Kalpgâhımızdın anne.

Canevimizdin.

Birisi Anadolu mu, dedi

Aslında Babadolu demek istedi.

Anaların o en yakın arkadaşını da sözsüz anımsatıverdi.

O tepeyi her sabah ve akşam inip çıkardı vasıtaların olmadığı elli yıl öncesinde baba şefkati.

İlticagâhımızdın baba.

Son sığınağımız, sevgili diyarımız; evimiz.

Öncülerimiz.

Hayatın şükranesiydi küçük şeylerle mutluluk.

Cefalar, gönül kırıklıkları, can sıkıcılıklar, büyük belalar, felaketler henüz zorlamamıştı küçük evin küçük pencerelerini.

İdeal düşünce, ahlâk, temiz fıtrat, güzel huy konuşulurdu akşam sofralarında; baykuştan daha korkunç televizyon tünemeden önce sehpaların üzerine.

“Aman ne hürmetli gelindi o öyle, kayınpederinin bir gün bile yemeğini aksatmazdı.”

Hayat üniversitesi bu muydu acaba.

Şimdi kurmaca öykülerle çocuklara duyurmaya çalıştığım erdemli davranışları, sınav stresleri arasında yüreklerine nakşetmeye bilmem gücüm yeter mi?

Aslında korkuyorum da dönüp derler mi acaba, “Anne bu zamanda öyle gelin kaldı mı, hani biz etrafta hiç görmüyoruz o fedakârlık abidelerini” diye.

Coşkun boğucu bir sel gelip boğazımı tıkayabilir bu soru ile o zaman neyi, hangi cümleyi hazır etmeliyim.

Kestirip atacaklar, “ kabil değil”.

O vakit, ihtiyar-ı sükût edip konu değiştirilecektir muhtemelen.

Siz bu meseleyi mutlaka deruhte edeceksiniz temennilerinde bulunup da.

Ben size prezante edeyim de merhameti, şefkati.

Siz ölüm kalım meselesi görmeseniz de.

Hoşa gitmeyecek şeyleri bir kez daha tekrarlayayım da, sonra güzel bir başlangıç yapayım şiire.

Yeşil, en etkili bildirisini okuyordu tepelerde.

Açıklı koyulu yeşil şarkıları çalıyordu ağaçların sinesine yerleştirilmiş taş plaklarda.

Tahta bavul devriydi.

Şimdi gardırop üzerinde kiminin özenle sakladığı, kiminin eskiciye satıp başından attığı hatıralar sandığı.

Bir anne gibi eğilmişken gölgesi balkona, iğdenin.

Sevgi dolu bir baba gibiydi, kasketini düzeltircesine çatısını dik tutan evler.

İplerindeki çamaşırlarla anne elinin izlerini anlatan bahçeler.

Uysal kedi yavruları ile yarışan çocukların mutluluk tablosuna dönmeliyim.

Bir valide sultanın muhtemelen hastalıktan ölen şehzadelerine katıla katıla ağlayışını sembol etmek üzere yaptırdığı o köşe çeşmesi.

Mahalle içindeki mezarlık .

Bekle bizi evimiz.

Bir yere ayrılma.

Kapıları kitle.

Çocuklara bak.

Sofraları kur.

Avluları süpür.

Ağaçları buda.

Maydanozları topla.

Gülleri sula.