“Fon krizi” ya da “siyasi kriz” adına ne derseniz artık.

Aslında her ikisi de.

Zira siyasi çekişmeler sonucu söz konusu krizin çıktığını dillendirenlerin sayısı hiç de azımsanmayacak oranda.

Öyle ki, “tarihimizde yaşanan en büyük vurgun” olduğu herkesçe kabul edilir oldu.

Muhtemelen bu satırları okuyanlar da tıpkı bizim gibi “fon”dan ve “borsadan, hisse senedinden” bihaberdir ama faturayı el birliğiyle ödeyeceğiz.

Öderken de haberimiz olmayacak ama acısını derinden hissedeceğiz.

20 milyar dolardan bahsediliyor.

Çok ama çok büyük vurgun.

Vurgun kadar büyük olan vurgunun geliş sürecinde “vurdumduymazlık” da söz konusu.

Ya da “nasılsa bize bir şey olmaz” kafası denebilir.

Haksız da sayılmazlar bir şey de olmuyor!

En fazla ön kapıdan girip arka kapıdan çıkılıyor.

Ekonomistler hatta biraz bu işlerle ilgilenen herkes “uzaktan görünen beyaz ışığın üzerimize gelen kamyon olduğunu” defalarca dile getirmiş.

Gerekli tedbirlerin ise alınmadığı artık gün gibi ortada.

“Aldık” diyen varsa da o zaman “beceriksizsiniz” denebilir…

Gelelim günümüze.

“Eski Türkiye”de olsa medya, taşı taş üstünde bırakmazdı.

Ama artık herkes “dilini ısırıyor”.

Zaman zaman ters düşsek ve eleştirsek de Yeni Şafak gazetesi, gerek manşetlerinde gerekse yazarları üzerinde bir noktaya kadar eleştiri yapabiliyor.

Fon krizinde Yeni Şafak gazetesi yazarları Aydın Ünal, İsmail Kılınçarslan ve son olarak Ersin Çelik “ucu nereye dokunursa dokunsun mutlaka hesap sorulmalı” merkezli yazılar yazdılar.

Ersin Çelik, bir adım daha ileri giderek, ülkemizde yaşanan ekonomik krize karşı yeterli adımların atılmadığına ve tarihimizin en büyük ekonomik vurgununun da iktidar merkezli yaşandığına dikkat çekerek, “Böyle giderse Ukrayna benzeri siyaset dışı biri gelir Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturur” diyerek en son sözü de söylemiş.

Sözünü ettiğimiz üç yazarın çıkış noktası; “Cumhurbaşkanı Erdoğan etrafına kümelenen birileri Erdoğan’dan habersiz icraatlarda bulunuyor ve hatta Erdoğan’a operasyon çekiyor. Siyasi fatura ise Erdoğan’a kesilecek. Bizler ülkemizi ve çok sevdiğimiz Erdoğan’ı korumak için bunları yazıyoruz” şeklide özetlenebilir.

Ama en azından yazabiliyorlar.

Zaman zaman Yeni Şafak gazetesinin manşetten hatta tam sayfa, faiz ve ekonomik kriz eleştirileri yaptığına şahit oluyoruz.

Albayrak grubundan en azından “ama”“fakat”lı eleştiriler geliyor…

Başlıkta da belirttiğimiz Akit’teki arkadaşların durumu var bir de.

Ülkede her olumsuz işi ne hikmetse Millî Görüşçülere yüklemeye çalışan “bakın bugün Milli Gazete ne yazmamış” diye her sabah kendilerini yırtan arkadaşlar derin bir uykuya dalmış durumdalar.

Evet herkes tarafından “ülkenin en büyük yolsuzluğu” olarak adlandırılan “fon vurgunu” henüz Akit’e uğramamış olacak ki okuyucularını böylesi bir gündemden haberdar etmemek için direniyorlar.

Aslında Akit’teki arkadaşlara ne ayıracak vaktimiz ne de ihtiyacımız var ama arada bir de olsa, "Hadsize haddini bildirmek, kırk yetime kaftan giydirmekten evladır" diye düşünüyoruz.

Tekrar Yeni Şafak bahsine dönecek olursak, ülkemizde birçok alanda ekonomik faaliyetleri bulunan grup belli ki ekonomik krizi çok derinden hissediyor.

Üstelik iktidarın tam göbeğinde olmalarına rağmen.

Varın gerisini siz düşünün.

İki gündür sosyal medyada iktidar trolleri tarafından linç edilen Ersin Çelik ise en azından gönül verdiği iktidara karşı ve sorumluluk duyduğu halka karşı görevini yapmış denebilir.

Akit’e ise iyi uykular diliyoruz.

Kâbusla uyanmasalar bari…

Zira burunlarının ucunu göremiyorlar.

Evet “fon”dan ve “borsa”dan pek anlamayız ama vatandaşın cebinden nasıl para çalındığını anlayabilecek kabiliyetteyiz.