Günümüz Türkiye’sinde halinden memnun olan, içinde bulunduğu şartlara şükreden yok gibi bir şey!

Herkes halinden şikâyetçi!

Herkes hakkının yenildiği iddiasında!

Herkes mutsuz!

Peki, bu durumun sorumlusu kim?

Ben halimden yakınıyorsam! Sen halinden yakınıyorsan! O halinden yakınıyorsa!

Biz halimizden yakınıyorsak! Siz halinizden yakınıyorsanız! Onlar hallerinden yakınıyorlarsa!

Bu durumun sorumlusu kim?

Yönetenler mi sorumlu, yoksa yönetilenler mi?

İnancımız bizlere “neye layıksanız öyle idare olunursunuz” demiyor mu?

O zaman içinde bulunduğumuz sıkıntılı hallerden yakınmadan önce kendimize çekidüzen vermemiz gerekmez mi?

İçinde bulunduğumuz sıkıntılı hallerde işin en kolay tarafı sorumluluğu başkalarının üzerine yıkmak olsa gerek!

Başkalarını sorumlu tutup, kendimizi sorgulamadığımız sürece arzu ettiğimiz huzur dolu ortamlarda yaşamamız elbette hayal olacaktır.

Önce kendimizi sorgulamalı ve kendimize çekidüzen vermeliyiz.

Kendi kusurlarımızı, kendi günahlarımızı bizden iyi kim bilebilir? Elbette kimse bilemez!

İyi bir şekilde yönetilmek istiyorsak önce iyi bir yönetime layık hale gelmeliyiz.

Yönetilenler “biz kendimizi düzeltmeyiz, yönetenler kendilerini düzeltsinler” dediği sürece başımız sıkıntılardan asla kurtulmayacak demektir.

Neye layıksak öyle idare olunacağımızı aklımızdan hiç çıkarmamalı ve birtakım sorunlar yaşıyorsak sebebini önce kendi kusurlarımızda aramalıyız.

Ben layık olmasam, sen layık olmasan, o layık olmasa, biz layık olmasak, siz layık olmasanız, onlar layık olmasa hiç bu kadar sıkıntıya duçar olur muyuz?

Demek ki yaşadığımız sıkıntılı hallerin sorumlusu doğrudan doğruya kendimiziz!