BİR Çin atasözünü nakledeyim: “Biri, bir koltuktan kalkmak istemiyorsa; bilin ki, bunun altında farklı bir sebep vardır.” Gerek memurluk hayatımda gerekse STK’larda edindiğim tecrübe şöyledir: Bir yöneticinin aynı yerde ideal hizmet verebileceği süre 5 senedir. Ondan sonra çalışmalarında kendisini yenileyip yenileyemediği takibe alınmalıdır. Yenileyenler, tecrübelerini de kullanarak 10 sene ideal yöneticilik yapabiliyorlar. 

10 sene sonrakileri iyi kontrol etmek gerekir. Çoğu, kendini kurumuyla özdeşleştiriyor. Kendini bulunduğu kurumun sahibi gibi algılıyor; kurumsal başarıyı “kendi başarısı” gibi görmeye başlıyor. Ben olmasam burada işler yürümez, havasına giriyor. 10 sene sonrasında kendini bu hislerden kurtarabilen yönetici sayısı azdır. Bir yöneticiyi aynı yerde 10 seneden fazla tutmak risklidir. Ondan sonra, ya eşdeğer veya bir üst göreve getirilip farklı bir mekânda çalıştırılmalıdır. 

Hükümeti de 10 seneyi geçmiş yöneticilere benzetiyorum. 16. Louis misali, “devlet benim” demeye getiren tavırlar ortaya koyuyorlar. Bu işleri yalnız biz biliriz; başkası anlamaz, havasına giriyorlar. Bu yaklaşım “ehliyet ve liyakat” sahibi insanların atıl kalmasına yol açıyor. Devlet kurumları patinaj yapmaya başlıyor.  

AKP’nin bu havadan kurtulması için kendisini yenilemesi gerekir. Genel başkanları başlangıçta; dönemimizde, bir kişi en fazla 3 kere milletvekili seçilebilecek, siyasette 65 yaş sınırı getirilecek, demişti. AKP’liler vaatlerini tutmalı, cumhurbaşkanlığı makamı şaibeden kurtarılmalıdır. Hem de Erdoğan’sız ayakları üzerinde durmayı öğrenmelidirler. 

İLLÂKİ İKTİDAR MI? 

HÜKÜMET, iktidarda kalmak uğruna akıl almaz tavizler vermeye başladı. ABD’nin bir dediğini iki etmiyor. ABD 12 adada cirit atıyor; adeta işgal etmişler gibi. Üsler kuruyor; bize karşı silâhlanıyor. İktidarsa, hamasi nutuklarla işi geçiştiriyor. Şimdiye kadar İsrail’le normalleşen başka bir hükümet çıkmadı. ABD istemiyor, diye Suriye’yle 11 senedir üst düzey diplomatik ilişkileri kestik. 

Yalnız dış politika değil ki! Ekonomi, hukuk, eğitim, tarım, sanayi, teknoloji gibi hemen her alanda sıkıntılar var. Hele siyasi alanda! AKP, hangi yöntemle olursa olsun, illâki iktidarda kalmak istiyor. Bu hırs, kuralların çiğnenmesine yol açıyor. Önümüzdeki seçimlerde, siyasi partiler yine devletin bütün imkânlarını kendi hesabına kullanan bir iktidarla yarışacaklar. “Adalet” mülkün temelidir; ama haksızlık daha seçim döneminde başlıyor. 

Hükümet, Türkiye şartlarında, sorunların çözümünde ortak oldukları konularda “birlikte” hareket eden Altılı Masa’ya kafayı taktı. İyi de, 20 senedir muhalefet partileriyle bir araya gelmeyen sizsiniz! Şartlar, Altılı Masa’nın oluşmasını zorladı. Efendim, içinde CHP de varmış. Peki, sizin içinizde Doğu Perinçek yok mu? Hem de, “Hükümetin rotasını belirliyorum” diyen; “Biz Muhammet’ten ilerdeyiz” garabetini konuşan Perinçek! O zaman, siz önce kendinizi suçlayın! 

Hükümet o kadar banal davranıyor ki, kendilerine “serbest” gördüğü bir konuyu, muhalefet için “yasak” ilân ediyor. HDP ile “barış süreci” görüşmelerini hep bu mantıkla yürüttü. 

AYRIŞMA DEĞİL; İTTİFAK 

SAADET Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Altılı Masa ile Cumhur İttifakı’nı kıyasladı. “Tekli koltuk” karşısında “Altılı Masa” olduğunu anlattı. “Bizim ittifak toplantılarımızın adresi siyasi partilerin genel merkezi; diğer ortakların buluşma adresleriyse ev ya da Saray’dır” diyerek, Türkiye’nin iki anlayış arasında tercih yapacağını paylaştı: 

“Masa; birlik, beraberlik; dayanışma ve paylaşma; istişare, samimi sohbet ve buluşmak için âdil bir zemindir. Tekli koltuk; kutuplaşma ve ayrışma; hırs ve bencillik; tahakküm, sadece emir verme ve eşitsizlikleri büyütmektir. Siz, Altılı Masa’nın nezaketini anlayamazsınız!” (6.1.2023) 

AKP’nin 20 yıllık iktidarını gördük. Halkın verdiği büyük desteğin hakkını gözeten bir icraat ortaya koyamadı. Partizan davrandı. Ehliyet ve liyakat sahibi insanları hizmetin içine koyabilseydi, Türkiye her alanda, dünyada “öncü, lider ülke” olurdu. Milletimizi bundan mahrum etti. 

Anlaşıldı ki, böyle bir güzellik Saadet Partisi’yle temsil edilen, Erbakan Hoca’nın yetiştirdiği kadroların içinde bulunduğu Millî Görüşün işidir. Millî Görüş’ün temsil edildiği partiler 4 kere koalisyon yoluyla iktidar oldu. Efsanevî hizmetler yaptı. Türkiye’ye belediyeciliği öğretti. Kıbrıs Barış Harekâtı, manevi ve maddi kalkınma, denk bütçe, D-8’ler, havuz sistemi bunlar arasındadır.   

Yetişmiş insan potansiyeli yüksek bir ülkeyiz. Saadet Partisi iktidar yapılır; “hayra motor, şerre fren” olma anlayışıyla işe başlarsa, çok hızlı bir “atılım ve onarım dönemi”ne girilir.