Siyasi iktidara yakın medyanın yayınladığı bir dergi şöyle bir başlıkla çıkmış, “Taraf gazetesi bir Fetö projesiydi”. Bunun böyle olduğunu neredeyse 10 yıl sonra anlayabilmeleri, farkına varabilmeleri, tabir-i caizse “ayıkabilmeleri”, gerçekten de müthiş(!) bir şey. Vakt-i zamanında bunu söyleyenlere yapıştırdıkları “Ergenekoncu” yaftaları bir vebal olarak boyunlarında asılı ancak.

Bu “operasyonel” gazetenin yayınlarını, o tarihlerde muhafazakarlar pek bir seviyordu halbuki. Otobüste, vapurda pek çok muhafazakar insanımız, ellerinden mezkur gazeteyi düşürmüyor, attığı birbirinden maksatlı ve saçma sapan manşetleri bir gurur abidesi gibi ahaliye göstermeye uğraşıyorlardı adeta. 

Muazzam bir savrulma, müthiş bir “nereden nereye” hikayesi mi demeli buna, yoksa “Müslüman, aynı delikten iki defa sokulmaz” prensibi çerçevesinde “böyle aldanmak görülmemiştir” diye kestirip atalım mı, bilinmez.

Aynı şekilde, operasyonel gazetenin rahle-i tedrisinden geçip veya onun “piyasaya sürdüğü” isimlerin bugünkü performanslarına bakınca, yine aynı “fitneci” pozları kestiklerini görmek hiç de şaşırtıcı değil. 

Mezkur gazetenin ne menem bir şey olduğunu anlamak için bile neredeyse 10 seneye ihtiyaç varmış demek. Basiret, feraset, aklıselimin neden hayati öneme sahip kavramlar olduğunun canlı bir örneği!

Benzer bir durum ABD’nin Irak işgaline destek veren 1 Mart tezkeresi için de geçerli değil mi peki? 2003’te vuku bulan ve kabul etmediğimiz takdirde “memur maaşlarını bile ödeyemeyeceğimiz”, kabul edersek de “8.5 milyar doların anında hesabımıza geçeceği” türünden ifadelere neden olan 1 Mart tezkeresi, bir Müslüman ülkenin işgali gibi bir büyük vebal demek değil miydi? Buna onay vermek veya dolaylı olarak da olsa destek olmak da vebale ortak olmaktı tabi.

Siyasi iktidarın medyası, tam da bugünlerde neler yazıyor? Irak yönetimini eleştirirken “ABD işgaline ses etmeyen” diyor mesela. 1 Mart tezkeresiyle destek olmaya çalıştığımız işgal yani! Bu haberleri yapanlar, acaba bir kez bile tezkere aleyhine bir şey yazmışlar mıydı acaba? 

“Merdi kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler” misali, bir şeyi eleştireyim derken başka bir yerden kendi kabahatlerini ifşa ediyorlar ve muhtemelen ya haberleri yok bundan ya da “dün dündür bugün bugündür” felsefesine geçiş yaptılar çoktan.

Bu gazetelerden birinin edebiyatçı bir yazarı, geçen sene bile 1 Mart tezkeresinin ne kadar da doğru olduğunu yazabilmişti. Bir Müslüman ülkenin, emperyalizm tarafından işgaline destek çıkmayı, edebiyatçı kimliğine rağmen “doğru” olarak tanımlayabilmişti. Bugün de kalkıp “ABD işgali” diye yazılar yazacaklar muhtemelen. Sözün kıymeti kalmayınca, dün söyleneni bugün tekzip etmesinin de bir önemi kalmıyor tabi.

Beklenti odur ki, artık biraz basiretin, aklıselimin devreye girmesi, biraz daha itidalli ve uyaranları da dikkate alarak hareket edilmesidir. Öyle yapılmadığı takdirde manzara, züccaciyedükkanına giren filin ardında bıraktığından farklı olmuyor. Her şey olup bittikten sonra meselelerin farkına varılabiliyor, kandırılmalar, aldanmalar, kullanılmalar gırla gidiyor. 

“Sonradan ayıkmak” yerine “uyanık olmak” daha evla değil midir?