Büyük Arap İsyanı veya el-Sevretü’l-Arabiyyetü’l-Kübrâ, 10 Haziran 1916’da (9 Şaban 1334) meydana geldi. Bu isyan, Mekke’nin mukaddes kimliği ve itibarıyla ilişkilendirildi.
İsyan, Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in ateş açmasıyla başladı. Şerif Hüseyin, Osmanlı Hilafeti’ni devirmeyi ve kendisini yeni halife ilan etmeyi amaçlayan bir isyan başlattı. İngiliz sömürgecilerinin desteğini alan Arap lider, Türklerin öncülüğündeki Osmanlı Hilafeti’nin yerine geçmeyi hedefliyordu.
Mekke, bütün mezheplere mensup Müslümanların kıblesi ve mukaddes beldesidir. İslam’ın şartlarını ve iman esaslarını paylaşan Müslümanların tamamı, âlimler tarafından Ehl-i Kıble olarak ifade edilir. Sünniler, Şiiler, İbadiler ve diğerleri farklılıklarına rağmen hac ibadetlerini Mekke’de yerine getirmeye devam ederler.
Bunların arasında içtihadında hata etmiş olanlar bulunduğu gibi, cehaletleri sebebiyle doğru yoldan sapanlar da bulunmaktadır.
Dolayısıyla Mekke’nin itibarı, İslam’ın düşmanlarıyla birlikte hareket eden ve yoldan sapmış kimseler de dâhil olmak üzere Müslümanların desteğini kazanmak amacıyla kullanılmıştır.
Malezya’da İngiliz sömürgecileri, 1928 yılında Terengganu halkını sömürgecilere karşı mücadeleye sevk eden Tuan Guru Hacı Abdul Rahman Limbong hakkında da benzer şekilde hareket etmiş ve onu Mekke’ye sürgün etmişlerdir. Bununla birlikte birçok kişi bu cezayı memnuniyetle karşılamıştır; çünkü sürgün edildiği yer İslam’da kutsal kabul edilen Mekke idi.
Bugün de Mekke’nin itibarı bir kez daha, Osmanlı Hilafeti’nin yıkılmasındaki rolleri karşılığında ödüllendirilen ülkelerle bağlantılı medya organları tarafından istismar edilmektedir.
Bu ülkeler, geçmişte Filistin ve Beytülmakdis konusunda hayal kırıklığına yol açmış; bugün ise İsrail ve onu destekleyen ülkelerle ilişkilerini normalleştirmişlerdir. Aynı zamanda Filistin’i savunan ve İsrail’e karşı çıkanlara yönelik aşağılayıcı bir tutum benimsemektedirler.
1
Allah, insanlara zarar verebilecek fasık kimselerden gelen haberler konusunda müminleri dikkatli olmaya çağırmaktadır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, bilmeden bir topluluğa zarar verip yaptıklarınıza pişman olmamak için onun doğruluğunu araştırın.”
(Hucurât, 49/6)
Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
“İnsanların üzerine aldatıcı yıllar gelecektir. O yıllarda yalancı doğru kabul edilecek, doğru söyleyen yalancı sayılacak; hain güvenilir kabul edilecek, güvenilir kişi hain sayılacak ve Rüveybida konuşacaktır.”
“Rüveybida nedir?” diye sorulduğunda şöyle buyurdu:
“İnsanların işlerini yöneten değersiz ve aşağılık kimselerdir.”
(İbn Mâce, Sünen, Kitâbü’l-Fiten, 4036; Ahmed b. Hanbel, Müsned, Müsnedü’l-Müksirîn mine’s-Sahâbe, 7912. Ebû Hüreyre rivayeti; İbn Mâce rivayetinden alınan bölüm.)
Filistin meselesine gelince; Beytülmakdis, Siyonist İsrail tarafından ağır bir zulme maruz bırakılan bölgeler arasında yer almaktadır. Bu zulüm, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin askerî, mali ve diplomatik desteğiyle sürdürülmektedir. Bu durum bütün İslami mezhepler ve insani değerlere sahip insanlar tarafından kınanmaktadır.
Böylesine ağır bir zulmün sorumlularıyla ilişkileri normalleştirmeye yalnızca fıtratından sapmış az sayıdaki insan razı olmaktadır.
Buna karşılık, hâlâ belli ölçüde bağımsızlığını ve insanî duyarlılığını koruyan az sayıdaki ülke ve grup Filistin’e destek vermeye ve onunla dayanışma göstermeye devam etmektedir.
Dolayısıyla Mekke’nin kutsal toprakları, geçmişte olduğu gibi bugün de açık bir zulmü desteklemek için bir gerekçe olarak yeniden kullanılmaktadır.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.”
