fakat stepne, kriko, çekme halatı, kar zinciri malzemeleri olmasa da bir tamirhanenin yapay zeka makinasından çıkmış veznindeki bu Sayın Bahçeli cümlesini, partilileri şöyle bağlanmışlar:
“Bu çağrı, süreci ya hızlandıracak, ya da tüm dengeleri değiştirecek!”
Türkiye Cumhuriyeti devletine bu iki ihtimalden başka seçenek bırakmadıklarını ilan eden ve siyasi ortamı zorlayan MHP’ye, şu soruyu sormak hakkımızdır:
Süre hızlandığında veya dengeler değiştiğinde, parti olarak kazancınız ne olacak?
Elinizde kalan o urganı, kement yapacaksanız eğer, kimi ya da hangi makamı yakalamayı hedefliyorsunuz?
Dede Korkut ne demişti?
Sayın Bahçeli’ye kim, kimleri “Korkut” dedi?
İLK TAARRUZDA ERDEMLİ,
İMRALI YOLUNDA DEM’Lİ
2022 yılı Eylül’ünün son günlerinde iki TV kanalının ortak yayınında “Vallahi Abdulkadir Bey köşenden gereğini yapacaksın. Ahmet Bey gereğini yapıyor” uyarısı Sayın Erdoğan’ın, haber sitelerinde yorumsuz duyurulurken, yapılması istenen gereğin, kapsama alanı ya da sınırları, kişilerin zekasını ve yaratıcılığını besleyecek, dopamin salgılatacak ve dinamik olmasını sağlayacak merak duygusunun uzağında tutuldu ya da alakalandırılmadı.
Resmi hizmete mahsus bir köşe yazarını tam anlatan bir çizimin altında gündemi belirleyenlerin gazeteciler mi, yoksa kalemleri yazdıran başka bir irade mi var sorusuna, soyadı ile müsemma bir medya elemanı üstünden cevap arayan yazarımız Şaban Turhal’ın makalesini dikkatlere sunarken, geçmişten iki örnekle dahil olacağız mevzuya. (Millî Gazete – 04.05.2026 – Kalem kimin elinde, söz kimin adına yazılıyor?)
“Merhum Demirel başbakan iken, bakanı Cavit Çağlar’ı kullanarak muhalif liderlerden Mesut Yılmaz’a ‘yavşak’ sıfatını, yarı resmi ihtilal yanlısı gazetelerden Hürriyet’in manşetine yazdırır.
T. Özal günlerinden itibaren ‘Özköşklü’ etiketiyle ünlenen sorumlu gazeteci “Demirel telefonla sipariş etti, biz de Mesut Yılmaz yavşaktır manşetini attık” diyerek müsekkin rolünü de oynamıştı.” (Millî Gazete – 15.11.2025 – Göl maya tutmadığında, başlıklı yazımız.)
Ve askerin emriyle atıldığı çok kez yazılan “Gerekirse silah bile kullanırız” manşeti… Hürriyet Gazetesi’nin bu geleneğini sürdürenler, iltifatlara mazhar oluyor bugün.
Gazetemizin 03 Mayıs’ta yorumla verdiği “Bülent Arınç’tan net yeni parti ve Abdullah Gül çıkışı” başlıklı haberinde de analiz edeceğimiz birkaç cümle var.
“Sur içi Grubunun toplantısında sahneye çıkan Arınç” girişiyle yazılmış haber.
Bir zamanların gazino yıldızının, kenar mahalle düğün salonlarında görünmesi, tabiri caizse içini dökmesi çağrışımlı haberdeki iki cümlenin üzerinde özellikle duracağız.
“Ayrı parti kurup, partime taarruz edemem!”
Ayrı parti kurmuştu, ama o erdemi alışkanlık yapmamış Sayın Arınç’ın; bunu söylüyor. Üstelik ayrı parti kurmak taarruzdur diyor.
Taarruz, sözlüklerde bir düşmana, bir hedefe veya savunmaya karşı yapılan saldırı, hücum veya sataşma eylemi açıklamasıyla yazılmıştır.
“Taarruz edemem” demesini de iki sebebe bağlayabiliriz Sayın Arınç’ın. Birincisinde, mazeretim var lütfen ısrar etmeyin, kokusunu alırken insanlar, ikincisinde de Anadolu ariflerinin “Kalkamadığı için oturuyor” deyimini hatırlarlar.
Gelelim yeni çıkışındaki diğer iki cümlesine:
“Erbakan Hoca’yı da eleştirdim. Hiç yanından ayırmadı.”
Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’mızın partisinde milletvekili olduğu yıllardaki icraatını, görevini tarihe geçecek bu iki cümlede özetlemiş Sayın Arınç.
Eleştirdim, demesi onun anlatımı.
Muhaliflerinin ve Milli Görüş hareketini engellemek isteyenlerin ne dediklerini, ne istediklerini ve niyetlerinin ne olduğunu, o eleştirilerden öğrenen, anlayan ve tedbirler üreten ise rahmetli Erbakan Hoca’mızdır.
“Hiç yanından ayırmadı” ifadesi de doğrudur sayın Arınç’ın. Hatta o günlerde, “Ayırmadı” fiili için rahmetli hocamıza gönül koyan, sabrının sebebini anlamakta zorluk çeken Milli Görüş fedakarlarını çok dinledik, biliyoruz.
Ayırsa idi, eleştirici halefi kim olacak sorusuna, cevap arayacak vakti de yoktu rahmetli Erbakan Hocamızın.
FETÖ’ye yaşlı gözlerle çok kez “Hoca’fendi” diyen ve fakat Bank Asya açılışının fotoğraflarında bulunmamakla övünen Sayın Arınç’ın, o fotoğrafta poz verenlerden Sayın Gül’ün dönüş senaryolarında olmadığını ifade etmesi ise, “Diyaloğumuz sürüyor” desteğine dayanmak gibi olmuş.
Siyasette olduğunda ne yapmış ki, binaenaleyh dönerse ne yapacakmış, denilecek Sayın Abdullah Gül konusu bir başka yazımıza kalacak.
Seçimlerin ve sandıkların ikliminde yaşananlar, gazetecilerin mizah malzemelerindendir. İstanbul ‘’İşte Paşa’m İstanbul’’ esprisiyle çalkalanırken, Antalya’da olanları Erdoğan Arıpınar’ın Mayıs 1968’de yayımlanan ‘’OY SANDIĞI’’ kitabından öğreniyoruz.

1950 seçimlerinde Antalya’da şakayı seven bir topluluk türemiş. Propaganda için kürsüye çıkan hatipleri takip eden bu topluluk, hatip ateşli ateşli sözlerini “Yapacağız, edeceğiz” diye bitirdikçe (Atma Recep din kardeşiyiz) diye koro halinde cevap vermiş; bu yüzden Antalya’da seçim o yıl bir hayli sakin geçmişti.