İnsan, elindeki şeylerin değerini kaybettiği zaman daha

iyi anlıyor. Bir şeyler sürekli değişiyor Türkiye de. Yönetimler değişiyor,

yönetilenler değişiyor, isimler değişiyor, künyeler değişiyor. Değişimi bile

değiştiren bir zaman ve mekânda yaşıyoruz.

Cumhurbaşkanı seçilmiş, atanmış başbakan seçilmiş; kimisi

memnun halinden, kimisinin yüzü asık, kimileri de her fırsatta dört ayaküstüne

düşmenin keyfini yaşayıp, mutlu mutlu pozlar veriyor.

Şu bir gerçek ki derdimiz isimlerle değil. Ahmet olmuş,

Mehmet olmuş ne fark eder, zihinler aynı olduktan sonra. Mum olmuş ampul olmuş

ne fark eder, elektrik aynı trafodan geldikten sonra!

Yalnız, aklımıza gelen ve yüreğimizi yakan bir şey var.

Bakıyoruz parlatılıp, cilalanıp vitrine koyulan bu isimlerin çoğu, bir zamanlar

miting meydanlarında başparmaklarını kaldırarak sözler veriyordu. Milletimizin,

saadet ve selameti için diye haykırırken meydanlar dolusu insan onları

verdiği sözleriyle tanıyor ve güveniyordu. Onlar başparmaklarını kaldırdıkları

zaman, melekler şahit oluyordu içtikleri anda. Şahit oluyor ve defterlerine

yazıyorlardı bu sözlerini.

Peki, kime verilmişti bu söz Kimin huzurunda, kimin

adına yemin edilmişti çalışmak için Ortada önemi yadsınamaz bir lider vardı

doğru. Vardı ve bu lider Haydi, ayağa dediği zaman yüreğimiz titriyordu

bizim. Sanki kaldırınca ellerimizi semaya, imanımızı yumruk yapmış kaldırınca

Hak katına, melekler gülümsüyordu bize. Ama aslında Rahman a verilmiş bir söz

değil miydi bu Biz Bütün gücümüzle çalışacağımıza söz verirken Rabbimiz

şahit olmuyor muydu buna

Peki, şimdi, başka meydanlarda, başka sözler için

kaldırıyorsak elimizi bambaşka semalara, buna da şahitlik etmeyecek mi dünya

Tüm azalarımızın aleyhimize şahitlik edeceği gün, milyonluk mitingler gibi Hak

huzurunda toplanacağımız gün, başparmağımız şikâyetçi olmayacak mı bizden Bir

daha kaldırmadılar beni demeyecek mi Yüreğimiz hesap sormayacak mı bizden

Dünyalık çıkarlar uğruna heba ettiler benim heyecanımı demeyecek mi Sahi

nerde kaldı meydanlara sığmayan heyecanımız Yeni bir dünyayı kurmak için

dediğimiz anda kalbimizden taşan, didelerimizden yaş olup akan davamızın

büyüklüğü karşısında hissettiğimiz coşkumuz, şimdi hangi pınarlarda kurudu

Evet, isimler önemli değil bizim için. Biz, durduğumuz

yeri biliriz yalnızca. Bilir ve kıyamete dek orada durmak için yalvarırız

Rabbimize. Çünkü İnsan bastığı zemini tanırsa, kaymadan nasıl duracağını da

bilir uyarısını kalbimize kazımış bir liderimiz var bizim. Kuran ve sünnete

göre çizilmiş bir sınırımız var ve o sınırı aşmamayı, kendi aşırılıklarımızla

sınırlarımızdan taşmamayı görev biliriz.

Ve Biz varız deriz her fırsatta. Kim Hak adına bir söz

istese bizden, hiç tereddüt etmeden Bizi kaydet deriz. Çünkü Allah Resulü

Kim bu yolda benimle olur dediğinde hiç kimseden ses çıkmazken, hatta herkes

kızmaya öfkelenmeye başladığı anda, tereddütsüz Ben varım ya Rasulallah diyen

ve bunu kimseden korkmadan üç kez tekrarlayan Hz. Ali yi tanırız biz. Biz

varız deriz çünkü Allah Resulü öldüyse siz neden duruyorsunuz, kalkın ve

O nun gibi ölün deyip de varlığını meydanlara seren Ka b bin Malik i biliriz

biz. Ve onun sadece parmaklarından tanınabilen şahadeti tatmış bedenine,

meleklerin nasıl şahitlik ettiğini biliriz.

Yıllarca bizlere Önce var olmak diye öğretileni; sandık

ki var olmak yalnızca meydanları doldurmaktır. Sandık ki birkaç çalışma sertifikası

verilince var olma görevi yerine getirilmiştir. Oysa var olmak, varlığımızı

sunduğumuz davada can bulmakmış. Var olmak, eğer orada olmazsak yok olmakmış.

Sırtımızda taşıdığımız yükün belki farkında değildik bir

zamanlar. Söz verdiğimiz zaman bunun vebalini çok da fazla hissedemiyorduk

belki içimizde. Ama şimdi görüyoruz. Bir baharla çiçek olmaz diyenlere inat,

Her bahar bir çiçekle başlar diyerek; Kimse olmasa da ben varım sözünün

ağır yükünü omuzlarında taşıyan bir liderin izlerini her an gör(dük)üyoruz

yürüdüğümüz yolda... Verdiği sözün karşılığını veren ve ömrünün sonuna kadar

var olmanın gereğini yerine getiren o liderin, son anlarında bile verdiği sözün

yüreğinde ve başparmağının semada olduğuna şahit olduk.

Zemin kaygan biliyoruz. Yol zor, yolculuk çetin. Ve gün

gün yolunu değiştirenlere, başka okyanuslara karışmak için başka nehirlerden

akanlara şahit oluyoruz. Şahitliğimiz arttıkça sesimiz daha gür çıkmaya

başlıyor. Şahitliğimiz arttıkça dualarımız artıyor. Çocukluğumuza, gençliğimize

ışık tutan bu davadan uzaklaşmamak için... Omuzlarımıza yüklenen bu kutsal

yükle yoğrulmak için Yorulmak ama durulmamak, koşturmak ama bıkmamak için...

Dünyalık menfaatler çağırdıkça yanına, şahitliğimizi artırmak için...

Rabbimiz bize ömür verdikçe, kaydırmasın zemini

ayaklarımızın altından. Kaydırmasın ayaklarımızı güzel davasından. Gücümüze

güç, azmimize azim katsın. Sayımıza bereket, kalbimize heyecan katsın. Hakkı

hak olarak görmeyi, batılı batıl olarak görmeyi nasip etsin. Hakkı kaldırıp

yüceltmeyi, batıldan uzak durmayı nasip etsin. Dün verdiğimiz söze bugün de

riayet etmeyi, bugün yaşadığımız doğrularla yarınımızı görmeyi nasip etsin. Her

an yeminimizi tazelemeyi; kınayanın kınamasından korkmadan, alaycı bakışlara

aldırmadan, kırk yıldır neysek kırk bin yıl sonra da o olacağız demeyi bizlere

nasip buyursun Mevla!

Yazımızı, muhterem liderimiz Prof. Dr. Necmeddin Erbakan

hocamızın bizlere öğrettiği, heyecan ve azmimizi her an diri tutan Milli Görüş

yeminimizle noktalıyoruz:

Milletimizin saadet ve selameti için, yaşanabilir

Türkiye için, yeniden büyük Türkiye için, yeni bir dünyanın kurulması için,

bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da canla başla çalışacağımıza söz

veriyoruz.