(Hûd, 11/113)
Mekke’nin kutsal topraklarını, insanları İslam’a ihanet etmeye, zulmü korumaya ve İslam’ı, kutsal toprakları ve halkını savunmak için samimiyetle fedakârlık yapan ve mücadele eden kimselere iftira atmaya yönlendirmek amacıyla kullanmak büyük bir günahtır.
Allah Teâlâ, Mekke’nin kutsallığını istismar eden müşriklerin cahiliye anlayışına ilişkin şöyle buyurur:
“Allah’ın mescitlerini, Allah’ı inkâr eden ve inkârlarına kendileri de şahitlik eden müşriklerin imar etmeleri doğru değildir. Onların amelleri boşa gitmiştir ve onlar ateşte ebedî kalacaklardır. Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.”
(Tevbe, 9/17-18)
“Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ı imar etmeyi, Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda mücadele eden kimseyle bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında eşit değildir. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.”
(Tevbe, 9/19)
“İman eden, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücadele edenlerin Allah katındaki dereceleri daha büyüktür. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”
(Tevbe, 9/20)
Bu ayetler, Mekke’ye gelenlere sundukları hizmetlerle ve onun binalarının bakımına yaptıkları maddi katkılarla övünen Mekke liderleri hakkında indirilmiştir. Aynı zamanda onlar Allah’a ve Resûlü’ne karşı çıkan, Mekke’deki mescidi ibadet için kullanan ve İslam’ı hâkim kılma mücadelesinin başlangıç noktası hâline getiren Resûlullah ﷺ ve sahabelerine karşı mücadele eden kimselerdi.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Onların Allah tarafından azaba uğratılmamaları için başka ne sebepleri olabilir ki? Onlar insanları Mescid-i Haram’dan alıkoyuyorlar ve onun gerçek sahipleri olmadıkları hâlde kendilerinin onun sahipleri olduğunu iddia ediyorlar. Onun gerçek sahipleri yalnızca Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır; fakat onların çoğu bunu bilmez. Onların Beyt’in yanındaki duaları ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildi. Öyleyse inkârınız sebebiyle azabı tadın.”
(Enfâl, 8/34-35)
“Şüphesiz inkâr edenler, insanları Allah’ın yolundan alıkoymak için mallarını harcıyorlar. Onlar bunu harcamaya devam edecekler; sonra bu harcamaları kendilerine bir pişmanlık olacak ve sonunda yenilgiye uğrayacaklardır. İnkâr edenler cehenneme toplanacaklardır. Böylece Allah, kötüyü iyiden ayıracaktır. Kötü olanların hepsini birbirinin üzerine yığacak ve hepsini cehenneme atacaktır. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.”
(Enfâl, 8/36-37)
Bu ayetler de Mekke’nin koruyucuları olmakla övünen, fakat Allah’a samimi şekilde iman etmeyen ve O’na ibadet etmeyen Mekke liderleri hakkında indirilmiştir. Onlar bunun yerine ıslık çalmak, şarkı söylemek ve Allah’ın dinini alaya almakla meşgul oluyorlardı.
Kur’an’da zikredilenler çağlar boyunca tekrar edecektir.
Bugün Mekke, bir kez daha Filistin’i hayal kırıklığına uğratan, Siyonist ve Siyonizm yanlısı ülkelerle daha fazla yakınlık gösteren ve hatta bazıları onlarla ilişkilerini normalleştiren ülkeleri desteklemek için kullanılmaktadır.
Batı medyası ve ona ortak hareket eden yerel medya organları, eski propagandayı yeniden yaymak için kullanılmaktadır. Bu propaganda, önceki yüzyılın başında Osmanlı Hilafeti’nin yıkılmasında bir rol oynayan silahlardan biriydi.
Bunun temel amacı, İslamî gücün yeniden yükselmesini engellemektir. Bu doğrultuda Siyonistler ve farklı çağdaş ideolojilere mensup çeşitli düşman gruplar ile münafıkların bir araya geldiği Ahzab ittifakı tarafından yürütülen bir gündem söz konusudur.
Bu grup, Siyonist Yahudiler tarafından farklı çağdaş ideolojilerden gelen çeşitli düşman gruplarla ve münafıklarla birlikte yeniden oluşturulmuştur.
ABDUL HÂDİ AVANG
Malezya İslam Partisi (PAS) Genel Başkanı
Tarih: 10 Rebîü’lâhir 1448 / 22 Eylül 2026
Kaynak metnin çevirisidir:
“Makkah Pernah Digunakan dalam Perisytiharan Revolusi Arab Menjatuhkan ‘Uthmaniyyah”
(“Mekke, Osmanlı’yı Deviren Arap Devriminin İlanında Daha Önce de Kullanılmıştı.”)
Kaynak: Harakah Daily, 21 Eylül 2026